Önce 17. bölümü okuyunuz.
Nysa’nın gidişinden sonra teknede koyu bir sessizlik hüküm sürerken; Selim Baha deniz gözlüğünü, paletlerini takıp denize atlamış, derinlere doğru yüzüp, gözden kaybolmuştu. Timothy’nin, kayıtlı arşivinde bulunan belgesellerden birini izlemeye başlamasından bir saat sonra Selim döndü, duş aldı, teknenin mutfağında; domates, biber, peynir ve karpuzdan oluşan atıştırmalık tabağını hazırlayarak güvertedeki sehpanın üzerine yerleştirdi, İki bira açtı. Timothy hala izlemeye devam ediyor, konuşmuyor, Selim’in saldırısını bekliyordu. Yine de birasına uzandı, karpuzdan ve peynirden bir dilim alıp ağzına attı. Selim de aynı şeyleri yapıyordu. İkisi de aç karınla tartışma yapmanın doğru olmadığını bilecek kadar tecrübe sahibi insanlardı.
“Başla!” dedi Timothy. Beklemekten sıkılmıştı.
Selim Baha, nerden başlayacağını bilemeyerek sustu. Konuyu açmak için uzun uzun bir şeyler anlatmaya gerek var mıydı? Timothy, zaten her şeyi biliyordu.
“Neden? Bilmezlikten gelme! Tek bir sorum var: Neden?”
O zamana kadar bir kere bile kafasını kaldırmamış olan Timothy, tabletini sol tarafına, yere koydu. Sonra orada başına bir şey geleceğini düşünüp yerden aldı, bir müddet onu nereye koyacağını düşündü durdu. Selim sabırla onu bekliyordu. Farklı bir atmosfer olsaydı Timothy’nin bu şaşkın haline gülebilirdi. Birası elinde, içmeden Timothy’e bakıyor, yanıt bekliyordu. Timothy içeri gitti, tableti içeride bırakmış olarak döndü, yerine oturdu, birasından bir yudum daha içti. Selim elinde birasıyla hala bekliyordu.
“Sıkıldım,” dedi nihayet Timothy. Eliyle saçlarının sarı dalgalarını tarayıp duruyordu. “Bu kadar yıl her şeyi gizli saklı yaşamak kolay değildi. Sıkıldım ve bugün patladım. Hiç düşünmeden oldu. Planladığım bir şey değildi. Ama oldu.” Selim susuyordu. O araya girmemesi gereken zamanları iyi bilirdi. Timothy devam etti: “Ama özür dilemeyeceğim. Aslında kendimi nedense bir tür huzur içinde hissediyorum. Tamam, çok değil birazcık huzurlu. Ben de şaşırdım yaptığıma. Aslında bu seninle ilgili bir konu olduğu için rahatsız oldum. Yoksa… Yoksa neredeyse rahatladım. Biliyorsun bana kalsa zaten böyle olmazdı.”
“Biliyorum.”
“Sen istedin ben de tamam dedim. Kaç yıldır bu böyle...”
“On yıl,” dedi Selim.
“Başlangıcımız okulun son senesine denk gelmişti. Gayet iyi hatırlıyorum. Aslında on bir demek daha doğru.”
“O ilk sene her şey çok karışıktı. Ne olduğunu anlamıyordum,” dedi Selim. “Anlamam uzun sürdü.”
“Benim değil, senin anlaman uzun sürdü. Ben ne yaptığımı, ne yaptığımızı, neden yaptığımı, kim olduğumu biliyordum. Sen bilmiyordun.”
Selim önce sesini çıkarmadı sonra, “farklı kültürel ortamlarda yetişen iki insan işte,” dedi zor duyulur bir sesle. “Bunları çok konuştuk. Ama sonraki gizliliğin burada sözünü ettiğimiz benim kimlik problemimle bir ilgisi yok.”
“Yaptığın iş.” Timothy saçlarını taramayı bırakmış, kafasını sallıyor, gövdesi de kafayla birlikte öne arkaya sallanıyor, oturduğu şezlongdan giderek artan sesler bu manzaraya eşlik ediyordu.
“Yapma şunu!” dedi Selim. Timothy sallanmayı bıraktı.
“Evet, yaptığım iş. Bunu sana anlattım, hem de çok anlattım. Bu işe devam etmek istiyorsam kendimi açıklayamam, dedim sana. Sen de kabul ettin ve anladığını söyledin. Şimdi ne oldu?”
Timothy’i sehpanın üzerinde duran tespihi alıp, taşları tek tek çekmeye başlamıştı. “Hala anlıyorum ama bu gizlilik başka problemler yaratıyor. Kıskanıyorum sanıyorum.” Bunu zorlukla söylemişti. Selim, Timothy’den ilk kez böyle bir şey duyuyordu. O genellikle kendisiyle ilgilenen kadınlar ortaya çıktığında gülen ve eğlenen taraf olurdu.
“Dikkati çeken bir fiziğin olmasa, kadınlar seninle ilgilemese yine o kadar sorun olmazdı,” burada güldü; “ama ne hikmetse peşinde olanlar hep kadınlar oluyor. Neden bir erkek, seni yani gerçek seni keşfedip peşine düşmüyor, anlamış değilim.”
“Çünkü üstümde zırh var. En önemlisi mesleğim. Kimin aklına gelir?”
“Kimsenin.” Timothy gülmeye başlamıştı. “Doğru. Burada, bu ülkede belki de daha çok böyle. Aslında o zırh; sadece mesleğinin değil, senin de yaratığın bir şey. Öyle bir bedensel sunuşun var ki kendini; o beden, ben geyim demiyor.”
“Şart mı? Sen de kendini ilan etmiyorsun veya farklı bir bedensel mesaj göndermiyorsun.”
Timothy, kendini düşündü, bu doğru muydu? Kamusal alanda belki ama başka yerlerde… “Belki de biriyle yıllardır birlikte olduğum içindir,” diye kestirip attı. Bunu düşünecekti ama şimdi değil. “Tartışma kayıyor. Ben sana tabi oldum yıllardır. Sorun bu. Açık olmak ve rahat etmek, kadınlara bu adama dokunmayın o benim sevgilimdir demek ihtiyacını hissetmem çok mu tuhaf?”
“Erkekler olsa belki ama kadınlar… Evet, tuhaf. Neden kadınları kıskanasın ki? Ayrıca ne zaman bir kadınla birlikte oldum veya seni aldattım, bir tane örnek göster.”
Timothy güldü. “Offf, bu da ne bayat bir savunma aracıdır. ‘Bir tane örnek göster.’ İnsan ruhuyla da aldatır, inan bana o beni daha çok ilgilendiriyor.” Burada durdu ve derin bir nefes alarak devam etti. “O Maya Mor denilen kadın… Neden onun peşinden buralara kadar geldik Baha?”
Selim durdu. İşte bunu beklemiyordu. Demek sorun Nysa değil, Maya’ydı.
“Onda, bana karşı bir ilgi mi hissetin sen? Ben öyle bir şey hissetmedim.”
Timothy gözlerini dikip uzun uzun Selim’in gözlerine baktı. “İşte beni esas rahatsız eden konu bu. Daha tehlikeli bir durum var.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Neden buralara kadar geldik Baha? Ona ilgi gösteriyorsun, o aldırmaz görünüyor. Bu olayı daha da cazip kılmıyor mu? Senden etkilenmeyen kaç kadın oldu bu zamana kadar. Şimdiye kadar başına hiç gelmemiş bir problemle karşı karşıyasın. Sakın bu durum seni etkilemiş olmasın. Ayrıca ona nasıl baktığını da gördüm.”
“Demek sorun bu. Ve neden Nysa’ya söylediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Bütün bunları gidip Maya’ya anlatmasını bekliyorsun ve böylece aslında Maya’ya bir haber uçurmuş oldun. Bu bana planlı bir iş gibi göründü.”
Timothy hayretle baktı Selim’e. Tekrar saçlarını taramaya başlamıştı. “İşte şimdi, bir savcıdan bekleneceği gibi, olayı çözen derin analizini patlatmıştın oldun. Bravo! Hayır, sen şimdi bunları söyleyene kadar böyle bir planım olduğundan haberim yoktu. Ama evet, düşününce, evet aslında iyi oldu. O da sana tutulmadan gerçeği öğrenmesinde yarar var. Bu arada sorum havada asılı kaldı. Hala cevap vermedin.” Timothy’nin içinden, ‘dürüst ol!’ demek geçti ama bunun Selim gibi biri için ağır kaçacağını, duygusal bir zedelenme yaratacağını biliyordu ama içinden geçen cümle buydu: “Dürüst ol!”
Selim Baha, söylenmemiş bu cümleyi Timothy’nin gözlerinde okudu. Birbirlerinin yüreklerini bilen iki insanın, çoğu zaman konuşmasına gerek yoktur. Bu da böyle bir andı. Selim Baha düşündü, düşündü… Sonra denize doğru çevirdi şezlongunu. Öylece oturdu. Timothy, kendisine arkasını dönmüş olan Selim’in yüzünü göremiyor, gözlerini ayırmadan onu izliyordu. Sırtına bakıyordu. Başının arkasına bakıyordu. Bir ara öyle bir an oldu ki; Timothy bir yabancıya, canlı olmayan bir şeye, bir nesneye bakıyormuş gibi hissetti kendini. İçi soğudu. Başka bir evrene, gölgeler dünyasına gitmiş de uzaktan Selim Baha’yı izliyor ve tüm bağırmalarına karşılık bulamıyormuş, ona ulaşamıyormuş gibi kâbusumsu bir duygu kaplamıştı benliğini. Başka bir yerdeydi, yabancı bir yerde. O adam, orada oturan, o arkası dönük kişi de Selim Baha değildi. Birazdan ne söyleyecek olursa olsun, bu tablo kadar onu yaralayacak hiçbir şeyin olmayacağını düşündü Timothy. Bu an, öyle bir andı Timothy için. Kişisel tarihinde bir dönüm noktası... Bunu biliyordu.
Beş dakika kadar öylece oturdular. Sonra Timothy ayağa kalktı, eşyalarını toplayıp buradan bir an önce gitmek istiyordu. Selim döndü, şezlongunu tekrar Timothy’nin karşısına yerleştirdi. Timothy oturdu, başı önde bekledi.
“Biliyor musun ilk defa düşünüyorum bu konuyu. Hiç düşünmemiştim. Aslında açığa çıkması iyi olmadı. Bilmediğimiz şeyleri düşünmeyiz. Şu andan itibaren bu konuyu düşünmeye başlayacağım. İyi olmadı bu Tim.”
“Farkındayım ama ben düşünüyordum. Ve onunla tanıştığından beri düşünüyordum. Aklıma girdi bir kere. Düşünmemeye çalıştım ama başaramadım. Sen de bir farklılık vardı. Bu kuşkuyla daha fazla nasıl yaşardım. Sen de bunu düşün. Nasıl biterse bitsin şu anda yapılması gereken bir şeyi yapıyoruz. Aşk, kuşkuyla yaşamaz.”
Selim, Timothy’e baktı, gözlerini gördü, ışıl ışıldı. Akmasına izin vermediği yaşlar, gözlerinin içinde sabitlenmişti. O donmuş kalmış damlanın arkasından bakıyordu Timothy ona.
Selim, bundan sonra ne söylerse söylesin on bir yıllık zaman diliminin alışılagelen akışını değiştiren bir dönüm noktasında olduğunu biliyordu. O da biliyordu. Ne olursa olsun bir şeyler değişmişti, değişecekti.
“Evet, Maya ilgimi çekti. Şimdi daha iyi fark ediyorum bunu. Diğer kadınlar gibi değil o. Çok farklı biri. Bir kadın gibi bile gelmiyor bana. Çok etkileyici bir insan.”
“Belki o da eşcinseldir. Olamaz mı? Bana yakışır gibi geldi.”
“Hadi canım!” dedi Selim, Türkçe. “Evlenmiş bir zamanlar, kocası bir yerlerde yok olmuş.” Selim yarım yamalak duyduğu bu hikâyenin aslını tam olarak bilmediğini fark etti. “Bir ara sorsam mı?”
“Hadi canım!” dedi Timothy, Türkçe. “Biz neler gördük. İnsanlar evleniyor, çoluk çocuğa karışıyor, neredeyse torunları olacak; aaa bir bakıyorlar ki bunca yıl yanlış bir cinsle yatıp kalkıyorlarmış.”
“Hikâyesi beni etkiledi. Ailesi babamın yakın çevresindendir. İlk anda bir yakınım gibi ilgilenmek istedim. Babası kızının başını belaya sokmasından korkuyordu. Böyle bir potansiyeli olduğunu ben de hissetmiştim. Sonra koruma duygum devreye girdi. Ama o kadar güçlü ki, kadınlığı değil gücü beni etkiledi. Evet, buydu...”
Selim, rahatlamış bir şekilde arkasına yaslandı. Aslında Timothy’le konuşurken yüksek sesle kendini analiz ediyordu. Günlerdir beyninin en kuytu yerine ittiği bu sorunu çözmeye, anlamaya karar vermişti ve ne yazık ki bu sorgulama Timothy’nin gözü önünde yapılıyordu.
“Sen de güçlü birisin, güç gücü çekiyor demek ki.”
“Şimdiye kadar hiç kadın arkadaşım olmadı. Ama onun olabileceğini hissettim. Her şeyi konuşabileceğim, sırtımı en azından zaman zaman dayayabileceğim o gücü hissettim. Ne rahatlatıcı, ne huzur verici bir duyguymuş bu. Ama bir kadın olarak… Yok, hayır kadın olarak değil, bir güç olarak etkilendim ondan. Sence de bu tip karakterler etkili olmaz mı? Ondaki ışığı görmüyor musun? Bakışlarının etkisini hissetmiyor musun? Ve farklılığı…”
Selim Baha’nın söylediği her bir kelimeyi aç gözlülükle yutup içine çekiyordu Timothy. Her bir mimiği, jesti, ortamın rengini, kokuyu, dokuyu ve her şeyi; hiç unutulmayacak bir şekilde aklına, kalbine yazıyordu. Taşa yazar gibi yazıyordu. İleride harfi harfine hatırlayacak, bir film gibi defalarca beyninde oynatacaktı. Her kelime kalbini acıtıyordu. “Bunu nasıl atlatacağım. ‘Her şeyi konuşabileceğim, sırtımı dayayabileceğim bir insan,’ dedi. Ben değil miydim o kişi? Ben neydim? Bugün olanları hiç bir zaman unutamayacağım. O zaman, nasıl yaşayacağım.”
Timothy içini çekti, büyük bir soğukkanlılıkla şunları söyleyebildi: “Bu da bir çeşit aşk sayılır dostum. Zaten aşk nedir ki?”
Sessizlik… Uzun süren bir sessizlik oldu. Selim bir bira daha açtı.
“Eşyalarımı toplayıp gideyim ben,” dedi nihayet Timothy.
“Hayır, bu da nerden çıktı. Ben senden ayrılmak istemiyorum. Bütün bunlar yeni bir durum. Ama seni bırakamam. Zaten… Mesleğimi bırakıp, avukat olmaya karar verdim.”
“Ne zaman?”
“Biraz önce yüzerken.”
“Neden?”
“Daha rahat edeceğim. Böyle bir sırrı ne kadar saklayabilir bir insan. İşte biraz önceki olay. Buna benzer şeyler olacak ve Nysa… Onu tanımıyorum. Ama saplantılı birine benziyor. Sağda solda bununla ilgili konuşabilir. Biraz önce olay yerinde fotoğraflarımızı çekti, görmedin mi?”
“Gördüm,” dedi Timothy. “Kaç yıl emek verdin. Böyle aniden karar vermen doğru mu?”
“Aniden değil. Aslında hep düşündüğüm bir konuydu. Yalnız hala şunu anlamıyorum. Bırak benim mesleğimi, diyelim ki bir kurumda bile çalışmıyorum, hatta bağımsız bir yazarım hatta hiç bir şeyim. Neden, ne tür bir cinsel ilişki benimsediğimi açıklamak zorunda kalayım ki? Bu benin özel hayatım, kimseyi ilgilendirmez ve ilgilendirmemeli. İster kadınla, ister erkekle veya her ikisiyle de birlikte olabilirim.”
“Ben hiç olmadım,” dedi Timothy ciddiyetle
“Kesme ve bağlamı kaçırma! Bu konu, başkalarını neden ilgilendirsin? Neden illa açıklamak zorunda kalayım ki? Bu tuhaf değil mi? Bu, zaten saklı bir hayata sıkıştırılmış, itilmiş insanlar için daha zorlayıcı bir sorun yaratmaz mı? Neden bir de söylemek-söylememek ikilemiyle boğuşayım? Neden Nysa’ya veya Maya’ya söylemek zorundayız?”
“Hah! Somut konuş, mesele Maya meselesi değil mi?” diye düşündü ama şöyle devam etti Timothy: "Birçok nedeni var. Birincisi yanlış mesaj vermemek için. Örneğin Nysa. Seni biliyor olsaydı, bu kadar heveslenmez ve kafayı sana takmazdı. İkincisi; açıklamadığın zaman yanındaki sevgilini de açıklayamıyorsun. Onunla birlikte olduğunu kimse bilmiyor. Gizli saklı bir ilişki, bir noktadan sonra kişileri veya buradaki bir kişiyi rahatsız etmez mi, sığıntı gibi hissettirmez mi?” Timothy, buradaki derken, işaret parmağıyla göğsüne vurarak kendini göstermişti. Hareketinde belli bir şiddet vardı. “Belki de göğsünü gere gere, ‘ bu benim sevgilim’ demek istiyor o biri.”
Selim Baha, ‘o biri’nin, kim olduğunu gayet iyi anlamıştı. Suratına yerleşen, belli belirsiz sırıtma duygusuyla başa çıkmaya çalışırken, bunu gözden kaçırmayan Timothy’nin sesini hırsla daha da yükselterek devam ettiğini duydu. “Herkes toplum içinde de bir şekilde kabul edilmek istiyor. Legal bir ilişki istiyor, normale yakın bir durum istiyor, bunları bir düşün. İnsanlar neden yüzük takıyor, neden evleniyor? Kadın ve erkeği kast ediyorum. Aslında biz birlikteyiz diye ilan etmenin bulunmuş en eski yollarından biri bu. Ve evet evlilik önemlidir çünkü çiftlere ait bazı yasal hakları evlenmeden elde edemiyorsun.”
Selim Baha, artık sırıtmasına engel olamıyordu. Arkasına yaslandı, uzun bacaklarından birini diğerinin üstüne attı. “Biraz daha devam edersen bana evlilik teklifinde bulunduğunu düşünmeye başlayacağım. Sabahtan beri konuşuyoruz…”
Timothy saatine bakarak kesti: “Sadece bir saat on dakikadır konuşuyoruz.”
“O lafın gelişiydi, sulandırma!”
“Bana evlilik teklifinde mi bulunuyorsun, diyerek esas sen sulandırıyorsun. Ve sadece bir saat on dakikadır devam eden bu konuşmayı, sabahtan beri yapıyormuşuz gibi algılıyorsun. Söylediğin her şey can yakıyor. Bizim için ne kadar hayati bir konu olduğunun farkında değil misin?”
“Ama evliliği kalkıp örnek olarak verirsen ben de sana böyle şeyler söylerim de, gülerim de. Evlilik, bulunmuş en ikiyüzlü çözümlerden biridir.”
“Yine de çok büyük bir anlamı var. İnkâr edemeyiz. İnsanları, insanlık aşamasına geçiren, toplumsal bir varlık olarak yaşama devam etmelerini sağlayan, bulunmuş en eski kurumlardan biridir ve hala bir anlamı vardır.”
Selim, tartışmayı kesmek için uzlaşmaya hazır olduğunu göstermek istedi. “Evet, şimdilik razı olduğumuz bir süreç. Daha ne kadar böyle devam eder ki?”
“Binlerce yıldır devam ediyor. İşe yaradığı sürece devam edecektir.”
“İnsan türü değişmediği sürece…”
“Değişmez. Belki başka türlü bir tür. Başka bir insan türü gelişir. Örneğin insanlaşma tarihine baktığımızda kaç tür gelmiş geçmiş. En yakın örnek neanderthaller.”
İkisi de gülmeye başladılar, her zaman yaptıkları şeyi yine yapmaya başlamalardı.
“Ne yapıyoruz?” dedi Timothy
“Sen bir yere gitmiyorsun, ben de savcılığı bırakıyorum. Kararım budur.”
“Maya ne olacak?”
“Belki üçümüz iyi arkadaş oluruz.”
Timothy sesini çıkarmadı. Düşünüyordu.
Aşk, kuşkuyla yaşamaz.”
Nysa’nın gidişinden sonra teknede koyu bir sessizlik hüküm sürerken; Selim Baha deniz gözlüğünü, paletlerini takıp denize atlamış, derinlere doğru yüzüp, gözden kaybolmuştu. Timothy’nin, kayıtlı arşivinde bulunan belgesellerden birini izlemeye başlamasından bir saat sonra Selim döndü, duş aldı, teknenin mutfağında; domates, biber, peynir ve karpuzdan oluşan atıştırmalık tabağını hazırlayarak güvertedeki sehpanın üzerine yerleştirdi, İki bira açtı. Timothy hala izlemeye devam ediyor, konuşmuyor, Selim’in saldırısını bekliyordu. Yine de birasına uzandı, karpuzdan ve peynirden bir dilim alıp ağzına attı. Selim de aynı şeyleri yapıyordu. İkisi de aç karınla tartışma yapmanın doğru olmadığını bilecek kadar tecrübe sahibi insanlardı. “Başla!” dedi Timothy. Beklemekten sıkılmıştı.
Selim Baha, nerden başlayacağını bilemeyerek sustu. Konuyu açmak için uzun uzun bir şeyler anlatmaya gerek var mıydı? Timothy, zaten her şeyi biliyordu.
“Neden? Bilmezlikten gelme! Tek bir sorum var: Neden?”
O zamana kadar bir kere bile kafasını kaldırmamış olan Timothy, tabletini sol tarafına, yere koydu. Sonra orada başına bir şey geleceğini düşünüp yerden aldı, bir müddet onu nereye koyacağını düşündü durdu. Selim sabırla onu bekliyordu. Farklı bir atmosfer olsaydı Timothy’nin bu şaşkın haline gülebilirdi. Birası elinde, içmeden Timothy’e bakıyor, yanıt bekliyordu. Timothy içeri gitti, tableti içeride bırakmış olarak döndü, yerine oturdu, birasından bir yudum daha içti. Selim elinde birasıyla hala bekliyordu.
“Sıkıldım,” dedi nihayet Timothy. Eliyle saçlarının sarı dalgalarını tarayıp duruyordu. “Bu kadar yıl her şeyi gizli saklı yaşamak kolay değildi. Sıkıldım ve bugün patladım. Hiç düşünmeden oldu. Planladığım bir şey değildi. Ama oldu.” Selim susuyordu. O araya girmemesi gereken zamanları iyi bilirdi. Timothy devam etti: “Ama özür dilemeyeceğim. Aslında kendimi nedense bir tür huzur içinde hissediyorum. Tamam, çok değil birazcık huzurlu. Ben de şaşırdım yaptığıma. Aslında bu seninle ilgili bir konu olduğu için rahatsız oldum. Yoksa… Yoksa neredeyse rahatladım. Biliyorsun bana kalsa zaten böyle olmazdı.”
“Biliyorum.”
“Sen istedin ben de tamam dedim. Kaç yıldır bu böyle...”
“On yıl,” dedi Selim.
“Başlangıcımız okulun son senesine denk gelmişti. Gayet iyi hatırlıyorum. Aslında on bir demek daha doğru.”
“O ilk sene her şey çok karışıktı. Ne olduğunu anlamıyordum,” dedi Selim. “Anlamam uzun sürdü.”
“Benim değil, senin anlaman uzun sürdü. Ben ne yaptığımı, ne yaptığımızı, neden yaptığımı, kim olduğumu biliyordum. Sen bilmiyordun.”
Selim önce sesini çıkarmadı sonra, “farklı kültürel ortamlarda yetişen iki insan işte,” dedi zor duyulur bir sesle. “Bunları çok konuştuk. Ama sonraki gizliliğin burada sözünü ettiğimiz benim kimlik problemimle bir ilgisi yok.”
“Yaptığın iş.” Timothy saçlarını taramayı bırakmış, kafasını sallıyor, gövdesi de kafayla birlikte öne arkaya sallanıyor, oturduğu şezlongdan giderek artan sesler bu manzaraya eşlik ediyordu.
“Yapma şunu!” dedi Selim. Timothy sallanmayı bıraktı.
“Evet, yaptığım iş. Bunu sana anlattım, hem de çok anlattım. Bu işe devam etmek istiyorsam kendimi açıklayamam, dedim sana. Sen de kabul ettin ve anladığını söyledin. Şimdi ne oldu?”
Timothy’i sehpanın üzerinde duran tespihi alıp, taşları tek tek çekmeye başlamıştı. “Hala anlıyorum ama bu gizlilik başka problemler yaratıyor. Kıskanıyorum sanıyorum.” Bunu zorlukla söylemişti. Selim, Timothy’den ilk kez böyle bir şey duyuyordu. O genellikle kendisiyle ilgilenen kadınlar ortaya çıktığında gülen ve eğlenen taraf olurdu.
“Dikkati çeken bir fiziğin olmasa, kadınlar seninle ilgilemese yine o kadar sorun olmazdı,” burada güldü; “ama ne hikmetse peşinde olanlar hep kadınlar oluyor. Neden bir erkek, seni yani gerçek seni keşfedip peşine düşmüyor, anlamış değilim.”
“Çünkü üstümde zırh var. En önemlisi mesleğim. Kimin aklına gelir?”
“Kimsenin.” Timothy gülmeye başlamıştı. “Doğru. Burada, bu ülkede belki de daha çok böyle. Aslında o zırh; sadece mesleğinin değil, senin de yaratığın bir şey. Öyle bir bedensel sunuşun var ki kendini; o beden, ben geyim demiyor.”
“Şart mı? Sen de kendini ilan etmiyorsun veya farklı bir bedensel mesaj göndermiyorsun.”
Timothy, kendini düşündü, bu doğru muydu? Kamusal alanda belki ama başka yerlerde… “Belki de biriyle yıllardır birlikte olduğum içindir,” diye kestirip attı. Bunu düşünecekti ama şimdi değil. “Tartışma kayıyor. Ben sana tabi oldum yıllardır. Sorun bu. Açık olmak ve rahat etmek, kadınlara bu adama dokunmayın o benim sevgilimdir demek ihtiyacını hissetmem çok mu tuhaf?”
“Erkekler olsa belki ama kadınlar… Evet, tuhaf. Neden kadınları kıskanasın ki? Ayrıca ne zaman bir kadınla birlikte oldum veya seni aldattım, bir tane örnek göster.”
Timothy güldü. “Offf, bu da ne bayat bir savunma aracıdır. ‘Bir tane örnek göster.’ İnsan ruhuyla da aldatır, inan bana o beni daha çok ilgilendiriyor.” Burada durdu ve derin bir nefes alarak devam etti. “O Maya Mor denilen kadın… Neden onun peşinden buralara kadar geldik Baha?”
Selim durdu. İşte bunu beklemiyordu. Demek sorun Nysa değil, Maya’ydı.
“Onda, bana karşı bir ilgi mi hissetin sen? Ben öyle bir şey hissetmedim.”
Timothy gözlerini dikip uzun uzun Selim’in gözlerine baktı. “İşte beni esas rahatsız eden konu bu. Daha tehlikeli bir durum var.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Neden buralara kadar geldik Baha? Ona ilgi gösteriyorsun, o aldırmaz görünüyor. Bu olayı daha da cazip kılmıyor mu? Senden etkilenmeyen kaç kadın oldu bu zamana kadar. Şimdiye kadar başına hiç gelmemiş bir problemle karşı karşıyasın. Sakın bu durum seni etkilemiş olmasın. Ayrıca ona nasıl baktığını da gördüm.”
“Demek sorun bu. Ve neden Nysa’ya söylediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Bütün bunları gidip Maya’ya anlatmasını bekliyorsun ve böylece aslında Maya’ya bir haber uçurmuş oldun. Bu bana planlı bir iş gibi göründü.”
Timothy hayretle baktı Selim’e. Tekrar saçlarını taramaya başlamıştı. “İşte şimdi, bir savcıdan bekleneceği gibi, olayı çözen derin analizini patlatmıştın oldun. Bravo! Hayır, sen şimdi bunları söyleyene kadar böyle bir planım olduğundan haberim yoktu. Ama evet, düşününce, evet aslında iyi oldu. O da sana tutulmadan gerçeği öğrenmesinde yarar var. Bu arada sorum havada asılı kaldı. Hala cevap vermedin.” Timothy’nin içinden, ‘dürüst ol!’ demek geçti ama bunun Selim gibi biri için ağır kaçacağını, duygusal bir zedelenme yaratacağını biliyordu ama içinden geçen cümle buydu: “Dürüst ol!”
Selim Baha, söylenmemiş bu cümleyi Timothy’nin gözlerinde okudu. Birbirlerinin yüreklerini bilen iki insanın, çoğu zaman konuşmasına gerek yoktur. Bu da böyle bir andı. Selim Baha düşündü, düşündü… Sonra denize doğru çevirdi şezlongunu. Öylece oturdu. Timothy, kendisine arkasını dönmüş olan Selim’in yüzünü göremiyor, gözlerini ayırmadan onu izliyordu. Sırtına bakıyordu. Başının arkasına bakıyordu. Bir ara öyle bir an oldu ki; Timothy bir yabancıya, canlı olmayan bir şeye, bir nesneye bakıyormuş gibi hissetti kendini. İçi soğudu. Başka bir evrene, gölgeler dünyasına gitmiş de uzaktan Selim Baha’yı izliyor ve tüm bağırmalarına karşılık bulamıyormuş, ona ulaşamıyormuş gibi kâbusumsu bir duygu kaplamıştı benliğini. Başka bir yerdeydi, yabancı bir yerde. O adam, orada oturan, o arkası dönük kişi de Selim Baha değildi. Birazdan ne söyleyecek olursa olsun, bu tablo kadar onu yaralayacak hiçbir şeyin olmayacağını düşündü Timothy. Bu an, öyle bir andı Timothy için. Kişisel tarihinde bir dönüm noktası... Bunu biliyordu.
Beş dakika kadar öylece oturdular. Sonra Timothy ayağa kalktı, eşyalarını toplayıp buradan bir an önce gitmek istiyordu. Selim döndü, şezlongunu tekrar Timothy’nin karşısına yerleştirdi. Timothy oturdu, başı önde bekledi.
“Biliyor musun ilk defa düşünüyorum bu konuyu. Hiç düşünmemiştim. Aslında açığa çıkması iyi olmadı. Bilmediğimiz şeyleri düşünmeyiz. Şu andan itibaren bu konuyu düşünmeye başlayacağım. İyi olmadı bu Tim.”
“Farkındayım ama ben düşünüyordum. Ve onunla tanıştığından beri düşünüyordum. Aklıma girdi bir kere. Düşünmemeye çalıştım ama başaramadım. Sen de bir farklılık vardı. Bu kuşkuyla daha fazla nasıl yaşardım. Sen de bunu düşün. Nasıl biterse bitsin şu anda yapılması gereken bir şeyi yapıyoruz. Aşk, kuşkuyla yaşamaz.”
Selim, Timothy’e baktı, gözlerini gördü, ışıl ışıldı. Akmasına izin vermediği yaşlar, gözlerinin içinde sabitlenmişti. O donmuş kalmış damlanın arkasından bakıyordu Timothy ona.
Selim, bundan sonra ne söylerse söylesin on bir yıllık zaman diliminin alışılagelen akışını değiştiren bir dönüm noktasında olduğunu biliyordu. O da biliyordu. Ne olursa olsun bir şeyler değişmişti, değişecekti.
“Evet, Maya ilgimi çekti. Şimdi daha iyi fark ediyorum bunu. Diğer kadınlar gibi değil o. Çok farklı biri. Bir kadın gibi bile gelmiyor bana. Çok etkileyici bir insan.”
“Belki o da eşcinseldir. Olamaz mı? Bana yakışır gibi geldi.”
“Hadi canım!” dedi Selim, Türkçe. “Evlenmiş bir zamanlar, kocası bir yerlerde yok olmuş.” Selim yarım yamalak duyduğu bu hikâyenin aslını tam olarak bilmediğini fark etti. “Bir ara sorsam mı?”
“Hadi canım!” dedi Timothy, Türkçe. “Biz neler gördük. İnsanlar evleniyor, çoluk çocuğa karışıyor, neredeyse torunları olacak; aaa bir bakıyorlar ki bunca yıl yanlış bir cinsle yatıp kalkıyorlarmış.”
“Hikâyesi beni etkiledi. Ailesi babamın yakın çevresindendir. İlk anda bir yakınım gibi ilgilenmek istedim. Babası kızının başını belaya sokmasından korkuyordu. Böyle bir potansiyeli olduğunu ben de hissetmiştim. Sonra koruma duygum devreye girdi. Ama o kadar güçlü ki, kadınlığı değil gücü beni etkiledi. Evet, buydu...”
Selim, rahatlamış bir şekilde arkasına yaslandı. Aslında Timothy’le konuşurken yüksek sesle kendini analiz ediyordu. Günlerdir beyninin en kuytu yerine ittiği bu sorunu çözmeye, anlamaya karar vermişti ve ne yazık ki bu sorgulama Timothy’nin gözü önünde yapılıyordu.
“Sen de güçlü birisin, güç gücü çekiyor demek ki.”
“Şimdiye kadar hiç kadın arkadaşım olmadı. Ama onun olabileceğini hissettim. Her şeyi konuşabileceğim, sırtımı en azından zaman zaman dayayabileceğim o gücü hissettim. Ne rahatlatıcı, ne huzur verici bir duyguymuş bu. Ama bir kadın olarak… Yok, hayır kadın olarak değil, bir güç olarak etkilendim ondan. Sence de bu tip karakterler etkili olmaz mı? Ondaki ışığı görmüyor musun? Bakışlarının etkisini hissetmiyor musun? Ve farklılığı…”
Selim Baha’nın söylediği her bir kelimeyi aç gözlülükle yutup içine çekiyordu Timothy. Her bir mimiği, jesti, ortamın rengini, kokuyu, dokuyu ve her şeyi; hiç unutulmayacak bir şekilde aklına, kalbine yazıyordu. Taşa yazar gibi yazıyordu. İleride harfi harfine hatırlayacak, bir film gibi defalarca beyninde oynatacaktı. Her kelime kalbini acıtıyordu. “Bunu nasıl atlatacağım. ‘Her şeyi konuşabileceğim, sırtımı dayayabileceğim bir insan,’ dedi. Ben değil miydim o kişi? Ben neydim? Bugün olanları hiç bir zaman unutamayacağım. O zaman, nasıl yaşayacağım.”
Timothy içini çekti, büyük bir soğukkanlılıkla şunları söyleyebildi: “Bu da bir çeşit aşk sayılır dostum. Zaten aşk nedir ki?”
Sessizlik… Uzun süren bir sessizlik oldu. Selim bir bira daha açtı.
“Eşyalarımı toplayıp gideyim ben,” dedi nihayet Timothy.
“Hayır, bu da nerden çıktı. Ben senden ayrılmak istemiyorum. Bütün bunlar yeni bir durum. Ama seni bırakamam. Zaten… Mesleğimi bırakıp, avukat olmaya karar verdim.”
“Ne zaman?”
“Biraz önce yüzerken.”
“Neden?”
“Daha rahat edeceğim. Böyle bir sırrı ne kadar saklayabilir bir insan. İşte biraz önceki olay. Buna benzer şeyler olacak ve Nysa… Onu tanımıyorum. Ama saplantılı birine benziyor. Sağda solda bununla ilgili konuşabilir. Biraz önce olay yerinde fotoğraflarımızı çekti, görmedin mi?”
“Gördüm,” dedi Timothy. “Kaç yıl emek verdin. Böyle aniden karar vermen doğru mu?”
“Aniden değil. Aslında hep düşündüğüm bir konuydu. Yalnız hala şunu anlamıyorum. Bırak benim mesleğimi, diyelim ki bir kurumda bile çalışmıyorum, hatta bağımsız bir yazarım hatta hiç bir şeyim. Neden, ne tür bir cinsel ilişki benimsediğimi açıklamak zorunda kalayım ki? Bu benin özel hayatım, kimseyi ilgilendirmez ve ilgilendirmemeli. İster kadınla, ister erkekle veya her ikisiyle de birlikte olabilirim.”
“Ben hiç olmadım,” dedi Timothy ciddiyetle
“Kesme ve bağlamı kaçırma! Bu konu, başkalarını neden ilgilendirsin? Neden illa açıklamak zorunda kalayım ki? Bu tuhaf değil mi? Bu, zaten saklı bir hayata sıkıştırılmış, itilmiş insanlar için daha zorlayıcı bir sorun yaratmaz mı? Neden bir de söylemek-söylememek ikilemiyle boğuşayım? Neden Nysa’ya veya Maya’ya söylemek zorundayız?”
“Hah! Somut konuş, mesele Maya meselesi değil mi?” diye düşündü ama şöyle devam etti Timothy: "Birçok nedeni var. Birincisi yanlış mesaj vermemek için. Örneğin Nysa. Seni biliyor olsaydı, bu kadar heveslenmez ve kafayı sana takmazdı. İkincisi; açıklamadığın zaman yanındaki sevgilini de açıklayamıyorsun. Onunla birlikte olduğunu kimse bilmiyor. Gizli saklı bir ilişki, bir noktadan sonra kişileri veya buradaki bir kişiyi rahatsız etmez mi, sığıntı gibi hissettirmez mi?” Timothy, buradaki derken, işaret parmağıyla göğsüne vurarak kendini göstermişti. Hareketinde belli bir şiddet vardı. “Belki de göğsünü gere gere, ‘ bu benim sevgilim’ demek istiyor o biri.”
Selim Baha, ‘o biri’nin, kim olduğunu gayet iyi anlamıştı. Suratına yerleşen, belli belirsiz sırıtma duygusuyla başa çıkmaya çalışırken, bunu gözden kaçırmayan Timothy’nin sesini hırsla daha da yükselterek devam ettiğini duydu. “Herkes toplum içinde de bir şekilde kabul edilmek istiyor. Legal bir ilişki istiyor, normale yakın bir durum istiyor, bunları bir düşün. İnsanlar neden yüzük takıyor, neden evleniyor? Kadın ve erkeği kast ediyorum. Aslında biz birlikteyiz diye ilan etmenin bulunmuş en eski yollarından biri bu. Ve evet evlilik önemlidir çünkü çiftlere ait bazı yasal hakları evlenmeden elde edemiyorsun.”
Selim Baha, artık sırıtmasına engel olamıyordu. Arkasına yaslandı, uzun bacaklarından birini diğerinin üstüne attı. “Biraz daha devam edersen bana evlilik teklifinde bulunduğunu düşünmeye başlayacağım. Sabahtan beri konuşuyoruz…”
Timothy saatine bakarak kesti: “Sadece bir saat on dakikadır konuşuyoruz.”
“O lafın gelişiydi, sulandırma!”
“Bana evlilik teklifinde mi bulunuyorsun, diyerek esas sen sulandırıyorsun. Ve sadece bir saat on dakikadır devam eden bu konuşmayı, sabahtan beri yapıyormuşuz gibi algılıyorsun. Söylediğin her şey can yakıyor. Bizim için ne kadar hayati bir konu olduğunun farkında değil misin?”
“Ama evliliği kalkıp örnek olarak verirsen ben de sana böyle şeyler söylerim de, gülerim de. Evlilik, bulunmuş en ikiyüzlü çözümlerden biridir.”
“Yine de çok büyük bir anlamı var. İnkâr edemeyiz. İnsanları, insanlık aşamasına geçiren, toplumsal bir varlık olarak yaşama devam etmelerini sağlayan, bulunmuş en eski kurumlardan biridir ve hala bir anlamı vardır.”
Selim, tartışmayı kesmek için uzlaşmaya hazır olduğunu göstermek istedi. “Evet, şimdilik razı olduğumuz bir süreç. Daha ne kadar böyle devam eder ki?”
“Binlerce yıldır devam ediyor. İşe yaradığı sürece devam edecektir.”
“İnsan türü değişmediği sürece…”
“Değişmez. Belki başka türlü bir tür. Başka bir insan türü gelişir. Örneğin insanlaşma tarihine baktığımızda kaç tür gelmiş geçmiş. En yakın örnek neanderthaller.”
İkisi de gülmeye başladılar, her zaman yaptıkları şeyi yine yapmaya başlamalardı.
“Ne yapıyoruz?” dedi Timothy
“Sen bir yere gitmiyorsun, ben de savcılığı bırakıyorum. Kararım budur.”
“Maya ne olacak?”
“Belki üçümüz iyi arkadaş oluruz.”
Timothy sesini çıkarmadı. Düşünüyordu.
***
18. Bölümün Sonu
19. bölüme devam ediniz.
19. bölüme devam ediniz.
Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder