14 Kasım 2018 Çarşamba

3 Ağustos 2018 Cuma

İçindekiler ve Bölümlerin Linkleri


2014-15 yılında yazdığım romanı tefrika olarak blog üzerinden yayımlamaya başladım. 

Kendine has özel becerileri olan Maya Mor’un, saldırıya uğradığı bölgede soruşturma yaparken; yeraltının sırlarını öğrenmesine, tesadüfen karşılaştığı diğer roman karakterleriyle ilişkisine ve bu karşılaşmalardan doğan etkileşimin bir sonucu olarak; gizli sırların, gizli kimliklerin açığa çıkmasına tanık oluyoruz.

Roman aşağıdaki bölümlerden oluşmaktadır.
Her hafta yeni iki bölümün (pazartesi, perşembe) linkini ekleyeceğim. Çok kısa bölümlerde gününü beklemeden -aynı anda- iki bölüm birden ekliyorum.

Yeni bölümleri izlemek ve anında haber almak için abone olunuz...
İlginizi çektiyse paylaşınız ve düşüncelerinizi yazınız.

2 Ağustos 2018 Perşembe

39. ve SON Bölüm: Yeni Bir Başlangıç

Önce 38. Bölümü Okuyunuz


BİTİŞ
Arabasına geldi. 
Bir adam, biraz derbeder bir adam, 
arabasının bagaj kapağının üzerine oturmuş 
sigara içiyordu.

Maya Mor hazırlandı, saat altı gibi pansiyondan çıktı. Kimseye görünmemişti. Zaten kaç gündür pansiyondakilerle ilişkisini kesmişti. "Yarın gitmeden önce buzları eritmem gerekecek" diye düşündü. Evini ve Kor’u özlemişti. Evinde olma, okuma, düşünme, yazma, film izleme ve sevdiği dizilere takılarak günlerce evden çıkmadan zaman geçirme arzusu ile doldu bir an. Bunlar Maya’nın istekleriydi; Mor, “işimiz var,” dedi.
Arabasına geldi. Bir adam, biraz derbeder bir adam, arabasının bagaj kapağının üzerine oturmuş sigara içiyordu.

Maya Mor yaklaştı, arabanın sahibi olduğunu belli edecek şeklide davrandı. Ama adam sadece ona bakıyor, yerinden kıpırdamıyordu. “Bana mı gülüyor?” Maya tanıdığı insanları düşündü, öncelikle burada tanıştıklarını. Hayır, bu adamı tanımıyordu. Ama adamın gönderdiği mesaj farklıydı. Adam onu tanıyormuş gibi davranmaya devam ediyordu. Teklifsiz bir hali vardı.

29 Temmuz 2018 Pazar

38. Bölüm: İç Hesaplaşma

Önce 37. Bölümü Okuyunuz

 



Akıp giden bir anı, zamanı, tarihi, yazgıyı; 
büyük ölçüde değiştirmiş miydi? 
Kişisel tarih çizgilerinin kaçının yolu, 
onun dokunmasıyla girdiği yoldan sapmıştı.
BİTİŞ

Maya Mor rüyasında; Derviş’i, Nysa’yı, Selim’i, kızları ve babayı gördü. Saat beş gibi yaşadığı işkenceye son vermek üzere kalktı oturdu, sonra balkona çıktı denizi seyretti, düşündü, vicdanını yokladı. Yaptıklarını sıraya koyup bir daha düşündü. Maya Mor’u düşündüren esas konu şuydu: Akıp giden bir anı, zamanı, tarihi, yazgıyı; büyük ölçüde değiştirmiş miydi? Kişisel tarih çizgilerinin kaçının yolu, onun dokunmasıyla girdiği yoldan sapmıştı. “Olayların gidişinde benim ne kadar rolüm oldu? Benim yüzümden neler değişti?” Hangi kader yolları, onun yoluyla, o istemeden çakışmıştı? Ki o zaman kendi rolünü oynamakta haklı olduğunu düşünürdü.

Derviş’in daha dün sabah, mağara evde yaptığı suçlamaları ciddiye almıştı. Derviş bilmeden, Maya’nın varoluşsal değerdeki bir sorununa dokunmuştu. Maya Mor’a ve ailesine göre olaylar; her ne kadar sayısız kader çizgisinin, birleşip-ayrıştığı, labirent gibi karmaşık ağlar zincirinin içinden doğsa da; öyle bir an geliyordu ki sayısız kişiye ait çizgiler birbirine yaklaşıyor, iç içe geçiyor, yoğunlaşıyor, orada bir kümelenme, bir düğüm oluşuyordu.

26 Temmuz 2018 Perşembe

37. Bölüm: Yüzleşme

Önce 36. Bölümü Okuyunuz

"Velhasıl insan acayip bir yaratık. 
Kim ki insanı çözdüm diyordur, 
yalan söylüyordur.”

Şeyda ve Serra, Maya’nın arkasından şaşkınlık içinde bakakalmışlardı onun gidiş tarzından çok sorduğu son soru onları dağıtmıştı. Sonra içeri biri girdi, bir adam. Bu sefer bir başka şaşkınlık daha yaşadılar. Bu adam babalarıydı, tanınmayacak hale gelmişti. Bir gece evde yoktular sadece. Ne olmuştu böyle! Sarhoş muydu?

Eda babasına atıldı: “Babam, ne oldu sana böyle?”

Serra koşup terliklerini getirdi, eğildi ayakkabısını çıkardı. Ayakta durmakta zorlanan adama güçlükle terliklerini giydirdi. Babalarını alıp az önce yan yana oturdukları divana götürdüler, arka yastığını divanın baş tarafına koyup babalarını yatırmaya çalışırken; Serra gözleriyle açık pencereyi işaret ederek ve gözlerini devirip, kafasını iki yana sallayarak, ondan bahsetmeyelim, işareti verdi Eda’ya.

23 Temmuz 2018 Pazartesi

36. Bölüm: Berrak Kafe: Eda ve Serra Kardeşler


Önce 35. Bölümü Okuyunuz



Binlerce yıl önceye ait bir fikrin, bir inancın; 
başka fikirlerin içinde, kendini görünmez kılarak, 
sezdirmeden varlığını sürdürdüğünü, 
bir virüs gibi hala yaşadığını keşfederdiniz. 

Büyük kız Eda, ortanca kız Serra; Sarıkent ’teki baraka evlerine geldiklerinde saat üçü geçiyordu. Tepeden aşağıya yürümüş, ter içinde kalmışlardı. Babaları yoktu. “Gelmemiş,” dedi ortanca kız Serra. “Gelir,” dedi Eda. Banyoya girip duş aldılar sonra mutfağa girip akşam için yemek yapma hazırlığına giriştiler. Sabahleyin yukarı evde olanları hiç konuşmuyorlardı.

Kafenin bahçesine bakan kapının tıklatıldığını duyunca irkildiler. Tanıdıklarından birilerinin onları yoklamaya geldiği akıllarına gelmişti hemen. “Hiç rahat bırakmayacaklar,” dedi Serra, “bıktım artık.”

“O cadı buraya gelmiş olabilir,” dedi Eda, teyzesini kastederek. Kapı yeniden tıklatıldı. Gelen gitmek istemiyor, ısrar ediyordu. Serra, hırsla kapıyı açtı. Maya Mor, kapıdaydı. Kızlar, kapıdaki bu kadını tanımadıklarını düşündüler ama gözleri bir yerden ısırıyordu onu. Sanki daha önceden gördükleri biriydi ama kim?

19 Temmuz 2018 Perşembe

35. Bölüm Osmanbey: Tarık Bey’in Evinde Olay Var

Önce 34. Bölümü Okuyunuz




Bundan sonra işler daha da çatallanacaktı.  
İçlerinden birini seçmek zorunda kalacağı 
birden çok yol açılacaktı önünde. 
Hangisini seçecekti?

Tarık Bey ve Harun, Şeyda Nur’un kızının hastanedeki işlerini tamamladıklarında saat üçe geliyordu. Harun, mezar yerini dahi ayarlamıştı. Yarın öğle namazından önce hastaneden alınıp defnedilecekti Şeyda Nur’un kızı.

Şeyda Nur’un torunu ile karşılaşması herkes için acı verici bir tablo olmuştu. Ölümün taze ve sıcak olduğu yerlerde bulunmak; çoğu insana, sevdiklerinin ölüm anlarını, cenaze anlarını, unutulmuş zannedilen anıları hatırlatır. İnsanlar böyle anlarda kendi ölülerine de ağlarlar, acılarını katmerleşmiş olarak yaşarlar. Kat kat. Ne kadar çok ölü varsa arkalarında, o kadar katlanmıştır acılar. Tarık Bey de hatırladı: Nisan’ın anne ve babasını hatırladı, ölmüş arkadaşlarını, vurulmuşları, yok edilenleri, en çok da anne ve babasıyla, karısını hatırladı.
Boğazında hissettiği yumru midesini bulandırdı, gözleri puslandı; etrafını iyi seçemez oldu. Taşlaşmış bir yüz ifadesiyle öylece ayakta dikilip kalmıştı. Ne ileri gidebiliyordu ne de geri. Ne yapması gerektiğini düşünemeyecek kadar donup kalmıştı. Harun gördü onu, usulca kolundan tutarak yandaki boş sandalyelerden birine oturttu, yanında kaldı, başını öne eğerek yanı başında ayakta bekledi.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

34. Bölüm: Teknede Bir konuşma Daha: Selim Baha ve Maya Mor

Önce 33. Bölümü Okuyunuz


Dünden beri Öz Emir’ini çiğnemişti. 
Sınır tanımayan Nysa buraya gelmiş,
yıllardır sabırla inşa ettiği emirlerini de, sırlarını da 
delip geçmişti.

Maya Mor iskeleye vardığında Selim, teknenin güvertesindeki şezlonga uzanmış kitap okuyor gibi görünüyordu. Oysa tekneye kadar olan iskele yolu boyunca onu gözlemleyerek gelen Maya, kitabı elinde sadece bir süs olarak tuttuğunu ve okumaktan çok düşündüğünü anlamıştı.  Nitekim Maya tekneye çıkana kadar Selim onu fark etmemişti bile. Selim’in üzerinde bir tişört ayağında ise şort vardı. Pilli radyodan New Age tarzı bir müzik yükseliyordu.

“Vangelis, nereden aklına geldi?”

Selim zıplayarak doğruldu: “Radyonun aklına gelmiş.”

Maya Mor radyoya gitti, sesini kıstı. Sonra ayağa kalkıp selamlaşmaya hazırlanan Selim’in yanına gelip iki yanağından sevgiyle öptü.

“Bugün, unutulmuş olmanın hüznünü yaşıyor gibisin.”

12 Temmuz 2018 Perşembe

33. Bölüm: Yeraltı Mezar Odasının Sırrı ve Geçmişe Açılan Kapı

Önce 32. Bölümü Okuyunuz

 



“Sen buraya geldiğinden beri hayatım değişti Maya Mor. 
Bir taşı harekete geçirdin. 
Ondan sonra onun çarptığı başka taşlar da harekete geçti, 
şu anda bütün taşlar yıkılıyor.”

Maya Mor, Nysa’ya, “hadi gidelim, geç oldu,” diyerek ayağa kalkmıştı ki, Derviş onu durdurdu. “Artık burada yaşayamayacağıma göre buraya ait bazı sırları açık etmem de bir sakınca görmüyorum. Size bir armağan vermek isterim Mor.”

Maya anlamıştı. Kalakalmış, heyecanlanmıştı. Bu, şu sıralar en fazla istediği bir şeydi. Burayı keşfettiğinden beri bu alanı araştırmak için zor zapt ettiği delice bir istek duyuyor, Derviş’in buradan gitmesini dört gözle bekliyordu. Başkaları buraya girmeden didik didik araştırmayı kafasına koymuştu. Sarıkent’e ikinci kez gelişinin altında yatan en önemli nedenlerden biri de buydu zaten. Burası keşfedilmeye hazır hazineydi, bir mirastı, bilinmeyen bir yerdi. Hangi arkeolog, hangi antropolog böyle bir gizemli yerden etkilenemezdi ki… Maya’nın karşısına çıkan hayatının fırsatıydı bu.

9 Temmuz 2018 Pazartesi

32. Bölüm: Baba Kasım'ın Soruşturması

Önce 31. Bölümü Okuyunuz

 




"Kilitlenmiş çenesinin arasından tıslayarak konuşuyordu. 
Dili ağzında rahat dönmüyor, sesler diline yapışıp kalıyordu. 
Mustafa adamdan gelen pas kokusunu duydu."


Aynı saatlerde bir adam çarşıdaki Kemal Bey’in kafesinde oturmuş, haber gönderdiği Mustafa’nın gelmesini bekliyor, önündeki ikinci birasını durmaksızın kafasına dikip, sigaraları birbirine ekleyerek aralıksız içiyordu.

Derken Mustafa göründü. Yüzü bembeyazdı, endişesini gizleyemiyordu. Bu adam, Berra’nın babası, onunla konuşmaya neden gelmiş olabilirdi. Babası, sabah erkenden Şeyda Nur’u götürmüş hala geri gelmemişti. Evden çıkarken bir ara annesine; adamın kafede beklediğini, kendisiyle konuşmak istediğini söylemek, aklından geçmişti ama bu ortalığı gereksiz yere alevlendirmek olacaktı. Sonunda kafasında bin bir soruyla adamın karşısına gelmiş, dikilmişti. Adam onu görünce hemen ayağa kalktı. İçtiklerinin parasını çoktan masaya koymuştu.

5 Temmuz 2018 Perşembe

31. Bölüm: Başka Bir Dünyaya Giriş

Önce 30. Bölümü Okuyunuz


"Yaşayan bir candan bahsediyoruz. 
Ölümün telafisi yok. 
Geri dönüşü yok.”


Derviş, Maya’nın; bu sahne bana bir şeyi hatırlattı, demesinin nedenini düşündü ama bu onun bulabileceği bir şey değildi. Maya Mor, bu içsel arayışa takılıp kalmış olarak yere bakarken, Nysa gelip onun omuzuna sevgiyle pat pat vurdu. “Nasıldı? Fena değildi bence.”

“Evet,” dedi Maya, kafasını kaldırıp.

“Bir kahve içelim,” dedi Nysa, “hepimiz hak ettik, bizim karşımızda içip durdun. Böyle lakayt seyirci de görmemiştim doğrusu.”

Derviş yerine oturdu, Maya karşısına geçti. Nysa kahveleri getirdi, sonra sandalyelerden birini getirerek iki koltuğun arasına yerleştirip oturdu. Sessizce kahvelerine içerlerken Nysa şöyle dedi: “Derviş neden bazı yerleri değiştirdin. Senin yüzünden şaşırdım, az daha rolden çıkıyordum.”

2 Temmuz 2018 Pazartesi

30. Bölüm: Bardacıklar: Kızkardeşler

Önce 29. Bölümü Okuyunuz


“Köy yeri burası 
herkesin her şeyi öğrenmesi için yarım saat yeter.  
Siz susacaksınız, biz de susacağız."


Saat öğlenin on ikisine geliyordu. Gülizar yatağına uzanmış gözleri tavanda yatarken, Fato gelenleri karşılıyor, çay getiriyor, onların getirdiği yiyecekleri alıp mutfağa taşıyor, arada Gülizar’ın yastığını düzeltiyor, bazen o küçücük odaya sıkıştırılmış sandalyelerden birini boş bulursa beş dakikalığına oturuyor, sonra ya mutfağa gidiyor ya da avluya çıkıp azıcık hava alıp geliyordu. Kızlar, annelerinin karşısına dizilmiş sandalyelerden ikisine yan yana oturmuştu. Hiç konuşmuyor, önlerinde kenetlemiş oldukları ellerine bakıyorlardı.

Ev sabahtan beri dolup taşıyordu. Bir gelen bir daha geliyordu. Bunu kimisi meraktan, kimisi de ayıp olmasın bugün onları yalnız bırakmamak lazım, diye düşündüğü için; çocuklarına bakmak veya ocağa yemek koymak veya yemeğin altını kapatmak için gidip, tekrar geliyordu.

28 Haziran 2018 Perşembe

29. Bölüm: Nişantaşı-Tarık Bey’in Gizli Görevi

Önce 28. Bölümü Okuyunuz

 


İçinde bulunduğu durumu unutabilse, 
İstanbul’un en hoş adamları 
beni karşılamaya gelmiş diye sevinir,
bundan bir övünç payı da çıkartabilirdi.


Tarık Bey telefonu kapattı, Nysa ile konuşmuştu. Saat sabahın yedisiydi. Nysa yola çıktığından beri günde iki kere arayarak olan biten her şeyi anlatıyor ve onun neler yaptığını soruyordu. Maya’nın haberi yoktu ama Kor’a bakma işi şimdi Tarık Bey’e kalmıştı. Remzi Bey, yukarı çıkarken Tarık Bey’e haber veriyor, üst kata birlikte çıkıyorlar, Remzi çiçekleri sularken o da Koruk’un mamasını veriyor, suyunu tazeliyor,  onunla konuşuyordu. Nysa çok ısrar ettiği için hiç istemeden kalkıştığı bir işti bu Tarık Bey’in. Ama eve yalnız girmeye razı olmamıştı. Nysa, bundan Maya’ya hiç bahsetmemişti. Hiç tanımadığını bildiği Tarık amcasının, Koruk’a bakmak için bile olsa, evine girmesinden hoşlanmayacağını akıl etmişti.

Dün akşam, oldukça geç vakitte, saat birde gerçekleşen bir başka konuşmada Nysa, Maya ile yeraltı mezarlarına gittiklerini sonra Selim ve Timothy’nin geldiğini anlatmış, elbette iki cesedi, onları Maya’yla birlikte uçurumdan aşağı attıklarını anlatmamıştı. Bunlar, Tarık Bey’in kaldıracağı konular değildi.  Bunlar, adamcağızın can evinden vurulmasına, telaşlanmasına, hatta hemen oraya doğru yola çıkmasına neden olacak kadar vahim konulardı. Tarık Bey’in normal bir insan gibi davranmasında şaşılacak bir şey yoktu ve özellikle Nysa konusunda oldukça korumacıydı.

25 Haziran 2018 Pazartesi

28. Bölüm: Yeraltı Mezar Evi - Derinlere İnen Kapılar


Önce 27. Bölümü Okuyunuz. 


 



Yüzündeki doğal mask, 
mimiklerinin görülmesi önünde bir engelledi.
Onu tanımak için derine inmek, 
içine girmek gerekiyordu.


Maya Mor, Yeraltı yapılarının olduğu yere geldiğinde aradan bir saat geçmişti. Çantası sırtındaydı, ayakkabılarının bıçaklarını açmış, kafasına beresini geçirmiş, güneş gözlüklerini takmıştı. Elinde eldivenler, üzerinde koyu yeşil pantolon ve tişört vardı. İkisi de terletmeyen özel bir kumaştan yapılmıştı. Bunları arabasının bagajında bulunan bavuldan çıkarıp giymişti. Gündüz vakti yeşillik bir alana bir iş için giderken bunları giyiyordu.

Derviş’in yeraltı evine geldi, girişin üzerindeki kapak kapalıydı. Maya kapağın üzerine kamuflaj amacıyla sürülmüş çamurların, yapıştırılmış çalı çırpının, aşınmış bozulmuş olduğunu gördü. Buraya gündüz ışığında gelen biri kapağı hemen keşfedebilirdi. Aşağı inmeden çevreyi dikkatle inceledi. Ormanın sesini dinledi. Kuş cıvıltısı duyamadığı için başını kaldırıp gökyüzünü taradığında; ilerideki uçurumun başladığı bölgeye birçok siyah kuşun inip çıktığını gördü: “Kuzgunlar…”

21 Haziran 2018 Perşembe

27. Bölüm: Nysa’nın Uzun Günü Değerlendirmesi

Önce 26. Bölümü Okuyunuz.

“Mor, beni artık tanıdığını söylüyor. 
Kimin kimi tanıdığını sana bir gün anlatırım. 
Ya da yazdıklarımı delil olarak okuturum. Belki bir gün."



Nysa, defterine bugün olanları yazarken kulağı kapıdaydı, Maya’nın gelmesini bekliyordu.
Tekneden ayrıldıktan sonra Maya bir sokak arasında durmuş: “Sen devam et, pansiyona git, benim bir yere uğramam lazım,” demişti. Gözleri, sokak lambasının ışığı altında kaplanın gözleri gibi sarı sarı parlıyordu.

“Nereye gideceksin?”

“Her şeyi sorma!”

“Peki tamam. Ne zaman gelirsin?”

“Bilmiyorum. Unutma, senin çocuğun değilim ve artık bu sorular can sıkıcı olmaya başladı.”

26. Bölüm: Teknede İki Adam Uzun Günü Konuşuyor


Önce 25. Bölümü Okuyunuz


“Maya bildiğim Maya değildi, Nysa ise hiç değildi. 
Bence bu sabah o bizi kandırmış. 
İkisi de kendilerini başka türlü göstermeyi başaran, 
gerçekte bambaşka olan iki sır küpü kadın.”

Selim Baha ve Timothy, Maya ve Nysa’yı geçirdikten sonra parlak ay ışığı altındaki dağınık sofranın başında hala oturuyor, konuşmadan müzik dinliyorlardı. İkisinin de yatmaya niyeti yoktu.

“Güzel bir geceydi,” dedi Timothy. Uzun zamandır böyle bir gece yaşamamıştı. “Küçükken gittiğim izci kampında gibi hissetim kendimi bir ara.”

Selim güldü. “Ben de öyle hissetim bir ara.”

“Az konuşuyorsun.”

“Hiç konuşmuyorum hatta Tim, düşünüyorum.”

“Neyi?”

“Maya ile Nysa’yı. Sana da bu gece farklı gelmediler mi?”

25. Bölüm: Sarıkent- Şeyda Nur, Misafirini Beklerken

Önce 24. Bölümü Okuyunuz


Deniz güzeldi. 
Ay ışığında nazlı nazlı sallanıyor; 
tuzlu, nemli kokusunu balkona kadar taşıyor, 
seyredenleri kendi ritmine uymaya davet ederek 
ancak böyle huzur bulabileceklerini fısıldıyordu. 

Şeyda Nur geç yatmıştı. Bütün gün çalışmış, yatakları hazırlamış, zeytinyağlı barbunya yaparak buzdolabına atmış, etleri öldürmek için soğanlı zeytinyağlı sosun içine yerleştirmiş, köpeğini iyice taramış, dolaplarındaki bir kısım eşyayı daha bugün satın aldığı iki küçük hurca yerleştirerek dolabında yer açmıştı. Gözleri kapanırken aklına Selo ve Maya geldi. O kadın çok şey biliyordu. Göründüğü gibi biri miydi O? Bugün başka biri gibi görünmüştü bir ara Şeyda Nur’un gözüne. Onun etkileyici biri olduğunu düşündü. Çok akıllıydı. Çok şey biliyor ve anlıyordu. Sonra Selo’ya kaydı aklı, içi üzüntüyle kavruldu. Onu çok arayacaktı. Son günleri huzur ve neşe içinde geçtiyse yanında Selo gibi bir arkadaşı olduğu içindi.

18 Haziran 2018 Pazartesi

24. Bölüm: Berra’nın Olmadığı İlk Gece

Önce 23. Bölümü Okuyunuz.




"Sen kendini kaybettin ama 
biz hala normal görünmeyi devam ettirmeye çalışıyoruz 
baba.”


Issız bir karanlığa bürünmüş olan Berrak Kafe, masaların üzerine kaldırılmış olan sandalyelerin alacakaranlıktaki tuhaf görüntüsüyle; yapayalnız, uzak, soğuk ve ürperticiydi. Bu gece müşteri kabul etmemişlerdi. Dolunaydan yarım aya doğru henüz evirilmekte olan Ay; bir saat önce doğmuş, yumuşak ışığıyla ortamı aydınlatmıştı. Hafif dalgayla hareketlenen denizdeki ışık kıvrımları; kafenin dibindeki kayalara çarpıyor, sivri çıkıntılarını, dalgaların ritmine uyarak parlatıyordu. Ay ışığı, kafenin arkasındaki barakayı aydınlatmak üzere bahçenin içinden süzülerek gelmiş ama içeri giremediği için barakanın kapısında durarak, kapıyı aydınlatmakla yetinmişti. Perdeler kapalı olmasaydı, odalara sızıp; dışarıdan bakan bir göze içeriyi gösterebilirdi.

23. Bölüm: Bardacıklar: Küçük Sırlar

Önce 22. Bölümü Okuyunuz.



-O benim kızım değildi, hiç olmadı. 
Benden nefret ederdi.
-Sana benzerdi.
-O yüzden daha çok nefret ederdi.

Gülizar ve Fato, iki saattir alçak sesle konuşuyorlardı. Birazdan kızlar buraya gelecek, yarın da evde taziye ziyaretlerini kabul edeceklerdi. Bunu Fato istemişti, doğrusunun bu olduğunu düşünüyordu. Kızlar annelerinin yanında olmalı, onunla birlikte görünmeliydiler. Bu Gülizar’ın istediği bir şey değildi. Hatta hiç istemediği bir şeydi. Ama o da normal görünmenin ne kadar önemli olduğunu bilirdi. Kızlar gelmeden bazı işlerini halletmek üzere yataktan kalktı. Yürüyerek tuvalete gitti. Aynada yüzünü inceledi. Güzel gözlerine korku sinmişti. O kadın gittiğinden beri aklı başında değildi. “O yaratık yaşıyormuş!” Doğru olabilir miydi? Oraya gitmeli, kendi gözleriyle görmeliydi ama nasıl?
Fato içeride bulaşıkları yıkıyordu. Gülizar'ın yürüyebildiğini yıllardır biliyordu ama kız kardeşine dair bildiği her şey; O'nun anlattıklarıyla sınırlıydı. Olaydan hemen sonra gittikleri hastanenin doktorları yürüyememesine yol açacak fiziksel bir neden bulamamış ve bu durumu Gülizar’ın geçirdiği travmaya bağlamışlardı.

14 Haziran 2018 Perşembe

22. Bölüm: Saklı Yer’in Beklenmeyen Ziyaretçisi


Önce 21. Bölümü Okuyunuz


 



Derviş adamdaki kötülüğü hissetti.
 İçi çamur gibiydi. 
Giderken yanındaki herkesi 
bu çamurun içine düşürüp kirletmek istiyordu.

Ay doğarken yeraltı evine doğru sessizce yürümekte olan Gölge, karşısında bir karaltı görerek durdu. Az önce evini kirleten o dört kişiyi arabalarına binene kadar takip etmiş, gittiklerini gözleriyle görüp rahatlamış olarak geriye dönmüştü ama şimdi ne yapacağını bilememenin sıkıntısıyla içi bulanıyordu. Üç dört saat önce burada iki adamı, Selo amcasını öldürdükleri için parçalayarak öldürmüştü. Derviş onların neden geri geldiğini biliyordu.  Buradaki yer altı odaları, bir tek Derviş’in muhteşem evinden ibaret değildi. Birbirlerine galerilerle bağlı birçok oda vardı. Onlardan birinde, elde ettikleri ganimetten arta kalanlar saklıydı.  Selo, “bakacak daha çok yer var ama gerek yok, galeriler çökmüş, onları açmaya kalkarsak hayatımız tehlikeye girer,” demişti. O iki adam Selo’nun satmaları için ara sıra verdiği kırıntılarla idare etmeyi bırakmış, önce onu günlerce takip etmiş, araştırmalar yapmış, hem Derviş’in varlığını hem de gizli yeraltı evini öğrenmişlerdi. Bütün bunları; Derviş’in uzaklara gittiği, yürüyüşlere çıktığı ve Selo’nun aşağıdaki evinde olduğu zamanlarda yapmışlardı.

11 Haziran 2018 Pazartesi

21. Bölüm: Bir Gece Macerası

Önce 20. bölümü okuyunuz.



 “Affetme gücü istiyorum. 
Ruhumu temizlemek, eski defterleri kapatmak, 
huzur bulmak istiyorum.”


Maya Mor Arabasını her zamanki yere bıraktı. Yukarı çıktılar, göleti geçtiler. Maya çantasından fenerini çıkarmıştı. Ormanın içindeki patikaya geldiler. Maya bir ara kısaca Derviş’ten bahsetti Nysa’ya. Selo’nun kim olduğunu anlattı. Onu öldüren adamların buraya gelirlerse Derviş’le karşılaşabileceklerini düşündüğünü söyledi. Nysa hiç sesini çıkarmadan dinlemişti. Maya Mor,  fenerin sınırlı ışığı altında sessizce dinleyen ve kolaylıkla ilerleyen Nysa’nın yüzünün değiştiğini görebiliyordu. Gözlerinde garip bir ışık vardı. Çok dikkatli ve çok ciddiydi. Tanıdığı Nysa’ya benzemeyen biriydi. Derken Nysa’nın elindeki tabancayı gördü. 

“Hey o nedir?”

“Yanıma aldım, ne olur ne olmaz diye.”

7 Haziran 2018 Perşembe

20. Bölüm: Gül Pansiyonu: Sürpriz Misafir


Önce 19. Bölümü Okuyunuz

 



-Başka ne biliyorsun?
-Biliyorsun değil, ne anladın, diyeceksin.


Maya Mor pansiyonun küçük bir holden ibaret resepsiyon bölümüne girer girmez aldı haberi. Gül,  bankete eğilmiş bir takım hesaplar yapmaktaydı. Maya’yı görünce kafasını kaldırdı ve havadisi verdi.

“Maya Hanım bir arkadaşınız geldi. Sizin yanınızdaki oda boştu, onu verdik.”

“Kim?” dedi Maya ama “kim” diye düşünmeye başladığı anda, aslında, “kim” olduğu aklına düşmüştü bile.

“Nisan Hanım,” dedi, Gül.

“Elbette!”

Maya Mor suratsız bir ifadeyle merdivenleri tırmandı, odasının yanındaki odayı yani Nysa’nın odasını, kapıya kulağını dayayarak dinledi. Hiç ses yoktu. Maya da sessizce kendi odasına yöneldi. Yalnız kalmaya fazlasıyla ihtiyacı vardı. Ama dehşetle fark etti ki, duymaya çalıştığı sesler kendi odasından geliyordu. “Nysa burada!”

4 Haziran 2018 Pazartesi

19. Bölüm: Yeniden Bardacıklar

Önce 18. bölümü okuyunuz.


“Bütün kadınların gözü üstünde kaldıydı. 
Evli, dul, kız fark etmez. 
Sokakta bir yürürdü ki görmeliydin, arkasından kokusunu bırakırdı. 
Hepimiz duyardık o kokuyu.”



Maya Mor arabasını bulabildiği en kuytu ve en uygun yere bıraktıktan sonra Karya-Maya olarak arabadan indi. Gülizar’ın oturduğu sokağa geldiğinde sokağın kalabalık olduğunu, erkeklerin bir kenarda bekleştiklerini, kadınların bir eve girip çıktıklarını gördü, burası Gülizar’ın eviydi. Olayı duyanlar taziye ziyaretine geliyordu, tıpkı aşağıda Sarıkent’de olduğu gibi. Maya bu şartlarda Gülizar’la konuşamayacağını düşünerek bir an durakladı. Beklemesinin bir anlamı olmayacağını, taziye ziyaretlerinin akşama kadar, hatta günlerce süreceğini biliyordu. Gülizar’ı yalnız yakalaması mümkün olmayacaktı.

O sırada kadınlardan biri Maya’yı tanıdı. Bu daha önce evine girdiği, Çiçek isimli genç kadındı. Kadın, Maya’yı görünce; sevinç, merak, endişe duygularının hepsini birden yansıtmayı becerebildiği bir yüz ifadesiyle koşarak Maya’nın yanına geldi: “Duydun değil mi olanları?”

31 Mayıs 2018 Perşembe

18. Bölüm: Teknede İki Adam: “Aşk Kuşkuyla Yaşamaz!”

Önce 17. bölümü okuyunuz.

 


"Nasıl biterse bitsin 
şu anda yapılması gereken bir şeyi yapıyoruz. 
Aşk, kuşkuyla yaşamaz.” 


Nysa’nın gidişinden sonra teknede koyu bir sessizlik hüküm sürerken; Selim Baha deniz gözlüğünü, paletlerini takıp denize atlamış, derinlere doğru yüzüp, gözden kaybolmuştu. Timothy’nin, kayıtlı arşivinde bulunan belgesellerden birini izlemeye başlamasından bir saat sonra Selim döndü, duş aldı, teknenin mutfağında; domates, biber, peynir ve karpuzdan oluşan atıştırmalık tabağını hazırlayarak güvertedeki sehpanın üzerine yerleştirdi, İki bira açtı. Timothy hala izlemeye devam ediyor, konuşmuyor, Selim’in saldırısını bekliyordu. Yine de birasına uzandı, karpuzdan ve peynirden bir dilim alıp ağzına attı. Selim de aynı şeyleri yapıyordu. İkisi de aç karınla tartışma yapmanın doğru olmadığını bilecek kadar tecrübe sahibi insanlardı.

“Başla!” dedi Timothy. Beklemekten sıkılmıştı.

Selim Baha, nerden başlayacağını bilemeyerek sustu. Konuyu açmak için uzun uzun bir şeyler anlatmaya gerek var mıydı? Timothy, zaten her şeyi biliyordu.

“Neden? Bilmezlikten gelme! Tek bir sorum var: Neden?”

28 Mayıs 2018 Pazartesi

17. Bölüm: Ölü Evi

Önce 16. bölümü okuyunuz.

 



“Fato teyze söyle de gitsinler artık. 
Kapıyı kapatalım. Başka kimse gelmesin."


Kafe kapalıydı. Ev ve mutfak olarak kullanılan prefabrik binaya birileri girerken birileri çıkıyordu. Maya da içeri girdi. Oturma bölümüne mutfaktan sağa dönülerek giriliyordu. Ailenin salon olarak kullandığı odaya açılıyordu burası. Kapı şu anda ardına kadar açıktı. Odanın duvarları beyaz badanayla kaplanmış, hiçbir şey asılmamıştı, temizdi, fazla eşya yoktu. Odada iki tane eski tip, karşılıklı yerleştirilmiş divan, sağda kafe bahçesini gören pencere önüne konmuş bir tahta masa, masanın etrafında dört siyah plastik sandalye, divanlardan birinin dibinde yüksekçe bir sehpa üstünde tüplü televizyon vardı. Yer; renkli geometrik desenli, kare taşlarla döşenmiş olarak bırakılmış, üzerine bir şey serilmemişti. Salon görevi gören bu odadan şu anda kapısı kapalı başka bir odaya geçiliyordu. Baraka, tren vagonları gibi art arda dizilmiş mutfakla birlikte üç odadan ibaretti. Mutfak, salon-oda, muhtemelen babaya ait olan dipteki oda.  Salon-odanın girişe göre solunda bulunan, arka bahçeye bakan iki kanatlı küçük pencereler şu an açıktı. İçeri girerken mutfak kısmında da arka bahçeye açılan bir kapı görmüştü Maya. “Mutfağın iki girişi var.”

16. Bölüm: Bir Cenaze Töreni

Önce 15. Bölümü Okuyunuz

 


“Şu Allah’ın belası yerdeki tek dostumu kaybettim. 
Benden başka kimse yoktu hayatında. 
Nasıl oldu bu? Kim yaptı bunu?"


Maya, camiye geldiğinde cenazeye katılan az sayıdaki kalabalığı görünce şaşırmadı. Gelenlerin çoğu kış yaz burada kalan, Selo’yu bilen ama onu yakından tanımayan kişilerdi. Bir kişi hariç. O bir kişi, açık başıyla, tek başına, cami bahçesinin bir köşesinde duruyordu: Şeyda Nur.

Karya-Maya onun yanına gitti, sarıldı. Kadın ağlıyordu: “Şu Allah’ın belası yerdeki tek dostumu kaybettim. Benden başka kimse yoktu hayatında. Nasıl oldu bu? Kim yaptı bunu? Vicdansızlar, ne istediler elin garibinden. Kimseye bir şey yaptığı yoktu. Kendi yağıyla kavrulurdu. Ne ele ne güne karışırdı. Bir tek köpeciği vardı şu hayatta, onu da öldürmüşler. Allah belalarını versin onların, ne istediler ondan. Belki de kaçıp geldiği o kişiler burada da buldu onu. İki gündür bunları düşünmeden duramıyorum.”

“Kimlerden kaçıyordu?” dedi Karya-Maya. O Karya Maya’ydı, buraya gelmeden kılık değiştirmişti.

24 Mayıs 2018 Perşembe

15. Bölüm: Sarıkent’te İkinci Ölüm

Önce 14. Bölümü Okuyunuz


                                                                         


-Başka arkadaşınız yok mu?
-Var elbette ama biz birbirimizi tercih ediyoruz.


Selim ve Timothy; erkenden kalmış, yüzmüş, kahvaltı etmiş, kahvelerini; geç gelen gazetelerine göz atma zevkini yaşayarak içiyorlardı ki Selim, lokantaların olduğu bölgede bir hareketlenme olduğunu gördü. Timothy’e, “gidip bir bakayım, merak ettim,” diyerek çıktı, yarım saat sonra döndü. Timothy, güneşin yakıcı etkisinden korunmak için içeri kaçmıştı.  “Ne olmuş?” dedi başını tabletinden kaldırmadan.

“Çok acı bir olay daha. Bir kız ölmüş. İntihar etmiş diyorlar. Daha onaltı yaşında.”

“Kim?” Timothy hayretle soruyordu.

“Şu ilerde çalışan kafenin sahibinin kızıymış. İsmi Berra’ymış.”

“Nasıl ölmüş?”

“Babasının av tüfeğin ağzına dayamış ve tetiği çekmiş.” Selim sorulara rapor verir gibi soğukkanlılıkla yanıt verirken, Timothy’nin gözleri giderek daha açılıyor, saçlarını sinirli sinirli eliyle tarıyor, bir yandan kafasını bir sağa bir sola sallıyordu. “Ne zaman olmuş?”

21 Mayıs 2018 Pazartesi

14. Bölüm: Kuşlu Gölet’in Gizli Sahibi

Önce 13. Bölümü Okuyunuz

 


“Niçin yaşamaları gerekiyormuş! 
Beni de buraya bırakmışlar. 
Ben yaşadım da ne oldu?"


Maya, ertesi gün Maya Mor olarak pansiyondan çıktı arabasıyla gölete doğru gitti, arabadan Kali-Maya olarak indi. Uzun bir yürüyüş yaparak önceki geceki olay yerine geldi. İçine düştüğü deliğin ağzı tahta parçaları ve taşlarla kapatılmıştı. Etrafta kimse yoktu. Maya eli belinde, bulunduğu yerden zar zor seçilen ilerideki barakaya doğru yürüdü. Kulübenin kapısı sonuna kadar açıktı, ihtiyatı elden bırakmadan içeri girdi. İçerideki azıcık eşya dağılmış, sağa sola saçılmıştı. Köşede dertop edilmiş çok eski pis bir şilte, yerde yığın halinde duran, betonlaşmış birkaç battaniye, lime lime olmuş birkaç minder, bir tane boş piknik tüpü, birkaç tane tencere ve tabak, içinde bardak, çatal, kaşık olan eskimiş bir kutu, eski bir iki gazete ve dergi vardı. Bir tanesi bir moda dergisiydi. Ve bir kitap vardı ki neredeyse parçalanmış bir kitaptı bu. Maya onu eline alıp, baktı: Mülksüzler. “Vay, vay, vay!” Kim, burada Mülksüzler'i okuyor olabilirdi. Başka bir kitap değil de neden Mülksüzler. Ne garip, diye düşünürken barakaya birinin girdiğini hissetti, hızla döndü, belindeki silahı; sihirli bir nesneymiş gibi elinde belirivermişti.

İşte bu oydu. Önceki günün esrarengiz adamı veya her neyse. Şimdi ışık vardı, evvelsi geceki gibi değildi ortam. Maya onu görebiliyordu. Hayretle soluğunu tuttu. Bu bir insana benziyordu ama…

17 Mayıs 2018 Perşembe

13. Bölüm: Teknede İki Adam: “Hatırlıyorum!”


Önce 12. bölümü okuyunuz



“Bazı ölümleri bütün ayrıntısıyla hala hatırlıyoruz. 
Ya on yıl sonra? Hatırlayacak mıyız?”
  
h
Selim Baha ve Timothy, tekneye yeni gelmişlerdi. Bütün günleri karakolda, Selo’nun evinin civarında, bir ara gölette; inceleme, soruşturmayı takip etme ve ifade vermekle geçmişti. Maya’dan hiç bahsetmemişler, kayıp ihbarını da geri almışlardı.

Şimdi ikisi de biralarını açmış, portatif sandalyelerine şortları ile yerleşmiş, konuşmadan oturuyordu. İçeriden gelen müziğin bir anlamı yoktu. Selim bir radyo açmıştı ve o kendi kendine çalıp duruyordu.

Timothy elindeki tableti sehpaya bırakarak kafasını arkaya yasladı, gözleri kapalıydı. Kumral, sarıya yakın renkteki dalgalı saçlarını, sol elinin parmaklarını tarak gibi kullanarak defalarca taradı, arada kaşıdı, karıştırdı sonra yeniden taradı. Kafası meşgulken hep böyle yapardı. Bir şey düşünüyordu, canı sıkkındı, bu çok belliydi. Ve Selim bekledi. Gözleri güya kapalıydı ama kirpikleri arasından arkadaşını gözlemeye başlamıştı.