Önce 26. Bölümü Okuyunuz.
Nysa, defterine bugün olanları yazarken kulağı kapıdaydı, Maya’nın gelmesini bekliyordu.
27. Bölümün Sonu
28. Bölüme Devam Ediniz
Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.
“Mor, beni artık tanıdığını söylüyor.
Kimin kimi tanıdığını sana bir gün anlatırım.
Ya da yazdıklarımı delil olarak okuturum. Belki bir gün."
Nysa, defterine bugün olanları yazarken kulağı kapıdaydı, Maya’nın gelmesini bekliyordu.
Tekneden ayrıldıktan sonra Maya bir
sokak arasında durmuş: “Sen devam et, pansiyona git, benim bir yere uğramam lazım,”
demişti. Gözleri, sokak lambasının ışığı altında kaplanın gözleri gibi sarı sarı
parlıyordu.
“Nereye gideceksin?”
“Her şeyi sorma!”
“Peki tamam. Ne zaman gelirsin?”
“Tamam,” demişti Nysa. İkna olmuş
görünüyordu. Uysal ve olağanüstü uyumlu bir havası vardı. “Sıkma canını Mor,”
demişti, “tamam ben hemen pansiyona gidiyorum, yoruldum aslında, daha bu sabah
yoldan geldim, düşünsene bir kere, daha yatağa girmeyi başaramadım.” O kendi kendine
kıkırdarken, Maya Mor ciddi bir yüz ifadesiyle ona bakıyordu.
“Bana bak Nysa, sakın beni takip
etmeye kalkma. Seni artık tanıdım. Bana masum numarası da yapma. Bırak herkes
kendi yoluna gitsin. Gelince de sana uğramayacağım, yatıp uyuyacağım, ben de
gerçekten yorgunum.”
Nysa, sana uğramam lafına takıldı
ama bir şey diyemedi. Daha fazla üstüne gitmek doğru olmayabilirdi. Ama merak
edecekti. Bu gerçekti. “Mor, merak ederim ama seni.”
“Etme!”
“Elimde değil. Seni bir parçam
gibi hissediyorum artık.”
Maya, daha fazla bir şey söylemesine
fırsat bırakmadan gerisin geriye yürüyüp gitmiş, yolları karıştırarak, köşeleri
hızla dönerek arka taraflardan Berrak kafeye doğru geldiğinde, Nysa gerçekten
de pansiyona girmiş, yatağına uzanmış, eline aldığı mor kapaklı defterine bugün
olanları yazmaya başlamıştı bile:
“Mor, beni artık tanıdığını söylüyor. Kimin kimi tanıdığını sana bir gün anlatırım. Ya da yazdıklarımı delil olarak okuturum. Belki bir gün.
“Mor, beni artık tanıdığını söylüyor. Kimin kimi tanıdığını sana bir gün anlatırım. Ya da yazdıklarımı delil olarak okuturum. Belki bir gün.
Yazmaya bugünün en sevimli bölümüyle
başlayacağım. Yemek anı... İki ayrı arabayla tekneye geldik. Tekne bodrum
yapımı o tanıdık ahşap teknelerden. Selim Baha’nın buna kaç para verdiğini merak
ettim ama ikinci el almış. On yıllık bir tekneymiş, çok pahalı değildir diye
düşündüm ama bunu söylemedim tabi. Teknenin kıç tarafında bir masa ve
sandalyelerden ibaret dört kişiyi alacak kadar rahat bir mekân vardı. Oraya
kurulduk. Selim güzel bir roka salatası yaptı, Timothy sardalyeleri mangalda
çevirdi. Bol bol kızarttı, mangalın başından ayrılmadı, orada yedi, içti. Ancak
yemek faslı bitince yanımıza gelip oturdu. Hepimiz rakı içtik ama Mor çok az
içti bir dubleyle oyalandı durdu.
Selim Baha, Maya’ya özel bir ilgi
gösteriyor bunu fark etmemek mümkün değil. Timothy, zaman zaman güya çaktırmadan
ikisini gözleyip durdu. Mor, bambaşka bir âlemdeydi. Gece boyunca düşündü durdu,
çok az konuştu. Ben onun ne düşündüğünü gayet iyi biliyordum ama diğerleri anlamadılar
tabii.
Dervişi düşünüyor, onu ne yapmalı,
diye düşünüyor. Selo’yu öldürenlerin o iki adam olup olmadığı kafasına takıldı.
Ya hata yaptıysam, diye düşünüyor. Bu durumda Derviş’i kışkırtmış olabileceği
ihtimali aklına geliyor. Adamların öldürülmesi onu sarstı, doğrusu ben hiç etkilenmedim.
O adamların hikâyesi karanlık, daha ayrıntıları bilmiyoruz bile, biraz eşelesek
kim bilir daha neler buluruz haklarında. Kılıçla yaşayan kılıçla ölür. Kural
budur veya su testisi su yolunda kırılır. Olan budur, başka bir şey değil. Kızın
intiharına da üzüldü. O konuda çok fazla ayrıntıya girmedi ama ben biliyorum.
Bu gece babayı evine doğru giderken görünce, hemen kalkmak istedi. Sanki ben
anlamadım. Ben de kalktım ama beni istemedi. Daha fazla ısrar edemedim, bu günlük
biraz fazla olacaktı. Ama bence eve gitti, kızlarıyla babalarının yaptığı konuşmayı
dinleyecek veya oraları şöyle bir kolaçan edecek.
Ah, Mor ah! Sen benden de tehlikeliymişsin.
Bugün ayakkabılarını ve senin ormandaki davranışını gördüm. Takdir ettim. Tam
da senin gibi bir arkadaşım olsun istedim bunca yıl, neyse ki boşuna beklememişim.
Seninle her yere gider, her türlü tehlikeyi göze alırım. Fark etmedim sanma. Orada,
o Derviş’in evinin oralarda, oradaki sen; sen değildin. Başka birine
dönüşebilme becerisine sahip birisi ancak masallarda mümkündür diye düşünürdüm.
Öyle değilmiş.
Burada dönen dolaplarla ilgili bana
çok az şey anlattı. Ama öğrendiklerim bana yeter. Mor’u buradan alıp gitmeyi hedeflemiştim
ama amacım değişti. Şimdi başka bir hedefim var ve onu benden başka yapacak kimse
yok.”
*
Maya Mor, odasına geldiğinde saat
üçtü. Yan odadan hiç ses gelmediğini duydu, sessizce kapısını açıp içeri girdi
ve kapıda dondu kaldı bir müddet. Nysa, Maya’nın yatağında yatıyordu, uyumuştu
ya da öyle görünüyordu. Maya, çok yorgundu, tartışacak hali yoktu. Üstelik
bu tartışmadan galip çıkma ihtimali oldukça zayıftı. Geceliğini giyip kendisine
ayrılan tarafa sessizce yattı. Bir ara Nysa’nın uykulu uykulu, “geldiğini
anlamak için burada beklemeyi istedim,” dediğini duydu. “İyi,” dedi Maya.
“Neredeydin?” dedi Nysa. Maya, ona anlatabileceği tek hikâyeyi, Şeyda Nur’un başına gelenleri kısaca anlattı. Kadının hayatı bir gecede değişmişti. Nysa dinlerken uyudu. Maya da kendini garip bir biçimde huzurlu hisseti. Nysa’nın yanında yatması ona tatlı bir huzur vermişti. Buna kafa yoracak hali yoktu. Son düşüncesi bu oldu ve rüyasında Nysa’yı gördü.
“Neredeydin?” dedi Nysa. Maya, ona anlatabileceği tek hikâyeyi, Şeyda Nur’un başına gelenleri kısaca anlattı. Kadının hayatı bir gecede değişmişti. Nysa dinlerken uyudu. Maya da kendini garip bir biçimde huzurlu hisseti. Nysa’nın yanında yatması ona tatlı bir huzur vermişti. Buna kafa yoracak hali yoktu. Son düşüncesi bu oldu ve rüyasında Nysa’yı gördü.
Nysa, Derviş’in yeraltı evindeydi.
Derviş’in elinde bir bıçak vardı. Nysa bağırıyor ama sesi çıkmıyordu. Bir ara
Maya, onun kendisine seslendiğini duydu. Buna benzer bir şeyi daha önceden de
gördüğünü hatırladı, uyandı. Hemen yanına baktı, Nysa yoktu. Hızla giyinip aşağı
indi. Kahvaltı edenler arasında da yoktu. Gül Hanım resepsiyondaydı, ona sordu,
o da kızına seslendi. Kızı, onu sabah saat yedi gibi pansiyondan çıkarken
görmüştü. Maya, Nysa’yı aradı telefonu kapalıydı, ya da çekmeyen bir yerdeydi. Bu
arada iki tane cevapsız araması olduğunu görmüştü. Hayretle telefonunun sesinin
kapatılmış olduğunu fark etti. Maya bunu kendisinin yapmadığına emindi: “Nysa!”
İki cevapsız numaranın sahibi de
Fato’ydu. Maya Mor, onun neden aradığını tahmin edebiliyordu. Gülizar, dün
Derviş’le ilgili anlattıklarını kardeşine söylemiş olmalıydı. Ne de olsa o da
bebeğin ortadan kaldırılmasında rol almış bir suç ortağıydı. Fato’yu aramadı.
Pansiyondan dışarı fırladı,
arabalara doğru gitti. Dün akşam arabaları, ara sokaklardan birine, tekneye
yakın bir yere arka arkaya park etmişlerdi. Şimdi orada Nysa’nın arabası yoktu,
sadece Maya’nın arabası orada duruyordu.
Maya Mor arabaya bindi, çalıştırdı
ve hızla tepeye doğru yol almaya başladı.
***27. Bölümün Sonu
28. Bölüme Devam Ediniz
28. Bölüm: Yeraltı Mezar Evi - Derinlere İnen Kapılar
Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder