Önce 20. bölümü okuyunuz.
“Affetme gücü istiyorum.
***
21. Bölümün Sonu
20. Bölüm: Gül Pansiyonu: Sürpriz Misafir
Ruhumu temizlemek, eski defterleri kapatmak,
huzur bulmak istiyorum.”
Maya Mor Arabasını her zamanki yere bıraktı. Yukarı çıktılar,
göleti geçtiler. Maya çantasından fenerini çıkarmıştı. Ormanın içindeki patikaya
geldiler. Maya bir ara kısaca Derviş’ten bahsetti Nysa’ya. Selo’nun kim
olduğunu anlattı. Onu öldüren adamların buraya gelirlerse Derviş’le
karşılaşabileceklerini düşündüğünü söyledi. Nysa hiç sesini çıkarmadan
dinlemişti. Maya Mor, fenerin sınırlı
ışığı altında sessizce dinleyen ve kolaylıkla ilerleyen Nysa’nın yüzünün
değiştiğini görebiliyordu. Gözlerinde garip bir ışık vardı. Çok dikkatli ve çok
ciddiydi. Tanıdığı Nysa’ya benzemeyen biriydi. Derken Nysa’nın elindeki tabancayı
gördü.
“Hey o nedir?”
“Hiç kullandın mı?”
“İyi kullanırım,” dedi, Nysa, “ ama hiç insana ateş etmedim,
sadece atış talimlerinde kullandım. Ama karşıma düşman birisi çıkarsa tereddüt
etmem.”
“Emniyeti açık mı?”
“Herhalde, Maya Mor!”
Maya durdu, feneri Nysa’nın yüzüne doğru tuttu. “Hemen kaldır onu.
Çantana veya beline koy. İnsanları öldürme fikri hiç hoşuma gitmez.”
“Hiçbir zaman mı?”
“Evet veya Hayır. Sadece hayatım gerçekten tehlikedeyse bunu
yapmak isterim. Yoksa asla!”
“Ben de,” dedi Nysa, “ama şu anda burası bana çok tekinsiz göründü.”
“Yine de kaldır onu!” dedi Maya. “Ben bu tekinsiz ortamlarda ne
yapacağımı biliyorum ve sus! Sesleri duymamız, ormanı dinlememiz lazım.”
Nysa sesini çıkarmadan söyleneni yaptı, tabancayı beline
yerleştirdi. Derviş’in yerine yaklaştıklarında, yola çıkmalarından bu yana
yaklaşık bir saat geçmişti. Derviş’in yeraltı evine gelmişlerdi. Maya Mor o karanlıkta
bile eliyle koymuş gibi bulmuştu burayı. Çünkü burayı Derviş’le gezerken, yol
gösterici işaretleri aramış bulmuş, bulduklarını görsel hafızasına atmıştı. Nysa
onu dürterek ilerideki karaltıyı gösterdi.
İleride, yerde; koyu bir tümsek vardı, daha önceden orada olmayan bir
şeyler. Kali- Maya devreye girdi. Nysa’yı hızla yere yapıştırdı. Bir müddet
yerde kaldılar. Sonra Kali-Maya, Nysa’ya,
“kıpırdama!” dedi. Kendi adeta yerde sürünerek karaltıya doğru gitti. Bunlar
iki cesetti. Paramparça edilmişlerdi. Kali-Maya ayağa kalkarak etrafı taradı.
İlerideki ağaçlara fener tuttu. Kafasını yukarı kaldırıp gözlerini kapatarak
sesleri dinledi, bir dakika boyunca kıpırdamadı. Nysa da yattığı yerden Maya’yı
gözlüyor, sesini çıkarmadan bekliyordu. Derken Maya Mor’un yere eğilerek ayakkabılarıyla
uğraşmaya başladığını gördü Nysa.
Kali -Maya ayağa kalktı, Derviş’in yer altı evine doğru yürüdü.
Hem yere hem karşıya bakıyor, dal parçalarına ve kurumuş yapraklara basmamaya çalışarak
kedi sessizliğiyle yürüyordu. Derviş’in yer altı evinin kapısı açıktı. İçeride
ışık yoktu. Maya Mor, “Derviş!” diye aşağı doğru seslendi. Sonra ilerideki
ağaçlara doğru bağırdı. Nysa’ya işaret etti, Nysa yattığı yerden kalktı
Maya’nın yanına geldi. Birlikte arka kısımdaki Derviş’in barakasına doğru gittiler. Nysa soru
sormuyordu ama Maya onun silahını yeniden eline aldığını görmüştü, bu sefer bir
şey demedi. Ay daha doğmamıştı, ortamı fenerle aydınlatarak barakaya girdiler,
Kali-Maya bir tekme darbesiyle zaten zayıf olan kapıyı kırarak açmıştı.
İçerisi daha bu sabah Maya’nın bıraktığı gibi duruyordu. Değişen bir şey yoktu.
Barakanın dışına çıktılar. Nysa, “ne olmuş?” diye sordu nihayet.
“Bugün serbest bırakılan o iki adam öldürülmüş. Selo’yu onların öldürdüğünden
emindim. Ama biri de onları parçalamış.”
“Derviş,” dedi Nysa.
Maya Mor, başını salladı.
“İntikamını almış,” dedi Nysa.
“Onları parçalamış!”
“Adalet yerini bulmuş!” dedi Nysa.
“O tehlikeli biri.”
“O korkmuş biri. Cesetleri bulurlarsa; onu da, evini de
bulurlar. Bir daha hapisten çıkamaz ve orada ölür.”
“Hapse değil de belki başka bir yere kapatırlar,” dedi Maya Mor.
Sezgileri, Derviş’e deli muamelesi
yapacaklarını fısıldamıştı.
“Tımarhaneye!” dedi Nysa.
“Muhtemelen.” Maya Mor, düşünmeye çalışırken, Nysa kararını
vermişti.
“Cesetleri yok edelim!”
“Nasıl?”
“Burada da kalabilirler aslında, şöyle biraz kenara çeker,
Derviş’in evinden uzaklaştırabiliriz. Burada bulunmaları o kadar da kolay değil,”
dedi Nysa
“Belki. Piknikçiler buraya kadar gelmiyor. Burası uzak ve
patikanın üzerinde değil. Sapa bir yer.” Maya Mor bunları yüksek sesle
söylüyordu ama aslında Nysa’dan çok kendine söyler gibiydi. Karar vermeye
çalışıyordu.
İki kadın bir süre bakıştı. İkisi de gözlerini kaçırmadan
bakışıyor, düşünüyordu. Gerçekte düşünen Maya Mor’du. Maya Mor bir daha söyledi: “Nysa, o adam çok tehlikeli. İnsana
benziyor ama insanların arasında yetişmemiş. İnsani duyguları eksik olabilir.
Adamları parçalayarak öldürmüş. Hem de elleriyle, ısırarak ve daha kim bilir ne
şekilde…”
“İnsanların arasında yetişmiş olmak, herkesi insan yapmaya
yetmiyor. Babasını öldürenleri öldürmesi onun yeterince insan olduğunu
gösterir. Adalet yerini buldu.”
“O konuda bir kuşkum yok. Umarım Selo’nun katilleri konusunda yanılmamışımdır.
Yanıldıysam bu çok kötü bir haber olacak. Çünkü Derviş’e babasının katillerinin
bu iki adam olduğunu ben söylemiştim.”
“Bu da nereden çıktı? Emin gibi konuşuyordun?”
“Emindim, bu akşamüstüne kadar. Bir katil adayımız daha var
maalesef. Ama sadece aklıma düşen bir kuşku bu.”
“Mor, benim derdim şu anda sadece Derviş.”
“Onu hiç görmedin?”
“Şart mı?”
“Bence öyle.”
“Hayır, diyorum Mor, sen bir fil adamdan bahsediyorsun ve ben de
fil adamın nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Hayal edebiliyorum. Onu hapse veya
tımarhaneye gönderemeyiz. Ona yardım etmemiz lazım.”
“Ona nasıl yardım edebiliriz ki?”
“Burada yaşasın işte. Burası onun yurdu.”
“Rahat bırakmazlar. O iki adamın civarda tanıdıkları varmış. Tarihi
eser kaçakçılığı yapıyorlarmış. Kim bilir kaç kişiyle ilişkileri vardır. Onları
mutlaka arayacaklardır ve ipuçları beni nasıl buraya getirdiyse bu gece, onları
arayanları da buraya getirecektir. Ve çok önemli bir konu daha var. Burası arkeolojik
bir alan. Burasını haber vereceğim. Bu kesin. Asla saklamam, saklayamam. Buraya
geliş nedenlerimden biri de yarım kalan işimi tamamlamaktı. Bilmem
anlatabiliyor muyum? O artık burada yaşamaya devam edemez. Basit değil,
karmaşık bir sorunla karşı karşıyayız.”
Nysa’nın güzel suratı asıldı, Maya Mor’a baktı bir süre. Sonra
düzeldi: “Tamam Mor. O zaman sabahleyin bir şeyler düşünürüz. Ama bu gece
kimseye haber vermeyelim.”
“Benim bu cesetleri haber verme gibi bir niyetim yok zaten,”
dedi Maya ve sonra barakaya doğru yürümeye başladı.
Maya, barakada yerlerde birkaç battaniye olduğunu görmüştü. Nysa
hiçbir şey sormadan onunla geliyordu. Battaniyeleri alıp adamların yanına
getirdi Maya. Elinde eldiven olmayan Nysa’nın herhangi bir şeye dokunmasına
izin vermedi.
Daha sonra battaniyelerin uzun kenar uçlarını çantasından
çıkardığı iple birbirine bağlayarak hamak benzeri bir şey yaptı. Adamlardan
birini döndüre döndüre battaniyenin üzerine yerleştirmeye başladığı sırada Nysa’nın
da ona yardım etmeye hazırlandığını gördü. Dokunma, diyeceği sırada onun da
eline eldiven giymiş olduğunu gördü. Bir şey sormadı. Şaşırma duygusu yitip
gitmişti. Artık Nysa’yla ilgili olan ve normalde tuhaf karşılanacak her şey ona
olağan geliyordu. Maya Mor ve Nysa hiç konuşmadan bütün kuvvetleriyle
battaniyeyi sürüklemeye başladılar. Maya önden çekiyor, Nysa arkadaki ucu
tutuyor, adamın yere düşmesini önlemeye çalışıyor, eğri büğrü zeminde
sürüklemek zorlaşınca, battaniyeyi biraz yukarı kaldırarak; Maya’nın o
engebeden cesedi kurtarmasına yardım ediyordu. Maya, bu düz alanın denize doğru
bakan tarafının kayalıklarla bittiğini ve aşağıya doğru bir yar halinde
uzandığını daha önceden görmüştü.
Önce ilk cesedi daha sonra da ötekini kayalara getirip, döndüre
döndüre yuvarlayarak kayalardan aşağı attılar. Cesetler, ‘pat pat’ diye çarpma sesleri
çıkararak gözden kaybolup gitmiş, böylelikle Derviş’in evinin yakınından biraz
daha uzağa ve belki de hiç bulunamayacakları bir yere atılmışlardı. Bu onlara
zaman kazandırabilirdi, Maya’nın kısa vadede tek istediği şey biraz zaman
kazanmaktı.
“Kokarlar,” dedi Nysa.
“Bir süre için,” dedi Maya, “burası vahşi köpek, çakal ve türlü
çeşit hayvanla dolu. Bir iki güne kalmadan hiçbir şey kalmayacak onlardan. Sadece
kemikler. Onlar da oradan oraya taşınacak, yuvarlanacak. Bu aralar buraya kimse
gelmezse hiç bulunmayabilirler. Bu arada
Derviş’i ne yapacağımı düşünmeliyim.”
“Ne yapacağımızı.”
“Sen karışma bu işe,” dedi Maya Mor. “Başını belaya sokmak mı istiyorsun?
Hatta bu gece sen burada yoktun. Unutma bunu!”
“Evet,” dedi Nysa, inatçı bir şekilde, “sen de yoktun.”
Konuşmaya hazırlanan Maya, yerde zıplayarak hareket eden ışıkları
görünce sustu ve önceden yaptığı gibi Nysa’yı çekip yere yapıştırdı. Gelenlerin
sesini ikisi de duyuyordu, bunlar Selim ve Timothy’di.
Maya, Nysa’nın koluna yapıştı ve hırsla sarstı: “Sen! Yine aynı
şeyi yaptın!”
Nysa, “evet ve bu sefer halt ettim,” dedi. “O sırada Derviş’i bilmiyordum.
Haklısın Mor, bu adam cesetleri öğrenirse mutlaka resmi makamlara haber verecektir.”
“Herhalde. Adam bir savcı.”
“Ama Derviş’i biliyorlar. Ben telefonda söylediğimde şaşırmadı.
Onun hayatı tehlikede olabilirmiş, Maya böyle söylüyor dedim, başka bir şey demedim.”
"Adını bilmiyorlardı. Sadece birisi diye söz etmiştim. Her şeyi birbirine bağladılar elbette" diye düşündü sonra şöyle dedi: “Daha ne diyesin!” Maya ayağa
kalkmadan önce ayakkabılarının bıçaklarını, Nysa’ya sezdirmemeye çalışarak
hızla kapattı, ayağa kalktı, seslendi: “Bizi mi arıyorsunuz Beyler!”
Selim ve Timothy korkuyla zıpladılar. Onların bu haline Nysa
kıkırdayarak tepki verdi. Gerilimli hali kaybolup gitmişti.
Az sonra Maya Mor, onlara hikâyenin eksik bir versiyonunu
anlattı. Buraya gelmişler, kimseyi bulamamışlardı. Derviş ortalıklarda yoktu.
Timothy ikisinin kıyafetine bakarak sevimli sevimli gülümsedi, “komandolara benzemişsiniz,
nedir bu?”
Maya Mor gülmedi: “Karanlıkta belli olmamak için en uygun kıyafet,”
dedi. Timothy’nin üzerindeki beyaz tişört, fener ışığında pırıl pırıl
parlıyordu. Selim’in üzerindeki kırmızı tişört o kadar parlak değildi ama yine
de siyah renk gibi kolay gözden kaçan bir şey de değildi.
Maya gibi ciddi bir edayla, “uygun giyinmemişsiniz,” diyen Nysa,
onlara arkasını dönerek Derviş’in yer altı evine doğru gitti. Giriş deliğinin başında
dikildi: “Mor, buraya girebilir miyiz?”
“Gece tehlikeli olur,” dedi Maya.
“Ama bir sürü fenerimiz var.”
Selim, “ben de görmek istiyorum,” dedi. Ondan beklenmeyecek bir
hevese kapılmış gibiydi. Grubu; gece karanlığında yer altı mezarlığına girerek,
kırk yılda bir başlarına gelebilecek gizemli bir macera yaşama tutkusu
sarmıştı. Bu tutkunun, deniz kenarında veya ormanda yakılan ateş başında
anlatılan korku hikâyelerini dinlerken hissedilen ürpertici duygunun verdiği
zevkten bir farkı yoktu. Maya bu duyguyu sezerek gülümsedi. Gizemli ürpertiyi,
büyülü gecenin etkisini hissedebiliyordu.
Timothy herkesten önce davranmış elindeki feneri ağzına
yerleştirmiş, aşağıya inmeye başlamıştı bile: “Önce ben bakayım sonra siz
gelirsiniz.” Yukarıdan da aşağı doğru ışık tuttular ve Timothy’nin
merdivenlerden inip diplere doğru kaybolduğunu gördüler.
Az sonra, “burası inanılmaz bir yer” diye bağırarak çığlık
atıyor, bir kısmı anlaşılmayan sesler çıkarıyordu. Derken önce Nysa, arkadan
Selim aşağıya indi. Maya Mor’un aşağı inme gibi bir niyeti yoktu, bir kişinin
yukarıda beklemesi gerektiğinin farkındaydı. Derviş her an gelebilirdi. Selim Baha,
“Maya gelmiyor musun?” diye ona seslenirken; Maya, barakanın yakınlarındaki ağaçların
arasından bir gölgenin geçtiğini gördü. Derviş buradaydı ve evine girdiklerini
görmüştü. Eğilip ayakkabılarının bıçaklarını açtı. Yakındaki bir tümseğin
kenarına sinerek bekledi, “Derviş!” diye seslendi. “Konuşmamız lazım, Derviş!” Ama
cevap alamadı.
On beş dakika sonra içerdekiler dışarı çıktı. Maya Mor girişten
ayrılmamış, yere oturup içerdekileri beklemişti. Üçü de olağanüstü bir dünyaya
gitmiş de gelmiş gibiydi. Maya’ya aşağısıyla ilgili bir şeyler sorup
duruyorlardı. Maya Mor, “hadi gidelim!” dedi. Ve hızla yola koyuldu. Ayakkabılarının
bıçakları açıktı, Derviş’in diğerlerine yaptığı gibi ansızın vahşi bir hayvan
gibi saldırabileceğinden korkuyordu. Derviş tehlikesini düşünerek, bıçaklarının
diğerlerince görünebileceğine aldırmamış, bu riski göze almıştı. Nysa dışında
diğerleri ondaki tedirginliği anlasalar bile başka nedenlere yordular, bir tek Nysa
bir ara Maya’ya yaklaştı, "ne oldu" diye sordu.
“Derviş’i gördüm. Burada...”
Bu Nysa için yeterli bir uyarıydı, hızını arttırdı, Selim ve Timothy,
patikadan sindire sindire geçerek gecenin keyfini çıkarma arzularını bastırarak
ses etmeden iki kadının ardına takıldılar. Güzel bir gece macerası
yaşamışlardı.
Gölete
geldiklerinde Timothy, meteor yağmurunun hala devam eden ışık
gösterisini yakaladı. Kurumuş
gölete sırt üstü bıraktı kendini: “Hadi biraz seyredelim.”
Nysa da ona
katılınca, Selim ve Maya da dayanamayıp kendilerini yere bıraktılar. Ay daha
yoktu. Gök, ellerini uzatıp yakalayabilecekleri kadar yakın görünüyordu. Berrak
ışıltılı gökyüzünün, ‘beni izleyin' davetini hiç biri reddedememişti. Yattıkları
yerden ormanın sesini dinlediler, göz kırpan ve kayan ışıklarla dolu gökyüzünün
sunduğu evrensel şöleni izlediler. Dördü de hayatları boyunca unutamayacakları
bu gecenin tatlı kokusunu anı defterlerinin en özel köşesine, ara sıra
hatırlamak üzere yerleştirdi.
Nysa, “bir
dilek tutalım,” dedi ve gecikmeden tuttu dileğini, ne isteyeceğini çok iyi biliyordu:
“Badem şekerim beni bırakıp erkenden
gitmesin. Aklı hep başında olsun, ölüm geldiğinde o yine benim bildiğim insan
olsun, veda ederek ayrılalım.” Nysa gözlerinden akan yaşları belli etmeden
sildi.
Timothy itiraz etti: “Benim bir değil en az on
dileğim var.”
“Sıraya
sok,” dedi Maya Mor. Sonra her zaman aklında olan dileğini düşündü: “Affetme gücü istiyorum. Ruhumu
temizlemek, eski defterleri kapatmak, huzur bulmak istiyorum.”
İsteklerini
sıraya sokmakta zorlanan Timothy bocalayıp durdu bir süre. Saçlarını elleriyle
taradı durdu çok önemli bir seçim arifesindeymiş gibi gerilmişti. Sonra şöyle
dedi: “Her şeyi hatırlamak istiyorum ama
lütfen acı olmasın. Acısız hatırlamak istiyorum. Özellikle Selim’i …”
Selim
Baha’nın aklına önce isteyeceği bir şey gelmedi. Sonra şöyle dedi: “Başka bir yerde, yeniden doğmak istiyorum.”
Gerideki
ağaçların arasında kalan bir gölge yerde yatanları dinledi, sessizce izledi, sonra
o da yere yattı ama arka üstü yatamadığı için yan yatmıştı. O da içinden bir
çığlık gibi fışkıran dileğini söyledi.
Sonra
Kali-Maya’nın, “bu kadar yeter, kalkın,” diyen uyarısını duyunca Maya ayağa kalktı,
“gidelim artık,” dedi. Timothy’e kalsa bütün gece burada yatıp, gökyüzünü
seyredebilirdi.
Maya’nın arabasının yanına bir araba daha park etmişti. Maya
arabaya bakarken Nysa, bu benim kiralık arabam, dedi. “Anahtarı, pansiyonun
girişindeki saksıya bırakmıştım sana sezdirmeden. Onlar da oradan aldılar.”
Maya Mor kafasını iki yana salladı, “gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum.”
Nysa, lafı karıştırdı, “saat daha erken, hadi gidip bir yerde
yemek yiyelim, sen de zaten açtın Mor, ben de acıktım. Ya siz beyler yemek
yediniz mi?”
Timothy iki kadına bakıp düşünüyordu. Sabah gördüğü Nysa ile bu Nysa
birbirinden çok farklıydı. Maya desen, o da bir başka kişiye dönüşmüş gibiydi. Mesafeli,
soğuk ve çok dikkatli. Bakışları bile farklıydı, gözlerine derin düşüncelerin
gölgesi inmiş, gözlerinin ışığını azaltmıştı.
“Bizim tekneye gidelim,” dedi Selim. “Hemen bir şeyler hazırlarız.
Daha bugün bir sürü şey almıştık.”
Maya Mor itiraz etmedi, bu gecenin olanları konuşmadan
kapanmayacağını biliyordu. Nysa, Maya’nın yanına bindi, diğer arabayı da Selim
çalıştırdı, Timothy, yanına oturdu. Yola çıktılar. Arabaya biner binmez Maya ayakkabısındaki
bıçakları kapatmıştı. Şimdi arabaların içi sessizdi, herkes hem kendini, hem diğerlerini,
hem de olanları düşünüyordu.
Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder