2 Ağustos 2018 Perşembe

39. ve SON Bölüm: Yeni Bir Başlangıç

Önce 38. Bölümü Okuyunuz


BİTİŞ
Arabasına geldi. 
Bir adam, biraz derbeder bir adam, 
arabasının bagaj kapağının üzerine oturmuş 
sigara içiyordu.

Maya Mor hazırlandı, saat altı gibi pansiyondan çıktı. Kimseye görünmemişti. Zaten kaç gündür pansiyondakilerle ilişkisini kesmişti. "Yarın gitmeden önce buzları eritmem gerekecek" diye düşündü. Evini ve Kor’u özlemişti. Evinde olma, okuma, düşünme, yazma, film izleme ve sevdiği dizilere takılarak günlerce evden çıkmadan zaman geçirme arzusu ile doldu bir an. Bunlar Maya’nın istekleriydi; Mor, “işimiz var,” dedi.
Arabasına geldi. Bir adam, biraz derbeder bir adam, arabasının bagaj kapağının üzerine oturmuş sigara içiyordu.

Maya Mor yaklaştı, arabanın sahibi olduğunu belli edecek şeklide davrandı. Ama adam sadece ona bakıyor, yerinden kıpırdamıyordu. “Bana mı gülüyor?” Maya tanıdığı insanları düşündü, öncelikle burada tanıştıklarını. Hayır, bu adamı tanımıyordu. Ama adamın gönderdiği mesaj farklıydı. Adam onu tanıyormuş gibi davranmaya devam ediyordu. Teklifsiz bir hali vardı.

Maya Mor yaklaştı yaklaştı, eliyle arabayı işaret etti: “Benim arabam.”

“Evet,”  dedi adam, hala yerinden kıpırdamamıştı.

Maya, başını hay Allah, der gibi salladı, iyi anlatamamıştı galiba: “Ben şimdi arabama binip gideceğim.” Bunları karşısındaki anlasın diye bir bebeğe söyler gibi tane tane söylemişti. “Seni düşürmemi istemiyorsan, inmen lazım.”  Yabancı biri mi, İngilizce mi konuşsam acaba, diye düşünürken adam konuştu.

“Merhaba Mor,” dedi adam. Bu sefer açıktan gülüyordu. Belli ki içinde bulunduğu durumdan keyif alıyordu.

Maya Mor ciddileşti, kaşlarını çattı,  “seni babam mı gönderdi?”

Bu sefer adam şaşırmıştı. İki şey onu şaşırtmış birincisi Maya’nın suratındaki hızlı değişimdi. Gerçekten ürkütücüydü, ikincisi baba kelimesiydi.

“Yooo, hayır elbette.”

Maya Mor’un kaşları hala çatıktı, aklından Selim, jandarma, polis dahil bir çok isim geçiyordu.
Yaklaştı yaklaştı adamın burnunun dibine kadar sokuldu: “O zaman ismimi nereden biliyorsun?”

Adam geri çekilmedi, o da biraz yaklaşır gibi yaptı çünkü daha fazla yaklaşacak bir yer kalmamıştı. Biraz daha yaklaşsalar alınları birbirine değebilirdi. “Tahmin et bakalım?”


"İnsan gerçekten inanamıyor!" Aklına düşen bu düşünceyle birlikte; Maya, hızla geri döndü, sonra aynı hızla tersten geri dönerek, merkezinde ayaklarının bulunduğu  daireyi tamamladı.  Düşünme süreci bitmişti: "Nysa’mı?” 


Adam sadece gözlerinde beliren biraz da şaşkın bir gülümsemeyle başını salladı. Başka bir söze gerek yoktu.

Maya, tekrar adama yaklaştı, başını sağa eğerek alıcı gözle inceledi.  Baştan aşağı siyahlar giymiş biri, bu sıcakta. Gözlerinde bütün gece uyumamış olduğunun belirtileri. Zayıf, uzun ve muhtemelen sporla ilgilenen biri. Yüzünde uzamaya başlamış sakallar, düzeltilmesi gereken dağınık dalgalı saçlar, dağınık ve bakımsız.

Adam bu incelemeden rahatsız olmuştu. Bir şey yapmış olmak için arabadan atladı. Maya Mor verdiği rahatsızlığın farkında değilmiş gibi davranıyordu. Buraya kadar gelip arabasının üstüne tüneyen ve gözleriyle sırıtan bir kişinin buna benzer tepkileri göze alması gerektiği çok açıktı.

“Kimsin sen, Nysa seni buraya gönderirken ne dedi. Kelimesi kelimesine aktarırsan sevinirim.” Buz gibi sorulmuş bir soruydu. Adam kendini sorgu odasındaymış gibi hissetti bir anda. Nysa, ‘o başka tanıdıklarına benzemez. Onunla dikkatli konuş,’ demişti. Galiba haklıydı.

“Dün gece telefon etti. Kendisinin buradan ayrıldığını ve hemen buraya gelmemi söyledi. Bugün bir yerlerde araştırma yapacakmışsınız ve kesinlikle yalnız kalmamalıymışsınız. Buraya kadar rekor kırarak geldim, bütün gece yoldaydım. Arabanı tarif etmişti, hatta nereye park ettiğini dahi söylemişti. Gelmenizi bekliyordum.” Adam bunları rapor verir gibi, ciddiyetle aktarmıştı. 

“Nysa senin neyin oluyor?” dedi bu sefer Maya, “neden o git deyince geceni gündüzüne katıp buraya kadar geldin?” Bu sefer ki soruyu gerçek bir merak göstererek sormuştu.  Soruştaki tonlama, senli-benli konuşma, gerilimi biraz olsun yatıştırdığı için, adam kaybettiği gözlerindeki gülümsemeye yine kavuştu. “Adım Harun.” Usulen elini uzattı ama eli havada kaldı. Maya o eli sıkmak için bir gayret göstermemiş, görmezden gelmişti. Adam bozulduysa da belli etmedi hatta işi biraz da pişkinliğe vurdurarak ve Maya gibi sen, diyerek konuşmasına devam etti.

“Sorularının cevaplarını tek tek vereceğim ama seni kaçırmamak için beşten beri buradan ayrılamadım. Pansiyona da gelmek istemedim o da bir sürü başka insan, birçok soru demekti çünkü.” Harun sustu, Maya’dan bir tepki bekledi. Maya Mor, bu girizgâhın sonunun nereye varacağını merakla bekler görünüyordu.

“Acaba diyorum,” burayı biraz çekinerek sormuştu. “Acaba beş dakika bir yere gidip oturabilir miyiz? Elimi yüzümü yıkayıp, bir çay içsem yeterlidir.” Maya’nın yüzüne yerleşen, anlamını tam olarak çözemediği gülümsemeyi görünce planında biraz revizyon yapma ihtiyacını hissetti: “Aslında sen burada bekle, ben beş dakika içinde burada olurum.”

“Sorumun cevabını alamadım. Neden buradasın? Önce bunu söyle. Ve kimsin elbette? Sorularımı yanıtla, ondan sonrası duruma bağlı.” Harun bu kadının giderek sinirlerini bozduğunu düşünmeye başlamıştı. “Bu Nisan’dan da beter. O hiç olmazsa sevimlidir.”

“Adımı söylemiştim.” Maya, geç onu diye eliyle bir işaret yaptı, “Geçtim ama soyadımı söylememiştim. Soyadım Burgazoğlu.  Eski bir polisim. Nisan için ara sıra iş yaparım. O benim hem patronum hem de müşterimdir. Buraya da para için geldim.”

“Kaç para?”

“On bin.” Bunlar hızlıca sorulmuş ve hızlıca yanıtlanmıştı.

“Ne!” Maya hayretle gözlerini açmıştı. “Sana bunu Nysa mı teklif etti. Ama niye? Delirdi mi bu? Görevin neydi ki? Bu parayı kiralık katile versen, cinayet bile işletirsin. Görevini söyle.”

Harun bu tepkiye şaşırmıştı ama biraz düşünseydi, şaşırmaması gerektiğini anlardı. Nihayetinde içinde bulunduğu durumda ve söz konusu olan parada bir anormallik vardı.

“Görevim seninle oraya gelmek, yanında olmak. Yarın buradan ayrılacakmışsın. Seni gideceğin yere kadar takip edeceğim. Sonra da Nisan’a, emanet sağ salim yerine ulaşmıştır, bilgisini vereceğim. Hepsi bu.”

Maya Mor artık gülmek istiyordu. Bu komikti. “Sen mi beni koruyacaksın? Benim kimseye ihtiyacım yok. Hele ayak bağı olacak birini asla istemiyorum. Şimdi geri dön, git. Yok, ama bugünlük burada bir yer kirala, hatta Nysa’nın odası bile olur, boş duruyor hala. Dinlen ve yarın yola çık. Nisan’a da görevini yerine getirdiğini söylersin.” Maya Mor, bunları söyleyip arabasına yönelirken Harun önüne geçti.

“Hileli iş yapmam. Şimdiye kadar hiç yapmadım. Aslında Nisan senin bazı yeteneklerinin olduğundan bahsetti, fakat çok önemli bir şey daha söyledi. Gideceğin o yerde kendini kaybedebilir, etrafında olup bitenleri fark edemeyebilirmişsin. Kendini kaptırıp, tehlikeleri göz ardı edebileceğini söyledi. Nisan böyle bir şey diyorsa, haklıdır derim. Çok iyi bir gözlemcidir. O nedenle boşuna uğraşma, nereye gidersen git seni izleyeceğim. Uzakta kalırım, sana kendimi fark ettirmem, sen de rahat rahat çalışırsın. Merak etme bir hayalet gibi davranacağım.”

Maya Mor adamın samimi olduğunu görebiliyordu. Dediğini yapacağı da kesindi. Şimdi bu adamı bertaraf etmek için sert önlemlere başvurabilirdi ama bu aşamada onu da yapmak istemiyordu. Ne gereği vardı.

“On bin lira çok para. Şüphe uyandırıyor.” Maya bunu söylerken çok samimiydi.

“Evet, belki de,” dedi Harun. Bunu düşünmemişti. “Bak aslında benim Nisan’a borcum vardı. Polislikten ayrıldıktan sonra -atıldım dememişti-  spor salonu açmam için bana otuz bin lira borç verdi, dört yıldır onun ancak yirmi bin lirasını ödeyebildim. Şimdi bu iş için geri kalan on bin liralık borcumu silmeyi teklif etti. Beni aradığında saat gece sekizdi. Sekiz  buçukta arabamla yola çıkmıştım bile. Yani benim için çok iyi bir fırsattı. Hem de böyle kolay bir iş için. Kim olsa yapardı, öyle değil mi?”

“Anlaşılır bir durummuş,” dedi Maya Mor. “Tarık Bey kim?

Harun şaşırarak baktı Maya’ya, “sen Tarık amcayı nereden biliyorsun?” Dedi ama aynı anda şunları da düşündü: "Aynı apartmanda oturuyorlar ama ne kadar tanıyor, ne biliyor?"

“Alt dairemdeki komşum olduğunu biliyorum. Kendisiyle hiç tanışmadım. Nisan'ın değer verdiğini biliyorum. Dün gece Nysa bir şeyler anlattı, o yüzden ayrıntıları merak ettim. Onlar yoldayken telefonda konuşmuştuk. Hem onun evinde hem de Nysa’nın evinde bir şeyler olmuş galiba.”

Harun, Nisan ile Maya’nın yakın olduklarını, Nisan için Maya’nın çok değerli olduğunu anlamıştı. Şimdi bu bilgiyle Maya’nın, Nisan’ın sırdaşı olduğu sonucunu da çıkarmıştı. “Bir ara anlatırım olanları, Nisan sana anlattığına göre konuşabiliriz. Bu arada kedin de çok vahşiymiş.” Tam senin gibi, diyecekken tuttu kendini. 

Maya Mor’un gözlerinde bir ışık yanıp söndü. “Şurada erkenden açılan bir halk kahvesi var. Çay ve tost gibi basit şeyler bulunur, seni idare eder sanırım. Çayları güzeldir. Deniz kenarında. Şu tarafa doğru yürüyeceğiz. Ben de bir şeyler atıştırabilirim.”

Yan yana yürüdüler. Aralarındaki sessizlik rahatsız etmedi Maya’yı. Bazen o boşluğu kapatmak için insanlar durmadan saçma sapan konular açarlardı. Harun da sessiz yürüyüşten rahatsız değil gibiydi. Etrafı inceliyor. Mekânı kafasına yazıyordu.

“Klostrofobin var mı?”

Harun aniden gelen bu sorunun amacını anlayamadı. Şaka mıydı yoksa sırf boşluğu kapatmak için ortaya atılmış bir soru muydu? “Yo, yok, neden?”

“Nysa bahsetmedi mi? Yerin altına ineceğiz. Tüneller, odalar var ve karanlık olacak. Fener var tabii ama hepsi o kadar. Ve toz var. Alerjin varsa, hatta astımın falan varsa kesinlikle aşağı inemezsin."

“Nisan bana ayrıntı vermedi, mağaramsı yerler, dedi sadece.”

Kahveye gelip oturdular. Maya kalabalıktan en uzak yere oturmaya özen göstermişti. Erkenciler şimdiden gelmişti. Kimisi televizyonun başına çöreklenmiş izliyor, kimisi sohbet ediyor, birkaç kişi de gazete okuyordu. Ama istisnasız hepsi dün akşam olanları konuşuyordu. Sesler, bilgiler; masadan masaya dağılıyor orada olan herkese ulaşıyordu. Maya’nın uzak masayı seçmesinin bir faydası olmamıştı.

“Ne oldu burada dün gece?” dedi Harun.

Maya cevap vermedi, garson çocuğu çağırdı. Tost ve çay söylediler.
“Gideceğimiz yer, yaklaşık bir saat. Oranın eski bir kült yeri olduğuna inanıyorum. Sadece hazine avcılarının keşfettiği, belli ölçüde yağmaladığı bir yer. Bugün bütün giriş çıkışları ve yağmalanmamış eserlerin neler olduğunu anlamaya çalışacağım. Bir kroki gönderdi Derviş. Onu tanıyor musun?”

“Nisan bahsetti biraz, o kadar biliyorum.”

“Onun hikâyesini anlattı mı?”

“Sadece hazine avcılarıyla başının belada olduğunu ve bir çeşit hastalığı olduğunu söyledi. Nisan da onu buradan kaçırıyor, anladığım bu.”

“Şimdi bir antlaşma yapmamız lazım. Ne gittiğimiz yerden ne de Derviş’ten hiç kimseye bahsetmeyeceksin. Bu konuda söz vermezsen sakın benimle gelme! Bu konuda çok ciddiyim. İnan bana seni atlatmanın bin bir çeşit yolunu bulurum.”

“Söz. Merak etme, zaten Nisan da aynı sözü benden almıştı. Sizin kafalarınız ortak çalışıyor galiba.” 

Maya bunu ikinci keredir duyuyordu.

“Tamam, ”dedi Maya, “şimdi benim Kor’umu anlat bana. Nasıl iyi görünüyor muydu? Ama önce şu Tarık amcanın evinde olanlardan bahsederek başlayabilirsin işe.”

“Ne kadarını biliyorsun?”  İşte bu iyi bir soruydu. Bu ihtiyat Maya’nın hoşuna gitti.

Maya Mor, Nysa’nın anlattıklarını aktardı ama anlatırken arada boşluklar bırakarak kısa kesmeye çalışıyormuş havası vererek yapmıştı özetini. Amacı, her şeyi biliyorum izlenimi bırakmaktı.

Harun bu oyuna gelmedi. Bir şeyler anlattı ama Maya’nın söyledikleri dışında tek bir şey söylememişti.

“Koruk’tan bahsetmedin?”

“Ha, bir ara ona mamasını vermeye inmiştim. Nisan istedi ben de mecburen uydum. Biliyorsun Remzi karısının yanındaydı. Tarık amca perişandı. O sırada gördüm onu, benden hoşlanmadı. Tıslayıp durdu. Sevmeye bile çalışmadım. Mamasını ve suyunu verdim çıktım. Vahşi bir kedi o.”

“Öyle olduğunu bilmiyordum,” dedi Maya. Harun oldukça başarılıydı anlatımında. Zaten yalan söylememiş, eksik bırakmıştı. Elbette büyük bir parça eksikti. Maya Mor’u, bir şeyler rahatsız etse de bu adamın güvenilir olduğuna az çok ikna olmuştu. Gerisini nasıl olsa öğrenecekti.  

Tostları ve çayları geldi. Harun bir daha, dün gece burada ne oldu, diye sordu. Maya kabaca bir özet yaptı. Oldukça kaba bir özet olmuştu bu. Başkasından duyduğu şeyleri aktarır gibi anlatmıştı olanları. Harun bir şey söylemediğine göre demek ki Nisan ona bu konuda hiçbir şey anlatmamıştı. Bu iyi haberdi.

Harun elini yüzünü yıkamaya gitti. Neredeyse sırılsıklam olmuş bir biçimde geri geldi. Kafasını bile lavabonun çeşmesi altına sokup yıkadığı anlaşılıyordu. Maya hesabı ödemişti. Hemen kalktılar. Çarşıdan geçerken Harun markete daldı. Sandviç, kola, meyve ve su aldı. Bira da almak istedi ama Maya engel oldu. İş yaparken içki içilmezdi. Maya’nın arabasına geldiler. Harun kendi arabasından aldığı çantasını Maya’nın bagajına taşıdı, geçti Maya’nın yanına oturdu. Maya Mor, yanında oturan şu anda oldukça ciddi hatta suratsız görünen genç adamı inceledi: “Özel günüm başlıyor. Böyle hayal etmemiştim. Bu günüme hiç tanımadığım birisini ortak etmem ne derece doğru? Şu anda bir kesişme daha yaşıyorum. Ve bu benim planladığım bir şey değildi.”


***
39. Bölümün Sonu

Birinci Cilt BİTTİ

Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder