7 Haziran 2018 Perşembe

20. Bölüm: Gül Pansiyonu: Sürpriz Misafir


Önce 19. Bölümü Okuyunuz

 



-Başka ne biliyorsun?
-Biliyorsun değil, ne anladın, diyeceksin.


Maya Mor pansiyonun küçük bir holden ibaret resepsiyon bölümüne girer girmez aldı haberi. Gül,  bankete eğilmiş bir takım hesaplar yapmaktaydı. Maya’yı görünce kafasını kaldırdı ve havadisi verdi.

“Maya Hanım bir arkadaşınız geldi. Sizin yanınızdaki oda boştu, onu verdik.”

“Kim?” dedi Maya ama “kim” diye düşünmeye başladığı anda, aslında, “kim” olduğu aklına düşmüştü bile.

“Nisan Hanım,” dedi, Gül.

“Elbette!”

Maya Mor suratsız bir ifadeyle merdivenleri tırmandı, odasının yanındaki odayı yani Nysa’nın odasını, kapıya kulağını dayayarak dinledi. Hiç ses yoktu. Maya da sessizce kendi odasına yöneldi. Yalnız kalmaya fazlasıyla ihtiyacı vardı. Ama dehşetle fark etti ki, duymaya çalıştığı sesler kendi odasından geliyordu. “Nysa burada!”

Kapının kilidiyle uğraşmadı bile, tokmağı çevirdi kapı açıldı. Nysa’yı kendi yatağına uzanmış,  televizyon izlerken buldu.

Nysa, Maya Mor’u gördü ve çok ters bir zamanda geldiğini elbette hemen anladı ama hiç renk vermedi. Yataktan fırladığı gibi kendini sevgili Mor’un kucağına attı. Ona sıkı sıkıya sarıldı: “Gerçekten çok özlemişim.”

Maya Mor söyleyeceği şeyleri bir anlığına unutmuştu ama o bir anlık şaşkınlık geçince, iki eliyle Nysa’yı kendinden uzaklaştırdı. Sonra arkasını dönerek soyunmaya başladı ve o arada sordu:

“İçeri nasıl girdin?”

“Kapıdan.”

“Sana anahtarı mı verdiler?”

Nysa gayet doğal bir şey yapmış gibi açıkladı: “Yo, ben aldım. Yedek anahtarlar aşağıda,  kasanın arkasındaki tahtada asılı. Hiç görmedin mi?”

Maya Mor bu mantıklı açıklamaya verecek cevap bulamadı. Ne diyebilirdi ki. Banyoya gitti. Giderken Nysa’ya yan yan bakıp, “eşyaları mı karıştırma, hiçbir şeyi,” dedi. Kendini patlamaya hazır bir bomba gibi hissediyordu.

Onun duştan çıkmasını bekleyen Nysa, “bana üç nedenden dolayı kızmış olabilir,” diye düşünerek yatağa uzandı. “Birincisi, onu Selim’e ihbar ettiğim için kızmış olabilir. Ki bu konuda haklı.”  Nysa bu konudaki hatasını tartışmasız bir şekilde kabul ediyordu.  Selim, aklına gelince ona sinirlendiğini hissetti. “Buraya gelmiş ama hiçbir işe yaramamış anlaşılan. Ona söylemeseydim daha iyi olurdu belki de. Bir de sevgilisini de buralara kadar sürüklemiş. İkincisi, buraya gelmeme sinirlendi. Ki bu da doğal. Ona haber vermedim ama verseydim şimdiye kadar çoktan başka bir yere yerleşmişti bile.” Nysa bunlar aklına gelince kendi kendine muzip muzip güldü:  Olsun onu yine bulurdum. Ve üç, çok acayip şeyler olmuş, onlara canı sıkılmış olabilir.” Nysa bu ihtimallerden kendisi ile ilgisi olmayan üçüncü ihtimalin üzerinde durmayı daha rahatlatıcı, bir müddet sonra da daha gerçekçi bulmaya başladı.

Derken Maya Mor duştan çıktı, Nysa’ya aldırmadan onun yanında odada hiç kimse yokmuş gibi rahatlıkla çıplak çıplak dolaştı. Krem süründü, iç çamaşırlarını ve eşofmanlarını giydi. Sonra Nysa’nın karşısına dikildi. Bu süre zarfında Nysa da gülümseyerek onu izlemişti.

“Benim yanımda bu kadar rahat davranman iyi bir şey Mor," dedi, “bu sadece derin arkadaşlıklarda görülen bir şeydir.”

Maya Mor’un iri gözleri, her nasılsa bir yılan gözü gibi ince, çekik, kısık kısık bakan ürkütücü bir çizgiye dönüşmüştü, uzaktan gözlerinin rengi seçilemiyordu. Maya’nın sesi; aniden ortaya çıkmış soğuk hava dalgası gibi ürpertti Nysa’yı.

“Ben herkesin yanında böyle rahatımdır. Şimdi senden gitmeni rica ediyorum, yorgunum ve düşünmem gereken şeyler var. Yarın görüşürüz ama bu gece değil.”

Nysa, “tamam, ama…” dedi ayağa kalktı. İlk iki ihtimalle ilgili bir şeyler sorarak Maya’yı kışkırtmak istemiyordu, ama üçüncü ihtimali mutlaka sormalıydı: “Mühim haberlerimi vermeden gitmem. Birincisi Kızıl Cek’i buldum. İkincisi senin Selim Baha gey çıktı. Yanındaki Timothy de sevgilisiymiş.”
Maya Mor’un aklı, iki farklı haber arasında asılı kaldı bir süre.  Bugün bütün dünya elbirliği etmiş, onu sıkıştırtıyordu.

“Kızıl Cek ölmemiş miydi? Bana öyle demiştin.”

“Der gibi yapmıştım. Hayır, yıllardır onu arıyordum, nihayet buldum.” Nysa kısaca Cek’in ailesini, yıllardır onları nasıl gözlediğini ve en son olayı anlattı.

“Yani,” dedi Maya Mor, “onlar, karısı ve çocukları mıydı sence?”

“Yüzde yüz. Ertesi gün Paris’e uçtular. Ama aktarmalı bir uçuşmuş. Esas gittikleri yeri de öğrendim: Arjantin. Orada yaşıyor eminim. Onlar gidince ben de bari yanına geleyim dedim. Son günlerim stresli geçti.”

Maya Mor bir an için suskun kaldı. Kendini düşündü: “Ah, burası nasıl da sakin bir yer, bir bilsen,” dedi ve sonra sustu. Daha fazla bir şey anlatmak istemiyordu.

“Hah!” dedi Nysa içinden: “Yakaladım! Çok acayip şeyler olmuş.”

Bu arada ayaktaki Nysa, çoktan Maya’nın yatağına yerleşmiş, yatak ile komodin arasına sakladığı çok önceden açılmış şarabı çıkarmış, bir sihirbaz marifetiyle abajurun arkasından çıkardığı bardaklara usul usul şarabı doldurmuş, bardaklardan birini elinde aniden bitiveren kırmızı bir gül demeti gibi Maya’ya sunmuştu. Durumu değiştirmek için iki dakika Nysa’ya yetmişti bile. Şimdi manzara farklıydı. Az önceki kasvetli hava gitmiş, Maya’nın odası, kızlar yatakhanelerinde sık rastlanılan, dedikoduyla dolu esrarlı akşam muhabbetlerinin; tatlı, huzur verici havasıyla dolup taşmıştı.

“Ee, Selim’e ne dersin?” dedi kışkırtıcı bir şekilde.

Maya, eski bir hikaye artık, der gibi elini bir kaç kez salladı.

Nysa, önce ele sonra da Maya'nın yüzüne baktı kaldı. "Yani sen anlamış mıydın?" 

“Elbette. O ikisini yan yana görür görmez. Timothy de açık etmek için elinden geleni yapıyordu.”

“Ha,” dedi Nysa, “ben de çok önceden anladın zannettim. Benden önde değilsin yani. Ben de o ikisini yan yana görünce anladım.” O zaman Nysa, dedikodularına konu olan ikiliyle sabahki karşılaşmasını anlattı. Bu arada birinci bardakları bitmişti bile. Nysa el çabukluğuyla hemencecik ikinci bardakları da dolduruvermişti. Bunları yaparken sohbetini hiç kesmiyor, gözlerini Maya’dan ayırmadan yapılması gereken işleri yüzüne yerleştirdiği o tatlı gülümsemesiyle yapmayı başarıyordu. Maya ikinci bardağı, karnının aç olduğunu, dokunabileceğini söyleyerek reddetti. Nysa bardağı geri alırken, Maya’nın gözlerinde sarı bir ışığın çakıp söndüğünü gördü. İçi ürperdi. Bu başka Maya Mor’du. Bu Mor, ona birini hatırlatmıştı, bir filmden veya bir romandan bir sahneyi, oradaki bir karakteri. “Ama hangisi?”

Kandırmaca üzerine doktora tezi yazacak kadar bilgi ve görgü sahibi olan Maya Mor, olan biten her şeyi gizli bir tebessümle izliyordu. İçindeki Karya, benzer numaraları yapan bir rakip bulmanın zevki ve hırsıyla ortaya çıkmak, oyuna katılmak istiyordu ama Maya Mor onu bastırdı.

Nysa, ışık çakmasının üzerinde durmayarak hikâyesine devam etti. “Zavallı Tim, Selim’e askıntı olduğumu zannetti, oysa ben onları kışkırtarak olayı çözmek istemiştim.” Nysa burada kıkırdayarak güldü. “Selim’i ilk gördüğüm andan itibaren onun farklı olduğunu anlamıştım zaten.”

“Nereden anladın,” dedi Maya, “pek belli etmiyor.”

“Ha, o belli etmediğini zannediyor. Ama ben anlarım canım. Biraz araştırma yapmamın da faydası oldu doğrusu. Buraya da öyle geldim.”

Maya hayretle sordu: “Gizli bilgilere nasıl ulaştın ki?”

“Onlar gizli olduğunu zannediyor. Tim’in, ‘limandan limana’ ismini verdiği bir blog sitesi var. Selim Baha ismini gugullayınca hemen karşına çıkıyor zaten. Timothy, tekne gezintilerini anlatmış, günlük gibi yazılmış anılar bunlar. Bu aralar buraya geleceklerini bile yazmış. Eh bol bol resim de vardı. Satır aralarından ve fotoğraflardan bir şeyler çıkardım. Herkes göremez ama ben malum soruyu soran gözlerle baktığım için yeteri kadar ipucu buldum. Bu sabah da ufak bir denemeyle son ve kesin darbeyi indirerek gerçeğe nihai olarak ulaşmış bulunuyorum. Artık ikimiz de rahat edebiliriz. O adam ne sana, ne da bana yarar.”

Maya Mor artık dayanamıyordu, kahkahalarla gülmeye başladı. Bütün ciddiyetini, soğukluğunu, uzak durma, araya duvar çekme çabalarını tuzla buz etmişti Nysa.

“Sen niye benim buraya geldiğimi yumurtladın ki?”

Nysa hafiften heyecanlandı ama belli etmedi: “Hah, işte birinci ihtimal gündeme geldi.”

“Yalnız kalmayasın diye. Gerçi Selim’in bir işe yaradığını zannetmiyorum ama biri olsun istedim yanında, seni düşünecek ve belki de senin de düşünebileceğin biri.”

İçerideki Karya kahkahalar atıyordu: “Bakın hele, sanki dünyanın en masum insanıymış gibi. Bu hatun herkesi kandırır ama beni asla."

Maya Mor’un gözünde yine sarı bir ışığın çaktığını gördü Nysa. Yanılmamışım, diye düşündü: “Gerçekten de gözlerinde kıvılcım çakıyor.”

Nysa tebessümünü yüzünden uçururken, gerçek bir endişeyle sordu: “Mor senin gözlerinde bir sorun mu var? İkidir gözlerinde bir kıvılcım çakıp, sönüyor.” Lafı değiştirip, konuyu dağıtmak için yapmamıştı bunu.

Maya Mor başını sağ yana eğip, dudaklarında yerleştirdiği hafif tebessümle uzun uzun baktı Nysa’ya. “Tanımadığın biri seninle sohbet etmek için can atıyor,” demedi, onun yerine şöyle dedi: “Evet, gerçekten de bir sorun var. Birkaç kere emar çektirdim ama bir şey bulmadılar. Beyinle ilgili bir sorun olduğunu düşünüyorlar.”

Karya, içeride bir yerlerde gülüyordu. Bu fikir ondan çıkmıştı.

Nysa, hayretle baktı Maya’ya, “ciddi bir şey mi peki?”

“Bilmem,” dedi Maya, “ama küçüklüğümden beri özellikle aile arasında bilinen bir vaka bu. Bu zamana kadar bir şey olmadıysa, bundan sonra da olmaz sanırım.”

“İyi o zaman,” dedi Nysa, gerçekten rahatlamıştı.

“Konuyu dağıtma,” dedi Maya, amacı buysa boşuna uğraşıyordu. “Hayır, iyi yapmadın. Onlar, beni zor durumda bırakabilirlerdi.”

“Nasıl, neden?” dedi Nysa, “ne oldu, anlat bana Mor. Canını sıkan nedir?”

Maya’nın sakinliği gitti: “Nysa, insanların canını senin sıkmış olabileceğini neden kabul etmek istemiyorsun.  Buraya yalnız kalmaya, bir işi halletmeye geldim. Herkesi ayağıma doladığın gibi bir de sen çıkıp geldin!”

Nysa’nın yüzünden üç saniyeliğine bir gölge geçti, sonra hemen toparladı: “Haklısın. Tamam, yarın giderim. Seni görmek istemiştim.” Beni değil Selim Baha’yı, diye düşündü Maya Mor ama hemen ardından, bundan çok da emin olmadığını fark etti.

Nysa devam etti: “Hem Koruk’u hiç sormuyorsun çok özledi seni.”

“Haberini alıyorum Remzi’den sen merak etme. Daha bu sabah sordum yakında da döneceğim zaten. Sen ilgileniyorsun diye içim rahattı aslında. Remzi senin oradan ayrıldığından hiç bahsetmedi.”

“Ben tembih etmiştim,” dedi ve devam etti Nysa:  “Söyle Mor, canını en çok sıkan ne? Benim hainliğim mi, buraya gelişim mi, yoksa başka bir şeyler daha var mı?”

İşte o sırada çaldı Maya’nın telefonu, arayan Selim’di. O gece yakalanan o iki adamın serbest bırakılmış olduğunu öğrendiğini bildiriyordu.

Maya sıkıntıyla, “ama onlar büyük bir ihtimalle Selo’yu öldürmüşlerdi,” diye söylenirken, Nysa gözlerini kısmış, kulaklarını dikmiş, dikkat kesilmişti. Karşı taraftaki Selim: “Evet ama ellerinde delil yoktu, ayrıca yerelden bazı tanıdıkları da ortaya çıkmış, avukat bulmuşlar. Onlar da bırakmak zorunda kalmış. Bana anlatılanlar böyle. Başka türlü tuhaf ilişkiler de olabilir ama onu şimdilik bilemem,” dedi.  
“Tamam,” dedi Maya, aynı anda kafasında binbir düşünce dolaşıyor ve telefonu bir an önce kapatmak istiyordu. Selim Baha sıkıntılı olduğunu hissettiren bir sesle sordu: “Nysa burada, onu gördün mü?”

“Elbette,” dedi Maya, “şu anda benim yatağımın üzerinde ve sana öpücüklerini gönderiyor.” Bir sessizlik oldu. “Peki, sen de ona sevgilerimi ilet,” dedi Selim Baha kibarca. “İletirim” dedi Maya Mor, “sen de Timothy’e sevgilerimizi ilet.” Selim Baha şaşkınlık içinde telefonu kapattı. Karşısında oturan Timothy’e, “biraz tuhaf bir konuşma oldu,” dedi.

Maya Mor telefonu kapattıktan bir saniye sonra ayaktaydı. İki dakikada giyindi, Nysa’nın şaşkın bakışları altında ayakkabılarını giydi, sırtına çantasını aldı: “Ben gidiyorum birisinin hayatı tehlikede olabilir.”

Nysa fırlayıp kapının önüne dikildi: “Ne olduğunu anlatmadan, şuradan şuraya gidemezsen Mor!”

“Anlatamam, zaman yok. Ayrıca anlatmak istemeyebilirim de, burada kal ve yarın İstanbul’a dön!”

“O zaman ben de geliyorum!” dedi Nysa. Maya onun şık şortuna, askılı bluzuna baktı. Suratını buruşturarak konuştu. “Nisancığım, bu kıyafetle olmaz, ben ormana gidiyorum”

“Ne!” dedi Nysa, “bana Nisan deme! Ben de geliyorum.”   

Maya dışarı çıkamıyor, Nysa kapının önünden ayrılmıyordu.

“Mor lütfen bana beş dakika izin ver gidip pantolon giyeyim, tam seninki gibi siyah kıyafetlerim var. Lütfen Mor.”

“Hayır,” dedi Maya Mor: “Çekil! Çıkmam lazım!”

“O zaman seni takip ederim. Ben de araba kiralayarak buraya geldim. Yemin ederim peşini bırakmam Mor!”

Maya Mor hayatında bir iş üzerindeyken hiç bu kadar zor durumda kalmadığını düşündü. Daha doğrusu, buna benzer tuhaf bir durumda. Bu kadın gerçekten büyük bir belaydı.  Maya’nın içinden Nysa’yı çekip yatağa fırlatıp, kapıyı açıp gitmek geldi. Ama ona güvenmiyordu. Jandarmaya, Selim’e ve hatta ailesine bile haber verebilir, ortalığı birbirine katabilirdi. Nysa’yı onunla karşılaştıran talihine küstü. Nysa’nın hasta olup olmadığını düşündü. Şimdiye kadar bu konuyu hiç düşünmemiş,  daha çok onun anlattığı hikâyenin etkisinde kalmıştı.

Bir müddet karşı karşıya kaldı iki kadın. Gerginlik, sessizlik, düşünme ve karar verme anı… Maya Mor, bir deliyle karşı karşıya olup olmadığını düşünürken; Nysa, “hemen geliyorum!” diyerek odadan fırladı, Maya yatağa çöktü, düşüncelere gömülmüş olarak bekledi. Nysa, bir örümceğin kurbanlarını ağır ağır ağıyla sarması gibi, onu sarmaya başlamıştı. Nysa’nın hazırlandığı o beş dakikada Maya Mor, o çok sevdiği evden taşınmaya karar vermiş olarak doğruldu. İzini kaybettirmesi gerekiyordu. Onu ne sırtında ne de yanında taşıyamazdı. Bu kadar ilgiyi, boğucu ilişkileri hiçbir zaman istememişti. Her zaman kaçtığı bu duruma, karşı koyma çabasına rağmen, düşmüş olmayı kendine yediremiyor, olan biteni anlamaya çalışıyordu.

İçinde, Maya ve Mor ayrışmaya başlamıştı bu da fena bir haberdi. İzin verseler bu konu bir tartışma konusu olacaktı. Maya, o muhteşem empati kurma yeteneğiyle Nysa’yı anlamanın bir yolunu bulmaya çalışacak; Mor soğukkanlı aklıyla, duyguları karıştırmadan bu soruna bir çözüm yolu bulmaya deneyecekti. Şu anda ağır basan Mor’du ve "beni daha fazla sarıp sarmalamasına izin vermemeliyim" diyordu.

Nysa siyahlara bürünmüş olarak fırtına gibi odaya daldı. Hiç konuşmadılar, birlikte sessizce dışarı çıktılar. Arabaya binerken Maya Mor kafasına kar maskesine benzeyen ince, siyah beresini taktı ve aynı anda Nysa’nın da kafasına benzer bir bere taktığını gördü Maya hayretle.

“ Onu nereden buldun?”

“Yanımda vardı. Ah be Mor! Ben seni çok iyi tanıyorum. Sen eşyalarını hazırlarken buna benzer şeyleri bavuluna koyduğunu görmüştüm, ben de hazırlanırken benzer şeyleri yanıma alsam iyi olur diye düşündüm. Ne de olsa karanlıkta dikkat çekmek istemeyiz değil mi?”

Maya Mor bir kere daha ne yapması gerektiğini düşündü. “Bu kız benim tahmin ettiğimden de tehlikeli biri olabilir.”

“Başka ne biliyorsun?”

“Biliyorsun değil, ne anladın, diyeceksin.”

Bu arada Maya arabayı çoktan çalıştırmış, gölete doğru sürüyordu. “Ne anladın?”

“Senin karanlık biri olduğunu, gizli işler çevirdiğini, dövüş sporlarında usta olabileceğini, başını belaya sokmakta usta olduğunu, yine de onları bir çeşit artık o da her nasılsa çözebildiğini veya senin buna inandığını, kendini Batman’in kadın versiyonu zannettiğini ve daha bir sürü şey anladım.”

Maya Mor güldü. Dayanamamış gülmüştü. “Fena değil,” dedi. "Gider gitmez evden ayrılmalıyım" kararının altını bir kere daha çizerek kafasından attı bu konuyu. Şimdilik.
***
20. Bölümün Sonu


 21. Bölüme Devam Ediniz 

 



Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder