29 Temmuz 2018 Pazar

38. Bölüm: İç Hesaplaşma

Önce 37. Bölümü Okuyunuz

 



Akıp giden bir anı, zamanı, tarihi, yazgıyı; 
büyük ölçüde değiştirmiş miydi? 
Kişisel tarih çizgilerinin kaçının yolu, 
onun dokunmasıyla girdiği yoldan sapmıştı.
BİTİŞ

Maya Mor rüyasında; Derviş’i, Nysa’yı, Selim’i, kızları ve babayı gördü. Saat beş gibi yaşadığı işkenceye son vermek üzere kalktı oturdu, sonra balkona çıktı denizi seyretti, düşündü, vicdanını yokladı. Yaptıklarını sıraya koyup bir daha düşündü. Maya Mor’u düşündüren esas konu şuydu: Akıp giden bir anı, zamanı, tarihi, yazgıyı; büyük ölçüde değiştirmiş miydi? Kişisel tarih çizgilerinin kaçının yolu, onun dokunmasıyla girdiği yoldan sapmıştı. “Olayların gidişinde benim ne kadar rolüm oldu? Benim yüzümden neler değişti?” Hangi kader yolları, onun yoluyla, o istemeden çakışmıştı? Ki o zaman kendi rolünü oynamakta haklı olduğunu düşünürdü.

Derviş’in daha dün sabah, mağara evde yaptığı suçlamaları ciddiye almıştı. Derviş bilmeden, Maya’nın varoluşsal değerdeki bir sorununa dokunmuştu. Maya Mor’a ve ailesine göre olaylar; her ne kadar sayısız kader çizgisinin, birleşip-ayrıştığı, labirent gibi karmaşık ağlar zincirinin içinden doğsa da; öyle bir an geliyordu ki sayısız kişiye ait çizgiler birbirine yaklaşıyor, iç içe geçiyor, yoğunlaşıyor, orada bir kümelenme, bir düğüm oluşuyordu.
İşte öyle anlarda kader yollarını görünür kılan olaylarda bir patlama yaşanıyordu. Dönüm Noktası bu anda yapılan seçimler sonucu, kader yolları birbirinden ayrılmaya başlıyor ve bu Seçme Zamanı sonunda yeniden oluşan başka bir akışa göre ilerlemeye devam ediyorlardı ta ki yeni bir yoğunlaşmaya kadar.

Sarıkent ve çevresinde son on gündür yaşananlar; olayların birleşip, kader yollarının billurlaştığı bir ana denk gelindiğinin bir işaretiydi Maya’ya göre. Bu yoğunlaşma hangi ilk olayla başlamıştı. Ve o ilk taşı kim oynatmıştı? Maya Mor, içeri geçip komodinin üzerinde duran büyük boy defterini ve kalemini alıp tekrar balkondaki masaya döndü. Olan biteni yazıp, oklarla birbirine bağlayıp, oluş sıralarını belirten numaralar koyup, büyük bir zihin haritası hazırladı. İşi bittiğinde ilk taşı oynatanı bulmuştu. Sonra kahkahalarla güldü. “O, bunun farkında bile değil Bu iyi bir şey.”  Sonra kendine döndü.
Kendi bilinçli seçiminin sonucu gerçekleşen ve gidişatı değiştiren bir tane müdahale buldu: Kasım’ın intiharı. “Pişman değilim.” Bu temel bir müdahaleydi. Kendisi yardım etmese adam bunu başaramazdı. Ama diğer yandan Selim müdahale etmeseydi, adam kızları gönderip bunu yapacak hatta belki de bir mektup bırakıp, Berra’nın ölümünü üstlenecekti. Maya’nın açık pencereden içeride olanları dinlerken anladıkları bunlardı. Selim’in adamın hemen arkasından mutfağa girdiğini, arkadaki mutfak penceresinin yarı açık perdesi arasından görmüştü. O da, Selim de; kızların itiraf etmesini beklemişlerdi. Veya Selim,  jandarmanın gelmesini beklemişti.  Bu da mümkündü. Ama ya onlar müdahale edene kadar adam kızları öldürseydi. “Belki daha iyi olurdu. Bundan sonra nasıl bir hayatları olacak? Dayanabilecekler mi? Bambaşka bir dünyaya uyum sağlayabilecekler mi?” Maya, adamın kızları öldüreceğini hiç sezmemişti. O, sezgilerine güveniyordu. “Yine de ne kadar emin olabiliriz? İnsanız biz. İnsan, en umulmadık davranışları gösteren tek yaratıktır. Öngörülmemiş durumlar yaratabilir.”

Kafasına takılan en önemli konulardan biri Berra’yla yaptığı konuşmaların onun ölümünü hazırlayıp hazırlamadığı sorusuydu. Bunu bilmiyordu işte. O konuşma, bazı şeyleri hızlandırmış olabilirdi. Maya Mor’un derdi müdahale etmemek değildi. O yaptıklarının gerekli olup olmadığını tartışır, olası sonuçları hesaplar ve ortaya çıkan sonuçların ana akış çizgisiyle ne kadar uyumlu olup olmadığına bakardı.

Berra konusunu Maya vicdanına sordu. Bunu yapan sadece Maya’ydı. Mor’u işe karıştırmamıştı. Maya’nın içinde bir vicdan pusulası vardı. Kuzey demek; soğuk, habis-vicdan demekti. Bilinçli yapılan kötülükler, kötü niyetlerle kader yolunu değiştirmek; kuzey demekti. Böyle bir durumda, pusulanın ibresi kuzeyi gösterirdi. Güney; sıcak, selim-vicdan demekti. Bilinçli yapılan iyilikler, iyi niyetlerle kader yolunu değiştirmek; güney demekti. Böyle bir durumda pusulanın ibresi güneyi gösterirdi. Maya, iyi niyetlerle yapılan her müdahalenin her zaman iyi sonuçlar vermediğini de bilirdi. Müdahalenin iyi niyetle yapılmış olması yeterli değildi, sonuca da bakmak gerekirdi.  Doğu ve Batı noktaları etkisiz noktalardı. Yapılan müdahalenin bir etkisi olmadığını düşündüğünde ibre bu iki yerden birinde olurdu. Aslında bu iki nokta nirengi noktalarıydı. Önemli olan ibrenin gitmeye çalıştığı yöndü. İbre güneye veya kuzeye doğru mu yol alma eğilimindeydi. Hangisi? Maya’nın ibresi, kuzeybatıda kalmıştı. Demek ki Berra, konusunda içi rahat değildi.

Ama soğukkanlı Mor araya girerek esas sorumlunun kendileri olmadığını söyledi. “Onlar bizim yolumuza çıktı, biz onların yoluna çıkmadık. Ölebilirdik. Bunu soruşturmak hakkımızdı.”  Maya buna itiraz etmedi ama ağzında acılık vardı.  Acılığın başka bir dünyada yaşayan kızlara hatta babaya acımaktan kaynaklandığını biliyordu. Çoğunluktan farklı bir titreşime yakalanmış, acı çeken ama mutlu olmaya çalışan ve uyum sağlamayı reddeden insanlardı onlar.

Derviş de canını sıkıyordu. O gün, o tepede, kendisini bayır aşağı yola yuvarlayarak onu bulmalarını sağlayan Derviş olmalıydı. Kızlarla konuşurken bir rüyayı hatırlar gibi; aklına düşen sesleri, körük sesini hatırlamıştı. O sesler, Derviş’in nefes alışverişi olmalıydı. Gördüğünde bunu Derviş’e sormaya karar verdi. Onu bir kere de düştüğü delikten yine Derviş kurtarmıştı. Bunları yapan bir insan kötü olabilir miydi? Mor, yine araya girdi. “Kötülük nedir?” diye sordu. “İnsanlar birçok şey yapıyor, kötü oldukları için mi yapıyorlar onları? Hayır! Ama yaptıkları şeyler kötü şeyler olabiliyor. Salt kötülük çok nadir bir şey ama var. Bunu biliyoruz. Ama buradaki konumuz o değil.”

“Baba kötü müydü?” diye sordu Maya.

“Evet, elbette kötüydü. O kötü değilse kime kötü diyeceğiz? Unutma salt kötüyü tartışma dışı bıraktık. O da her neyse?” dedi Mor.

“Kötü olduğunun, özellikle kötülük yaptığının bilincinde olan karakterler var. Özellikle çizgi romanlarda vardır böyle tipler. İcat edilmiş karakterler. İyiyi göstermenin yollarından biri budur. Siyah-beyaz netliğinde bir gerçeklik sunarsın: ‘İşte bu kötü dersin. Bakın bu da onun tam karşısında. Gördünüz mü? İşte bu iyidir,’ dersin. Ama gerçek hayatta ben ne duydum, ne de gördüm.” dedi Maya.
Mor devam etti: “Konumuza gelirsek, evet baba kötüydü. Çünkü küçük kızlarının beynini değiştirdi, çünkü onlardan kendi zevki için yararlandı, çünkü kızlarının bebek katili olmasının yolunu açtı, çünkü Gülizar’ı başka bir insana dönüştürdü, insanlıktan çıkardı aslında. Son olaylar olmasaydı daha da devam edecekti.”

“Gülizar… O da ayrı bir konu. Baba Berra’yı sevmişti ama. Bunu anladık. Son anda diğer kızları da kurtarmaya kalktı.” dedi Maya.

“Peh, bir sürü seri katil de öldürdükleri cesetleri seviyor.  Kaldı ki kendini öldürmesi akıllıca bir işti. Bundan sonra nasıl yaşayacaktı hapishanede. E, bunları düşünmüş olmalı.” dedi Mor.

Maya, Mor’un haklı olduğunu düşünse de, bu olayı böyle bir basitlikte açıklayarak, çözülmüş saymayı kabul edemediğini hissediyordu. Burada nedeni ne olursa olsun bir trajedi yaşanmıştı. Nedeni ne olursa olsun bunu yaşayan insanlar acı çekmişti, daha da çekeceklerdi. Baba hariç. Belki de Selim’in yapmaya çalıştığı, bilinçaltından hissettiği de buydu. Baba acı çekmeliydi, bu kadar ucuz kurtulmamalıydı. Peki, böyle bir adalet anlayışını savunmak doğru muydu? İnsanlar; kendi cezalarını, kendilerinin verme hakkına neden sahip olmasınlar ki? Selim tersini ima etmişti, buna inanıyordu; “cezalandırılacak bir şey varsa onu da biz yaparız. Cezalandırma hakkı; benim, devletin elinde olmalı.” Bu bir yandan ne kadar büyük bir güçtü bu. Diğer yandan eğer öyle olmasaydı; başka cezalandırıcıların ortaya çıkması korkunç sonuçlar doğurabilirdi, nitekim doğurmuştu da ama insanın kendi kendini cezalandırma hakkı başka bir şeydi Maya Mor’a göre. İkisi de bu konuda hemfikirdi ve Baba Kasım için karar verirlerken tam da bu gerekçeden hareket etmişlerdi. Ve çizilmiş olan kader yolu da buna işaret ediyordu. Kasım bunu planlamıştı, onlar engel olmasaydı, yapacağı zaten buydu. O zaman neden adam kaderini yaşamasındı ki…

***
38. Bölümün Sonu

39. ve SON Bölüme Devam Ediniz


Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder