Önce 37. Bölümü Okuyunuz
38. Bölümün Sonu
37. Bölüm: Yüzleşme
Akıp giden bir anı, zamanı, tarihi, yazgıyı;
büyük ölçüde değiştirmiş miydi?
Kişisel tarih çizgilerinin kaçının yolu,
onun dokunmasıyla girdiği yoldan sapmıştı.
BİTİŞ
Maya Mor rüyasında; Derviş’i, Nysa’yı,
Selim’i, kızları ve babayı gördü. Saat beş gibi yaşadığı işkenceye son vermek üzere
kalktı oturdu, sonra balkona çıktı denizi seyretti, düşündü, vicdanını yokladı.
Yaptıklarını sıraya koyup bir daha düşündü. Maya Mor’u düşündüren esas konu
şuydu: Akıp giden bir anı, zamanı, tarihi, yazgıyı; büyük ölçüde değiştirmiş
miydi? Kişisel tarih çizgilerinin kaçının yolu, onun dokunmasıyla girdiği
yoldan sapmıştı. “Olayların gidişinde
benim ne kadar rolüm oldu? Benim yüzümden neler değişti?” Hangi kader
yolları, onun yoluyla, o istemeden çakışmıştı? Ki o zaman kendi rolünü
oynamakta haklı olduğunu düşünürdü.
Derviş’in daha dün sabah, mağara
evde yaptığı suçlamaları ciddiye almıştı. Derviş bilmeden, Maya’nın varoluşsal değerdeki
bir sorununa dokunmuştu. Maya Mor’a ve ailesine göre olaylar; her ne kadar
sayısız kader çizgisinin, birleşip-ayrıştığı, labirent gibi karmaşık ağlar zincirinin
içinden doğsa da; öyle bir an geliyordu ki sayısız kişiye ait çizgiler
birbirine yaklaşıyor, iç içe geçiyor, yoğunlaşıyor, orada bir kümelenme, bir
düğüm oluşuyordu.
İşte öyle anlarda kader yollarını görünür kılan olaylarda bir patlama yaşanıyordu. Dönüm Noktası bu anda yapılan seçimler sonucu, kader yolları birbirinden ayrılmaya başlıyor ve bu Seçme Zamanı sonunda yeniden oluşan başka bir akışa göre ilerlemeye devam ediyorlardı ta ki yeni bir yoğunlaşmaya kadar.
İşte öyle anlarda kader yollarını görünür kılan olaylarda bir patlama yaşanıyordu. Dönüm Noktası bu anda yapılan seçimler sonucu, kader yolları birbirinden ayrılmaya başlıyor ve bu Seçme Zamanı sonunda yeniden oluşan başka bir akışa göre ilerlemeye devam ediyorlardı ta ki yeni bir yoğunlaşmaya kadar.
Sarıkent ve çevresinde son on
gündür yaşananlar; olayların birleşip, kader yollarının billurlaştığı bir ana
denk gelindiğinin bir işaretiydi Maya’ya göre. Bu yoğunlaşma hangi ilk olayla başlamıştı. Ve o ilk taşı kim
oynatmıştı? Maya Mor, içeri geçip komodinin üzerinde duran büyük boy defterini
ve kalemini alıp tekrar balkondaki masaya döndü. Olan biteni yazıp, oklarla birbirine
bağlayıp, oluş sıralarını belirten numaralar koyup, büyük bir zihin haritası
hazırladı. İşi bittiğinde ilk taşı oynatanı bulmuştu. Sonra kahkahalarla güldü.
“O, bunun farkında bile değil Bu iyi bir
şey.” Sonra kendine döndü.
Kendi bilinçli seçiminin sonucu
gerçekleşen ve gidişatı değiştiren bir tane müdahale buldu: Kasım’ın intiharı.
“Pişman değilim.” Bu temel bir müdahaleydi.
Kendisi yardım etmese adam bunu başaramazdı. Ama diğer yandan Selim müdahale etmeseydi,
adam kızları gönderip bunu yapacak hatta belki de bir mektup bırakıp, Berra’nın
ölümünü üstlenecekti. Maya’nın açık pencereden içeride olanları dinlerken
anladıkları bunlardı. Selim’in adamın hemen arkasından mutfağa girdiğini, arkadaki
mutfak penceresinin yarı açık perdesi arasından görmüştü. O da, Selim de; kızların
itiraf etmesini beklemişlerdi. Veya Selim,
jandarmanın gelmesini beklemişti. Bu da mümkündü. Ama ya onlar müdahale edene
kadar adam kızları öldürseydi. “Belki
daha iyi olurdu. Bundan sonra nasıl bir hayatları olacak? Dayanabilecekler mi?
Bambaşka bir dünyaya uyum sağlayabilecekler mi?” Maya, adamın kızları
öldüreceğini hiç sezmemişti. O, sezgilerine güveniyordu. “Yine de ne kadar emin olabiliriz? İnsanız biz. İnsan, en umulmadık
davranışları gösteren tek yaratıktır. Öngörülmemiş durumlar yaratabilir.”
Kafasına takılan en önemli konulardan
biri Berra’yla yaptığı konuşmaların onun ölümünü hazırlayıp hazırlamadığı
sorusuydu. Bunu bilmiyordu işte. O konuşma, bazı şeyleri hızlandırmış
olabilirdi. Maya Mor’un derdi müdahale etmemek değildi. O yaptıklarının gerekli
olup olmadığını tartışır, olası sonuçları hesaplar ve ortaya çıkan sonuçların ana
akış çizgisiyle ne kadar uyumlu olup olmadığına bakardı.
Berra konusunu Maya vicdanına
sordu. Bunu yapan sadece Maya’ydı. Mor’u işe karıştırmamıştı. Maya’nın içinde bir
vicdan pusulası vardı. Kuzey demek; soğuk, habis-vicdan
demekti. Bilinçli yapılan kötülükler, kötü niyetlerle kader yolunu değiştirmek;
kuzey demekti. Böyle bir durumda, pusulanın
ibresi kuzeyi gösterirdi. Güney; sıcak, selim-vicdan
demekti. Bilinçli yapılan iyilikler, iyi niyetlerle kader yolunu değiştirmek; güney demekti. Böyle bir durumda pusulanın
ibresi güneyi gösterirdi. Maya, iyi niyetlerle yapılan her müdahalenin her
zaman iyi sonuçlar vermediğini de bilirdi. Müdahalenin iyi niyetle yapılmış
olması yeterli değildi, sonuca da bakmak gerekirdi. Doğu ve Batı noktaları etkisiz noktalardı. Yapılan
müdahalenin bir etkisi olmadığını düşündüğünde ibre bu iki yerden birinde
olurdu. Aslında bu iki nokta nirengi noktalarıydı. Önemli olan ibrenin gitmeye
çalıştığı yöndü. İbre güneye veya kuzeye doğru mu yol alma eğilimindeydi.
Hangisi? Maya’nın ibresi, kuzeybatıda kalmıştı. Demek ki Berra, konusunda içi
rahat değildi.
Ama soğukkanlı Mor araya girerek esas
sorumlunun kendileri olmadığını söyledi. “Onlar
bizim yolumuza çıktı, biz onların yoluna çıkmadık. Ölebilirdik. Bunu
soruşturmak hakkımızdı.” Maya buna
itiraz etmedi ama ağzında acılık vardı.
Acılığın başka bir dünyada yaşayan kızlara hatta babaya acımaktan kaynaklandığını
biliyordu. Çoğunluktan farklı bir titreşime yakalanmış, acı çeken ama mutlu olmaya
çalışan ve uyum sağlamayı reddeden insanlardı onlar.
Derviş de canını sıkıyordu. O
gün, o tepede, kendisini bayır aşağı yola yuvarlayarak onu bulmalarını sağlayan
Derviş olmalıydı. Kızlarla konuşurken bir rüyayı hatırlar gibi; aklına düşen
sesleri, körük sesini hatırlamıştı. O sesler, Derviş’in nefes alışverişi
olmalıydı. Gördüğünde bunu Derviş’e sormaya karar verdi. Onu bir kere de düştüğü
delikten yine Derviş kurtarmıştı. Bunları yapan bir insan kötü olabilir miydi?
Mor, yine araya girdi. “Kötülük nedir?” diye
sordu. “İnsanlar birçok şey yapıyor, kötü
oldukları için mi yapıyorlar onları? Hayır! Ama yaptıkları şeyler kötü şeyler
olabiliyor. Salt kötülük çok nadir bir şey ama var. Bunu biliyoruz. Ama buradaki
konumuz o değil.”
“Baba kötü müydü?” diye sordu
Maya.
“Evet, elbette kötüydü. O kötü
değilse kime kötü diyeceğiz? Unutma salt kötüyü tartışma dışı bıraktık. O da
her neyse?” dedi Mor.
“Kötü olduğunun, özellikle
kötülük yaptığının bilincinde olan karakterler var. Özellikle çizgi romanlarda
vardır böyle tipler. İcat edilmiş karakterler. İyiyi göstermenin yollarından
biri budur. Siyah-beyaz netliğinde bir gerçeklik sunarsın: ‘İşte bu kötü
dersin. Bakın bu da onun tam karşısında. Gördünüz mü? İşte bu iyidir,’ dersin.
Ama gerçek hayatta ben ne duydum, ne de gördüm.” dedi Maya.
Mor devam etti: “Konumuza
gelirsek, evet baba kötüydü. Çünkü küçük kızlarının beynini değiştirdi, çünkü
onlardan kendi zevki için yararlandı, çünkü kızlarının bebek katili olmasının
yolunu açtı, çünkü Gülizar’ı başka bir insana dönüştürdü, insanlıktan çıkardı
aslında. Son olaylar olmasaydı daha da devam edecekti.”
“Gülizar… O da ayrı bir konu. Baba
Berra’yı sevmişti ama. Bunu anladık. Son anda diğer kızları da kurtarmaya
kalktı.” dedi Maya.
“Peh, bir sürü seri katil de öldürdükleri
cesetleri seviyor. Kaldı ki kendini öldürmesi
akıllıca bir işti. Bundan sonra nasıl yaşayacaktı hapishanede. E, bunları
düşünmüş olmalı.” dedi Mor.
Maya, Mor’un haklı olduğunu düşünse
de, bu olayı böyle bir basitlikte açıklayarak, çözülmüş saymayı kabul
edemediğini hissediyordu. Burada nedeni ne olursa olsun bir trajedi yaşanmıştı.
Nedeni ne olursa olsun bunu yaşayan insanlar acı çekmişti, daha da
çekeceklerdi. Baba hariç. Belki de Selim’in yapmaya çalıştığı, bilinçaltından
hissettiği de buydu. Baba acı çekmeliydi, bu kadar ucuz kurtulmamalıydı. Peki,
böyle bir adalet anlayışını savunmak doğru muydu? İnsanlar; kendi cezalarını, kendilerinin
verme hakkına neden sahip olmasınlar ki? Selim tersini ima etmişti, buna inanıyordu;
“cezalandırılacak bir şey varsa onu da biz
yaparız. Cezalandırma hakkı; benim, devletin elinde olmalı.” Bu bir yandan
ne kadar büyük bir güçtü bu. Diğer yandan eğer öyle olmasaydı; başka
cezalandırıcıların ortaya çıkması korkunç sonuçlar doğurabilirdi, nitekim
doğurmuştu da ama insanın kendi kendini cezalandırma hakkı başka bir şeydi Maya
Mor’a göre. İkisi de bu konuda hemfikirdi ve Baba Kasım için karar verirlerken
tam da bu gerekçeden hareket etmişlerdi. Ve çizilmiş olan kader yolu da buna
işaret ediyordu. Kasım bunu planlamıştı, onlar engel olmasaydı, yapacağı zaten
buydu. O zaman neden adam kaderini yaşamasındı ki…
***
Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder