Önce 38. Bölümü Okuyunuz
39. Bölümün Sonu
Birinci Cilt BİTTİ
38. Bölüm: İç Hesaplaşma
BİTİŞ
Arabasına geldi.
Bir adam, biraz derbeder bir adam,
arabasının bagaj kapağının üzerine oturmuş
sigara içiyordu.
Maya Mor hazırlandı, saat altı
gibi pansiyondan çıktı. Kimseye görünmemişti. Zaten kaç gündür pansiyondakilerle
ilişkisini kesmişti. "Yarın gitmeden önce buzları eritmem gerekecek" diye düşündü.
Evini ve Kor’u özlemişti. Evinde olma, okuma, düşünme, yazma, film izleme ve sevdiği
dizilere takılarak günlerce evden çıkmadan zaman geçirme arzusu ile doldu bir an.
Bunlar Maya’nın istekleriydi; Mor, “işimiz var,” dedi.
Arabasına geldi. Bir adam, biraz
derbeder bir adam, arabasının bagaj kapağının üzerine oturmuş sigara içiyordu.
Maya Mor yaklaştı, arabanın sahibi
olduğunu belli edecek şeklide davrandı. Ama adam sadece ona bakıyor, yerinden
kıpırdamıyordu. “Bana mı gülüyor?”
Maya tanıdığı insanları düşündü, öncelikle burada tanıştıklarını. Hayır, bu
adamı tanımıyordu. Ama adamın gönderdiği mesaj farklıydı. Adam onu tanıyormuş
gibi davranmaya devam ediyordu. Teklifsiz bir hali vardı.
Maya Mor yaklaştı yaklaştı,
eliyle arabayı işaret etti: “Benim arabam.”
“Evet,” dedi adam, hala yerinden kıpırdamamıştı.
Maya, başını hay Allah, der gibi
salladı, iyi anlatamamıştı galiba: “Ben şimdi arabama binip gideceğim.” Bunları
karşısındaki anlasın diye bir bebeğe söyler gibi tane tane söylemişti. “Seni
düşürmemi istemiyorsan, inmen lazım.” Yabancı biri mi, İngilizce mi konuşsam acaba,
diye düşünürken adam konuştu.
“Merhaba Mor,” dedi adam. Bu
sefer açıktan gülüyordu. Belli ki içinde bulunduğu durumdan keyif alıyordu.
Maya Mor ciddileşti, kaşlarını
çattı, “seni babam mı gönderdi?”
Bu sefer adam şaşırmıştı. İki şey
onu şaşırtmış birincisi Maya’nın suratındaki hızlı değişimdi. Gerçekten ürkütücüydü,
ikincisi baba kelimesiydi.
“Yooo, hayır elbette.”
Maya Mor’un kaşları hala çatıktı,
aklından Selim, jandarma, polis dahil bir çok isim geçiyordu.
Yaklaştı yaklaştı
adamın burnunun dibine kadar sokuldu: “O zaman ismimi nereden biliyorsun?”
Adam geri çekilmedi, o da biraz
yaklaşır gibi yaptı çünkü daha fazla yaklaşacak bir yer kalmamıştı. Biraz daha
yaklaşsalar alınları birbirine değebilirdi. “Tahmin et bakalım?”
"İnsan gerçekten inanamıyor!" Aklına düşen bu düşünceyle birlikte; Maya, hızla geri döndü, sonra aynı hızla tersten geri dönerek, merkezinde ayaklarının bulunduğu daireyi tamamladı. Düşünme süreci bitmişti: "Nysa’mı?”
Adam sadece gözlerinde beliren biraz da şaşkın bir gülümsemeyle başını salladı. Başka bir söze gerek yoktu.
Maya, tekrar adama yaklaştı,
başını sağa eğerek alıcı gözle inceledi. Baştan aşağı siyahlar giymiş biri, bu sıcakta.
Gözlerinde bütün gece uyumamış olduğunun belirtileri. Zayıf, uzun ve muhtemelen
sporla ilgilenen biri. Yüzünde uzamaya başlamış sakallar, düzeltilmesi gereken
dağınık dalgalı saçlar, dağınık ve bakımsız.
Adam bu incelemeden rahatsız
olmuştu. Bir şey yapmış olmak için arabadan atladı. Maya Mor verdiği
rahatsızlığın farkında değilmiş gibi davranıyordu. Buraya kadar gelip
arabasının üstüne tüneyen ve gözleriyle sırıtan bir kişinin buna benzer
tepkileri göze alması gerektiği çok açıktı.
“Kimsin sen, Nysa seni buraya
gönderirken ne dedi. Kelimesi kelimesine aktarırsan sevinirim.” Buz gibi
sorulmuş bir soruydu. Adam kendini sorgu odasındaymış gibi hissetti bir anda.
Nysa, ‘o başka tanıdıklarına benzemez.
Onunla dikkatli konuş,’ demişti. Galiba haklıydı.
“Dün gece telefon etti. Kendisinin
buradan ayrıldığını ve hemen buraya gelmemi söyledi. Bugün bir yerlerde
araştırma yapacakmışsınız ve kesinlikle yalnız kalmamalıymışsınız. Buraya kadar
rekor kırarak geldim, bütün gece yoldaydım. Arabanı tarif etmişti, hatta nereye
park ettiğini dahi söylemişti. Gelmenizi bekliyordum.” Adam bunları rapor verir
gibi, ciddiyetle aktarmıştı.
“Nysa senin neyin oluyor?” dedi
bu sefer Maya, “neden o git deyince geceni gündüzüne katıp buraya kadar geldin?”
Bu sefer ki soruyu gerçek bir merak göstererek sormuştu. Soruştaki tonlama, senli-benli konuşma, gerilimi
biraz olsun yatıştırdığı için, adam kaybettiği gözlerindeki gülümsemeye yine
kavuştu. “Adım Harun.” Usulen elini uzattı ama eli havada kaldı. Maya o eli
sıkmak için bir gayret göstermemiş, görmezden gelmişti. Adam bozulduysa da belli
etmedi hatta işi biraz da pişkinliğe vurdurarak ve Maya gibi sen, diyerek konuşmasına devam etti.
“Sorularının cevaplarını tek tek
vereceğim ama seni kaçırmamak için beşten beri buradan ayrılamadım. Pansiyona
da gelmek istemedim o da bir sürü başka insan, birçok soru demekti çünkü.”
Harun sustu, Maya’dan bir tepki bekledi. Maya Mor, bu girizgâhın sonunun nereye
varacağını merakla bekler görünüyordu.
“Acaba diyorum,” burayı biraz
çekinerek sormuştu. “Acaba beş dakika bir yere gidip oturabilir miyiz? Elimi
yüzümü yıkayıp, bir çay içsem yeterlidir.” Maya’nın yüzüne yerleşen, anlamını
tam olarak çözemediği gülümsemeyi görünce planında biraz revizyon yapma
ihtiyacını hissetti: “Aslında sen burada bekle, ben beş dakika içinde burada
olurum.”
“Sorumun cevabını alamadım. Neden
buradasın? Önce bunu söyle. Ve kimsin elbette? Sorularımı yanıtla, ondan
sonrası duruma bağlı.” Harun bu kadının giderek sinirlerini bozduğunu düşünmeye
başlamıştı. “Bu Nisan’dan da beter. O hiç
olmazsa sevimlidir.”
“Adımı söylemiştim.” Maya, geç
onu diye eliyle bir işaret yaptı, “Geçtim ama soyadımı söylememiştim. Soyadım Burgazoğlu.
Eski bir polisim. Nisan için ara sıra iş
yaparım. O benim hem patronum hem de müşterimdir. Buraya da para için geldim.”
“Kaç para?”
“On bin.” Bunlar hızlıca sorulmuş
ve hızlıca yanıtlanmıştı.
“Ne!” Maya hayretle gözlerini
açmıştı. “Sana bunu Nysa mı teklif etti. Ama niye? Delirdi mi bu? Görevin neydi
ki? Bu parayı kiralık katile versen, cinayet bile işletirsin. Görevini söyle.”
Harun bu tepkiye şaşırmıştı ama
biraz düşünseydi, şaşırmaması gerektiğini anlardı. Nihayetinde içinde bulunduğu
durumda ve söz konusu olan parada bir anormallik vardı.
“Görevim seninle oraya gelmek,
yanında olmak. Yarın buradan ayrılacakmışsın. Seni gideceğin yere kadar takip edeceğim.
Sonra da Nisan’a, emanet sağ salim yerine ulaşmıştır, bilgisini vereceğim. Hepsi
bu.”
Maya Mor artık gülmek istiyordu.
Bu komikti. “Sen mi beni koruyacaksın? Benim
kimseye ihtiyacım yok. Hele ayak bağı olacak birini asla istemiyorum. Şimdi
geri dön, git. Yok, ama bugünlük burada bir yer kirala, hatta Nysa’nın odası
bile olur, boş duruyor hala. Dinlen ve yarın yola çık. Nisan’a da görevini
yerine getirdiğini söylersin.” Maya Mor, bunları söyleyip arabasına yönelirken Harun
önüne geçti.
“Hileli iş yapmam. Şimdiye kadar
hiç yapmadım. Aslında Nisan senin bazı yeteneklerinin olduğundan bahsetti, fakat
çok önemli bir şey daha söyledi. Gideceğin o yerde kendini kaybedebilir,
etrafında olup bitenleri fark edemeyebilirmişsin. Kendini kaptırıp, tehlikeleri
göz ardı edebileceğini söyledi. Nisan böyle bir şey diyorsa, haklıdır derim.
Çok iyi bir gözlemcidir. O nedenle boşuna uğraşma, nereye gidersen git seni
izleyeceğim. Uzakta kalırım, sana kendimi fark ettirmem, sen de rahat rahat
çalışırsın. Merak etme bir hayalet gibi davranacağım.”
Maya Mor adamın samimi olduğunu
görebiliyordu. Dediğini yapacağı da kesindi. Şimdi bu adamı bertaraf etmek için sert önlemlere başvurabilirdi ama bu aşamada onu da yapmak istemiyordu.
Ne gereği vardı.
“On bin lira çok para. Şüphe
uyandırıyor.” Maya bunu söylerken çok samimiydi.
“Evet, belki de,” dedi Harun.
Bunu düşünmemişti. “Bak aslında benim Nisan’a borcum vardı. Polislikten
ayrıldıktan sonra -atıldım dememişti-
spor salonu açmam için bana otuz bin lira borç verdi, dört yıldır onun
ancak yirmi bin lirasını ödeyebildim. Şimdi bu iş için geri kalan on bin
liralık borcumu silmeyi teklif etti. Beni aradığında saat gece sekizdi. Sekiz buçukta arabamla yola çıkmıştım bile. Yani
benim için çok iyi bir fırsattı. Hem de böyle kolay bir iş için. Kim olsa
yapardı, öyle değil mi?”
“Anlaşılır bir durummuş,” dedi
Maya Mor. “Tarık Bey kim?
Harun şaşırarak baktı Maya’ya, “sen
Tarık amcayı nereden biliyorsun?” Dedi ama aynı anda şunları da düşündü: "Aynı apartmanda oturuyorlar ama ne kadar tanıyor, ne biliyor?"
“Alt dairemdeki komşum olduğunu biliyorum. Kendisiyle hiç tanışmadım. Nisan'ın değer verdiğini biliyorum. Dün gece Nysa bir şeyler anlattı, o yüzden ayrıntıları merak ettim. Onlar yoldayken telefonda konuşmuştuk. Hem onun evinde hem de Nysa’nın evinde bir
şeyler olmuş galiba.”
Harun, Nisan ile Maya’nın yakın
olduklarını, Nisan için Maya’nın çok değerli olduğunu anlamıştı. Şimdi bu
bilgiyle Maya’nın, Nisan’ın sırdaşı olduğu sonucunu da çıkarmıştı. “Bir ara
anlatırım olanları, Nisan sana anlattığına göre konuşabiliriz. Bu arada kedin
de çok vahşiymiş.” Tam senin gibi, diyecekken tuttu kendini.
Maya Mor’un gözlerinde bir ışık
yanıp söndü. “Şurada erkenden açılan bir halk kahvesi var. Çay ve tost gibi
basit şeyler bulunur, seni idare eder sanırım. Çayları güzeldir. Deniz
kenarında. Şu tarafa doğru yürüyeceğiz. Ben de bir şeyler atıştırabilirim.”
Yan yana yürüdüler. Aralarındaki
sessizlik rahatsız etmedi Maya’yı. Bazen o boşluğu kapatmak için insanlar
durmadan saçma sapan konular açarlardı. Harun da sessiz yürüyüşten rahatsız
değil gibiydi. Etrafı inceliyor. Mekânı kafasına yazıyordu.
“Klostrofobin var mı?”
Harun aniden gelen bu sorunun
amacını anlayamadı. Şaka mıydı yoksa sırf boşluğu kapatmak için ortaya atılmış
bir soru muydu? “Yo, yok, neden?”
“Nysa bahsetmedi mi? Yerin altına
ineceğiz. Tüneller, odalar var ve karanlık olacak. Fener var tabii ama hepsi o
kadar. Ve toz var. Alerjin varsa, hatta astımın falan varsa kesinlikle aşağı
inemezsin."
“Nisan bana ayrıntı vermedi,
mağaramsı yerler, dedi sadece.”
Kahveye gelip oturdular. Maya kalabalıktan
en uzak yere oturmaya özen göstermişti. Erkenciler şimdiden gelmişti. Kimisi
televizyonun başına çöreklenmiş izliyor, kimisi sohbet ediyor, birkaç kişi de
gazete okuyordu. Ama istisnasız hepsi dün akşam olanları konuşuyordu. Sesler,
bilgiler; masadan masaya dağılıyor orada olan herkese ulaşıyordu. Maya’nın uzak
masayı seçmesinin bir faydası olmamıştı.
“Ne oldu burada dün gece?” dedi
Harun.
Maya cevap vermedi, garson çocuğu
çağırdı. Tost ve çay söylediler.
“Gideceğimiz yer, yaklaşık bir
saat. Oranın eski bir kült yeri olduğuna inanıyorum. Sadece hazine avcılarının
keşfettiği, belli ölçüde yağmaladığı bir yer. Bugün bütün giriş çıkışları ve
yağmalanmamış eserlerin neler olduğunu anlamaya çalışacağım. Bir kroki gönderdi
Derviş. Onu tanıyor musun?”
“Nisan bahsetti biraz, o kadar
biliyorum.”
“Onun hikâyesini anlattı mı?”
“Sadece hazine avcılarıyla
başının belada olduğunu ve bir çeşit hastalığı olduğunu söyledi. Nisan da onu
buradan kaçırıyor, anladığım bu.”
“Şimdi bir antlaşma yapmamız
lazım. Ne gittiğimiz yerden ne de Derviş’ten hiç kimseye bahsetmeyeceksin. Bu
konuda söz vermezsen sakın benimle gelme! Bu konuda çok ciddiyim. İnan bana
seni atlatmanın bin bir çeşit yolunu bulurum.”
“Söz. Merak etme, zaten Nisan da
aynı sözü benden almıştı. Sizin kafalarınız ortak çalışıyor galiba.”
Maya bunu
ikinci keredir duyuyordu.
“Tamam, ”dedi Maya, “şimdi benim
Kor’umu anlat bana. Nasıl iyi görünüyor muydu? Ama önce şu Tarık amcanın evinde
olanlardan bahsederek başlayabilirsin işe.”
“Ne kadarını biliyorsun?” İşte bu iyi bir soruydu. Bu ihtiyat Maya’nın
hoşuna gitti.
Maya Mor, Nysa’nın anlattıklarını
aktardı ama anlatırken arada boşluklar bırakarak kısa kesmeye çalışıyormuş
havası vererek yapmıştı özetini. Amacı, her şeyi biliyorum izlenimi bırakmaktı.
Harun bu oyuna gelmedi. Bir
şeyler anlattı ama Maya’nın söyledikleri dışında tek bir şey söylememişti.
“Koruk’tan bahsetmedin?”
“Ha, bir ara ona mamasını vermeye
inmiştim. Nisan istedi ben de mecburen uydum. Biliyorsun Remzi karısının
yanındaydı. Tarık amca perişandı. O sırada gördüm onu, benden hoşlanmadı.
Tıslayıp durdu. Sevmeye bile çalışmadım. Mamasını ve suyunu verdim çıktım.
Vahşi bir kedi o.”
“Öyle olduğunu bilmiyordum,” dedi
Maya. Harun oldukça başarılıydı anlatımında. Zaten yalan söylememiş, eksik bırakmıştı.
Elbette büyük bir parça eksikti. Maya Mor’u, bir şeyler rahatsız etse de bu
adamın güvenilir olduğuna az çok ikna olmuştu. Gerisini nasıl olsa
öğrenecekti.
Tostları ve çayları geldi. Harun
bir daha, dün gece burada ne oldu, diye sordu. Maya kabaca bir özet yaptı.
Oldukça kaba bir özet olmuştu bu. Başkasından duyduğu şeyleri aktarır gibi
anlatmıştı olanları. Harun bir şey söylemediğine göre demek ki Nisan ona bu
konuda hiçbir şey anlatmamıştı. Bu iyi haberdi.
Harun elini yüzünü yıkamaya
gitti. Neredeyse sırılsıklam olmuş bir biçimde geri geldi. Kafasını bile
lavabonun çeşmesi altına sokup yıkadığı anlaşılıyordu. Maya hesabı ödemişti.
Hemen kalktılar. Çarşıdan geçerken Harun markete daldı. Sandviç, kola, meyve ve
su aldı. Bira da almak istedi ama Maya engel oldu. İş yaparken içki içilmezdi.
Maya’nın arabasına geldiler. Harun kendi arabasından aldığı çantasını Maya’nın
bagajına taşıdı, geçti Maya’nın yanına oturdu. Maya Mor, yanında oturan şu anda
oldukça ciddi hatta suratsız görünen genç adamı inceledi: “Özel günüm başlıyor. Böyle hayal etmemiştim. Bu günüme hiç tanımadığım
birisini ortak etmem ne derece doğru? Şu anda bir kesişme daha yaşıyorum. Ve bu
benim planladığım bir şey değildi.”
***
Birinci Cilt BİTTİ
Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder