11 Haziran 2018 Pazartesi

21. Bölüm: Bir Gece Macerası

Önce 20. bölümü okuyunuz.



 “Affetme gücü istiyorum. 
Ruhumu temizlemek, eski defterleri kapatmak, 
huzur bulmak istiyorum.”


Maya Mor Arabasını her zamanki yere bıraktı. Yukarı çıktılar, göleti geçtiler. Maya çantasından fenerini çıkarmıştı. Ormanın içindeki patikaya geldiler. Maya bir ara kısaca Derviş’ten bahsetti Nysa’ya. Selo’nun kim olduğunu anlattı. Onu öldüren adamların buraya gelirlerse Derviş’le karşılaşabileceklerini düşündüğünü söyledi. Nysa hiç sesini çıkarmadan dinlemişti. Maya Mor,  fenerin sınırlı ışığı altında sessizce dinleyen ve kolaylıkla ilerleyen Nysa’nın yüzünün değiştiğini görebiliyordu. Gözlerinde garip bir ışık vardı. Çok dikkatli ve çok ciddiydi. Tanıdığı Nysa’ya benzemeyen biriydi. Derken Nysa’nın elindeki tabancayı gördü. 

“Hey o nedir?”

“Yanıma aldım, ne olur ne olmaz diye.”

“Hiç kullandın mı?”

“İyi kullanırım,” dedi, Nysa, “ ama hiç insana ateş etmedim, sadece atış talimlerinde kullandım. Ama karşıma düşman birisi çıkarsa tereddüt etmem.”

“Emniyeti açık mı?”

“Herhalde, Maya Mor!”

Maya durdu, feneri Nysa’nın yüzüne doğru tuttu. “Hemen kaldır onu. Çantana veya beline koy. İnsanları öldürme fikri hiç hoşuma gitmez.”

“Hiçbir zaman mı?”

“Evet veya Hayır. Sadece hayatım gerçekten tehlikedeyse bunu yapmak isterim. Yoksa asla!”

“Ben de,” dedi Nysa, “ama şu anda burası bana çok tekinsiz göründü.”

“Yine de kaldır onu!” dedi Maya. “Ben bu tekinsiz ortamlarda ne yapacağımı biliyorum ve sus! Sesleri duymamız, ormanı dinlememiz lazım.”

Nysa sesini çıkarmadan söyleneni yaptı, tabancayı beline yerleştirdi. Derviş’in yerine yaklaştıklarında, yola çıkmalarından bu yana yaklaşık bir saat geçmişti. Derviş’in yeraltı evine gelmişlerdi. Maya Mor o karanlıkta bile eliyle koymuş gibi bulmuştu burayı. Çünkü burayı Derviş’le gezerken, yol gösterici işaretleri aramış bulmuş, bulduklarını görsel hafızasına atmıştı. Nysa onu dürterek ilerideki karaltıyı gösterdi.  İleride, yerde; koyu bir tümsek vardı, daha önceden orada olmayan bir şeyler. Kali- Maya devreye girdi. Nysa’yı hızla yere yapıştırdı. Bir müddet yerde kaldılar. Sonra Kali-Maya,  Nysa’ya, “kıpırdama!” dedi. Kendi adeta yerde sürünerek karaltıya doğru gitti. Bunlar iki cesetti. Paramparça edilmişlerdi. Kali-Maya ayağa kalkarak etrafı taradı. İlerideki ağaçlara fener tuttu. Kafasını yukarı kaldırıp gözlerini kapatarak sesleri dinledi, bir dakika boyunca kıpırdamadı. Nysa da yattığı yerden Maya’yı gözlüyor, sesini çıkarmadan bekliyordu. Derken Maya Mor’un yere eğilerek ayakkabılarıyla uğraşmaya başladığını gördü Nysa.  

Kali -Maya ayağa kalktı, Derviş’in yer altı evine doğru yürüdü. Hem yere hem karşıya bakıyor, dal parçalarına ve kurumuş yapraklara basmamaya çalışarak kedi sessizliğiyle yürüyordu. Derviş’in yer altı evinin kapısı açıktı. İçeride ışık yoktu. Maya Mor, “Derviş!” diye aşağı doğru seslendi. Sonra ilerideki ağaçlara doğru bağırdı. Nysa’ya işaret etti, Nysa yattığı yerden kalktı Maya’nın yanına geldi. Birlikte arka kısımdaki Derviş’in barakasına doğru gittiler. Nysa soru sormuyordu ama Maya onun silahını yeniden eline aldığını görmüştü, bu sefer bir şey demedi. Ay daha doğmamıştı, ortamı fenerle aydınlatarak barakaya girdiler, Kali-Maya bir tekme darbesiyle zaten zayıf olan kapıyı kırarak açmıştı. İçerisi daha bu sabah Maya’nın bıraktığı gibi duruyordu. Değişen bir şey yoktu. Barakanın dışına çıktılar. Nysa, “ne olmuş?” diye sordu nihayet.

“Bugün serbest bırakılan o iki adam öldürülmüş. Selo’yu onların öldürdüğünden emindim. Ama biri de onları parçalamış.”

“Derviş,” dedi Nysa.

 Maya Mor, başını salladı.

“İntikamını almış,” dedi Nysa.

“Onları parçalamış!”

“Adalet yerini bulmuş!” dedi Nysa.

“O tehlikeli biri.”

“O korkmuş biri. Cesetleri bulurlarsa; onu da, evini de bulurlar. Bir daha hapisten çıkamaz ve orada ölür.”

“Hapse değil de belki başka bir yere kapatırlar,” dedi Maya Mor.  Sezgileri, Derviş’e deli muamelesi yapacaklarını fısıldamıştı.

“Tımarhaneye!” dedi Nysa.

“Muhtemelen.” Maya Mor, düşünmeye çalışırken, Nysa kararını vermişti.

“Cesetleri yok edelim!”

 “Nasıl?”

“Burada da kalabilirler aslında, şöyle biraz kenara çeker, Derviş’in evinden uzaklaştırabiliriz. Burada bulunmaları o kadar da kolay değil,” dedi Nysa

“Belki. Piknikçiler buraya kadar gelmiyor. Burası uzak ve patikanın üzerinde değil. Sapa bir yer.” Maya Mor bunları yüksek sesle söylüyordu ama aslında Nysa’dan çok kendine söyler gibiydi. Karar vermeye çalışıyordu.

İki kadın bir süre bakıştı. İkisi de gözlerini kaçırmadan bakışıyor, düşünüyordu. Gerçekte düşünen Maya Mor’du. Maya Mor bir daha söyledi: “Nysa, o adam çok tehlikeli. İnsana benziyor ama insanların arasında yetişmemiş. İnsani duyguları eksik olabilir. Adamları parçalayarak öldürmüş. Hem de elleriyle, ısırarak ve daha kim bilir ne şekilde…”

“İnsanların arasında yetişmiş olmak, herkesi insan yapmaya yetmiyor. Babasını öldürenleri öldürmesi onun yeterince insan olduğunu gösterir. Adalet yerini buldu.”

“O konuda bir kuşkum yok. Umarım Selo’nun katilleri konusunda yanılmamışımdır. Yanıldıysam bu çok kötü bir haber olacak. Çünkü Derviş’e babasının katillerinin bu iki adam olduğunu ben söylemiştim.”

“Bu da nereden çıktı? Emin gibi konuşuyordun?”

“Emindim, bu akşamüstüne kadar. Bir katil adayımız daha var maalesef. Ama sadece aklıma düşen bir kuşku bu.”

“Mor, benim derdim şu anda sadece Derviş.”

“Onu hiç görmedin?”

“Şart mı?”

“Bence öyle.”

“Hayır, diyorum Mor, sen bir fil adamdan bahsediyorsun ve ben de fil adamın nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Hayal edebiliyorum. Onu hapse veya tımarhaneye gönderemeyiz. Ona yardım etmemiz lazım.”

“Ona nasıl yardım edebiliriz ki?”

“Burada yaşasın işte. Burası onun yurdu.”

“Rahat bırakmazlar. O iki adamın civarda tanıdıkları varmış. Tarihi eser kaçakçılığı yapıyorlarmış. Kim bilir kaç kişiyle ilişkileri vardır. Onları mutlaka arayacaklardır ve ipuçları beni nasıl buraya getirdiyse bu gece, onları arayanları da buraya getirecektir. Ve çok önemli bir konu daha var. Burası arkeolojik bir alan. Burasını haber vereceğim. Bu kesin. Asla saklamam, saklayamam. Buraya geliş nedenlerimden biri de yarım kalan işimi tamamlamaktı. Bilmem anlatabiliyor muyum? O artık burada yaşamaya devam edemez. Basit değil, karmaşık bir sorunla karşı karşıyayız.”

Nysa’nın güzel suratı asıldı, Maya Mor’a baktı bir süre. Sonra düzeldi: “Tamam Mor. O zaman sabahleyin bir şeyler düşünürüz. Ama bu gece kimseye haber vermeyelim.”

“Benim bu cesetleri haber verme gibi bir niyetim yok zaten,” dedi Maya ve sonra barakaya doğru yürümeye başladı.

Maya, barakada yerlerde birkaç battaniye olduğunu görmüştü. Nysa hiçbir şey sormadan onunla geliyordu. Battaniyeleri alıp adamların yanına getirdi Maya. Elinde eldiven olmayan Nysa’nın herhangi bir şeye dokunmasına izin vermedi.

Daha sonra battaniyelerin uzun kenar uçlarını çantasından çıkardığı iple birbirine bağlayarak hamak benzeri bir şey yaptı. Adamlardan birini döndüre döndüre battaniyenin üzerine yerleştirmeye başladığı sırada Nysa’nın da ona yardım etmeye hazırlandığını gördü. Dokunma, diyeceği sırada onun da eline eldiven giymiş olduğunu gördü. Bir şey sormadı. Şaşırma duygusu yitip gitmişti. Artık Nysa’yla ilgili olan ve normalde tuhaf karşılanacak her şey ona olağan geliyordu. Maya Mor ve Nysa hiç konuşmadan bütün kuvvetleriyle battaniyeyi sürüklemeye başladılar. Maya önden çekiyor, Nysa arkadaki ucu tutuyor, adamın yere düşmesini önlemeye çalışıyor, eğri büğrü zeminde sürüklemek zorlaşınca, battaniyeyi biraz yukarı kaldırarak; Maya’nın o engebeden cesedi kurtarmasına yardım ediyordu. Maya, bu düz alanın denize doğru bakan tarafının kayalıklarla bittiğini ve aşağıya doğru bir yar halinde uzandığını daha önceden görmüştü.

Önce ilk cesedi daha sonra da ötekini kayalara getirip, döndüre döndüre yuvarlayarak kayalardan aşağı attılar.  Cesetler, ‘pat pat’ diye çarpma sesleri çıkararak gözden kaybolup gitmiş, böylelikle Derviş’in evinin yakınından biraz daha uzağa ve belki de hiç bulunamayacakları bir yere atılmışlardı. Bu onlara zaman kazandırabilirdi, Maya’nın kısa vadede tek istediği şey biraz zaman kazanmaktı.

“Kokarlar,” dedi Nysa.

“Bir süre için,” dedi Maya, “burası vahşi köpek, çakal ve türlü çeşit hayvanla dolu. Bir iki güne kalmadan hiçbir şey kalmayacak onlardan. Sadece kemikler. Onlar da oradan oraya taşınacak, yuvarlanacak. Bu aralar buraya kimse gelmezse hiç bulunmayabilirler.  Bu arada Derviş’i ne yapacağımı düşünmeliyim.”

“Ne yapacağımızı.”

“Sen karışma bu işe,” dedi Maya Mor. “Başını belaya sokmak mı istiyorsun? Hatta bu gece sen burada yoktun. Unutma bunu!”

“Evet,” dedi Nysa, inatçı bir şekilde, “sen de yoktun.”

Konuşmaya hazırlanan Maya, yerde zıplayarak hareket eden ışıkları görünce sustu ve önceden yaptığı gibi Nysa’yı çekip yere yapıştırdı. Gelenlerin sesini ikisi de duyuyordu, bunlar Selim ve Timothy’di.
Maya, Nysa’nın koluna yapıştı ve hırsla sarstı: “Sen! Yine aynı şeyi yaptın!”

Nysa, “evet ve bu sefer halt ettim,” dedi. “O sırada Derviş’i bilmiyordum. Haklısın Mor, bu adam cesetleri öğrenirse mutlaka resmi makamlara haber verecektir.”

“Herhalde. Adam bir savcı.” 

“Ama Derviş’i biliyorlar. Ben telefonda söylediğimde şaşırmadı. Onun hayatı tehlikede olabilirmiş, Maya böyle söylüyor dedim, başka bir şey demedim.”

"Adını bilmiyorlardı. Sadece birisi diye söz etmiştim. Her şeyi birbirine bağladılar elbette" diye düşündü sonra şöyle dedi: “Daha ne diyesin!”  Maya ayağa kalkmadan önce ayakkabılarının bıçaklarını, Nysa’ya sezdirmemeye çalışarak hızla kapattı, ayağa kalktı, seslendi: “Bizi mi arıyorsunuz Beyler!”

Selim ve Timothy korkuyla zıpladılar. Onların bu haline Nysa kıkırdayarak tepki verdi. Gerilimli hali kaybolup gitmişti.

Az sonra Maya Mor, onlara hikâyenin eksik bir versiyonunu anlattı. Buraya gelmişler, kimseyi bulamamışlardı. Derviş ortalıklarda yoktu. Timothy ikisinin kıyafetine bakarak sevimli sevimli gülümsedi, “komandolara benzemişsiniz, nedir bu?”

Maya Mor gülmedi: “Karanlıkta belli olmamak için en uygun kıyafet,” dedi. Timothy’nin üzerindeki beyaz tişört, fener ışığında pırıl pırıl parlıyordu. Selim’in üzerindeki kırmızı tişört o kadar parlak değildi ama yine de siyah renk gibi kolay gözden kaçan bir şey de değildi.

Maya gibi ciddi bir edayla, “uygun giyinmemişsiniz,” diyen Nysa, onlara arkasını dönerek Derviş’in yer altı evine doğru gitti. Giriş deliğinin başında dikildi: “Mor, buraya girebilir miyiz?”

“Gece tehlikeli olur,” dedi Maya.

“Ama bir sürü fenerimiz var.”

Selim, “ben de görmek istiyorum,” dedi. Ondan beklenmeyecek bir hevese kapılmış gibiydi. Grubu; gece karanlığında yer altı mezarlığına girerek, kırk yılda bir başlarına gelebilecek gizemli bir macera yaşama tutkusu sarmıştı. Bu tutkunun, deniz kenarında veya ormanda yakılan ateş başında anlatılan korku hikâyelerini dinlerken hissedilen ürpertici duygunun verdiği zevkten bir farkı yoktu. Maya bu duyguyu sezerek gülümsedi. Gizemli ürpertiyi, büyülü gecenin etkisini hissedebiliyordu.

Timothy herkesten önce davranmış elindeki feneri ağzına yerleştirmiş, aşağıya inmeye başlamıştı bile: “Önce ben bakayım sonra siz gelirsiniz.” Yukarıdan da aşağı doğru ışık tuttular ve Timothy’nin merdivenlerden inip diplere doğru kaybolduğunu gördüler.

Az sonra, “burası inanılmaz bir yer” diye bağırarak çığlık atıyor, bir kısmı anlaşılmayan sesler çıkarıyordu. Derken önce Nysa, arkadan Selim aşağıya indi. Maya Mor’un aşağı inme gibi bir niyeti yoktu, bir kişinin yukarıda beklemesi gerektiğinin farkındaydı. Derviş her an gelebilirdi. Selim Baha, “Maya gelmiyor musun?” diye ona seslenirken; Maya, barakanın yakınlarındaki ağaçların arasından bir gölgenin geçtiğini gördü. Derviş buradaydı ve evine girdiklerini görmüştü. Eğilip ayakkabılarının bıçaklarını açtı. Yakındaki bir tümseğin kenarına sinerek bekledi, “Derviş!” diye seslendi. “Konuşmamız lazım, Derviş!” Ama cevap alamadı.

On beş dakika sonra içerdekiler dışarı çıktı. Maya Mor girişten ayrılmamış, yere oturup içerdekileri beklemişti. Üçü de olağanüstü bir dünyaya gitmiş de gelmiş gibiydi. Maya’ya aşağısıyla ilgili bir şeyler sorup duruyorlardı. Maya Mor, “hadi gidelim!” dedi. Ve hızla yola koyuldu. Ayakkabılarının bıçakları açıktı, Derviş’in diğerlerine yaptığı gibi ansızın vahşi bir hayvan gibi saldırabileceğinden korkuyordu. Derviş tehlikesini düşünerek, bıçaklarının diğerlerince görünebileceğine aldırmamış, bu riski göze almıştı. Nysa dışında diğerleri ondaki tedirginliği anlasalar bile başka nedenlere yordular, bir tek Nysa bir ara Maya’ya yaklaştı, "ne oldu" diye sordu.

“Derviş’i gördüm. Burada...”

Bu Nysa için yeterli bir uyarıydı, hızını arttırdı, Selim ve Timothy, patikadan sindire sindire geçerek gecenin keyfini çıkarma arzularını bastırarak ses etmeden iki kadının ardına takıldılar. Güzel bir gece macerası yaşamışlardı.

Gölete geldiklerinde Timothy, meteor yağmurunun hala devam eden ışık gösterisini yakaladı. Kurumuş gölete sırt üstü bıraktı kendini: “Hadi biraz seyredelim.” 

Nysa da ona katılınca, Selim ve Maya da dayanamayıp kendilerini yere bıraktılar. Ay daha yoktu. Gök, ellerini uzatıp yakalayabilecekleri kadar yakın görünüyordu. Berrak ışıltılı gökyüzünün, ‘beni izleyin' davetini hiç biri reddedememişti. Yattıkları yerden ormanın sesini dinlediler, göz kırpan ve kayan ışıklarla dolu gökyüzünün sunduğu evrensel şöleni izlediler. Dördü de hayatları boyunca unutamayacakları bu gecenin tatlı kokusunu anı defterlerinin en özel köşesine, ara sıra hatırlamak üzere yerleştirdi.

Nysa, “bir dilek tutalım,” dedi ve gecikmeden tuttu dileğini, ne isteyeceğini çok iyi biliyordu: “Badem şekerim beni bırakıp erkenden gitmesin. Aklı hep başında olsun, ölüm geldiğinde o yine benim bildiğim insan olsun, veda ederek ayrılalım.” Nysa gözlerinden akan yaşları belli etmeden sildi.

Timothy  itiraz etti: “Benim bir değil en az on dileğim var.”

“Sıraya sok,” dedi Maya Mor. Sonra her zaman aklında olan dileğini düşündü: “Affetme gücü istiyorum. Ruhumu temizlemek, eski defterleri kapatmak, huzur bulmak istiyorum.”

İsteklerini sıraya sokmakta zorlanan Timothy bocalayıp durdu bir süre. Saçlarını elleriyle taradı durdu çok önemli bir seçim arifesindeymiş gibi gerilmişti. Sonra şöyle dedi: “Her şeyi hatırlamak istiyorum ama lütfen acı olmasın. Acısız hatırlamak istiyorum. Özellikle Selim’i …”

Selim Baha’nın aklına önce isteyeceği bir şey gelmedi. Sonra şöyle dedi: “Başka bir yerde, yeniden doğmak istiyorum.”

Gerideki ağaçların arasında kalan bir gölge yerde yatanları dinledi, sessizce izledi, sonra o da yere yattı ama arka üstü yatamadığı için yan yatmıştı. O da içinden bir çığlık gibi fışkıran dileğini söyledi.
Sonra Kali-Maya’nın, “bu kadar yeter, kalkın,” diyen uyarısını duyunca Maya ayağa kalktı, “gidelim artık,” dedi. Timothy’e kalsa bütün gece burada yatıp, gökyüzünü seyredebilirdi.

Maya’nın arabasının yanına bir araba daha park etmişti. Maya arabaya bakarken Nysa, bu benim kiralık arabam, dedi. “Anahtarı, pansiyonun girişindeki saksıya bırakmıştım sana sezdirmeden. Onlar da oradan aldılar.” Maya Mor kafasını iki yana salladı, “gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum.”
Nysa, lafı karıştırdı, “saat daha erken, hadi gidip bir yerde yemek yiyelim, sen de zaten açtın Mor, ben de acıktım. Ya siz beyler yemek yediniz mi?”

Timothy iki kadına bakıp düşünüyordu. Sabah gördüğü Nysa ile bu Nysa birbirinden çok farklıydı. Maya desen, o da bir başka kişiye dönüşmüş gibiydi. Mesafeli, soğuk ve çok dikkatli. Bakışları bile farklıydı, gözlerine derin düşüncelerin gölgesi inmiş, gözlerinin ışığını azaltmıştı.

“Bizim tekneye gidelim,” dedi Selim. “Hemen bir şeyler hazırlarız. Daha bugün bir sürü şey almıştık.”
Maya Mor itiraz etmedi, bu gecenin olanları konuşmadan kapanmayacağını biliyordu. Nysa, Maya’nın yanına bindi, diğer arabayı da Selim çalıştırdı, Timothy, yanına oturdu. Yola çıktılar. Arabaya biner binmez Maya ayakkabısındaki bıçakları kapatmıştı. Şimdi arabaların içi sessizdi, herkes hem kendini, hem diğerlerini, hem de olanları düşünüyordu.
 ***
21. Bölümün Sonu


Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder