Önce 14. Bölümü Okuyunuz
Selim ve Timothy; erkenden kalmış, yüzmüş, kahvaltı etmiş,
kahvelerini; geç gelen gazetelerine göz atma zevkini yaşayarak içiyorlardı ki Selim,
lokantaların olduğu bölgede bir hareketlenme olduğunu gördü. Timothy’e, “gidip
bir bakayım, merak ettim,” diyerek çıktı, yarım saat sonra döndü. Timothy, güneşin yakıcı etkisinden korunmak için içeri kaçmıştı. “Ne olmuş?” dedi başını tabletinden kaldırmadan.
***
15. Bölümün Sonu
Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.
14. Bölüm: Kuşlu Gölet’in Gizli Sahibi
-Başka arkadaşınız yok mu?
-Var elbette ama biz birbirimizi tercih ediyoruz.
“Çok acı bir olay daha. Bir kız ölmüş. İntihar etmiş
diyorlar. Daha onaltı yaşında.”
“Kim?” Timothy hayretle soruyordu.
“Şu ilerde çalışan kafenin sahibinin kızıymış. İsmi Berra’ymış.”
“Nasıl ölmüş?”
“Babasının av tüfeğin ağzına dayamış ve tetiği çekmiş.”
Selim sorulara rapor verir gibi soğukkanlılıkla yanıt verirken, Timothy’nin
gözleri giderek daha açılıyor, saçlarını sinirli sinirli eliyle tarıyor, bir
yandan kafasını bir sağa bir sola sallıyordu. “Ne zaman olmuş?”
“Dediklerine göre sabaha karşı. Veya gece. Bilmiyorlar. Akşam
beraber yatmışlar. Sabah yatakta bulamamışlar. Oradan geçen biri, denize inen
kayalıklarda onu fark edip haber vermiş. Tüfek de cesedin yanındaymış.”
“Onaltı yaşında bir çocuk bunu neden yapar? Neden yaptığına
dair bir şeyler duydun mu?”
“Dediklerine göre okumak istiyormuş baba da izin vermiyormuş.”
“Üniversite için daha erken değil mi?” Timothy’nin aklına daha aşağısı gelmemişti.
“Liseden bahsediyorum Tim.”
“O, elbette ilköğretim zorunlu ama lise değil. Öyle mi?”
Selim güldü: “Bak bunu kaçırmışsın dostum. Artık lise
de zorunlu. 4+4+4 diye bir şey duymadın mı? 12 yıllık zorunlu eğitim var artık.
Ha diyeceksin ki buna herkes uyuyor mu? Hayır! Yasa çıkartmak işin bir parçası,
uygulatmak başka bir parçası. Esas sorun da bu zaten. Gerçekten de yasaya
rağmen baba, kızını okula göndermek istememiş, engel olmuş olabilir.”
“Sen cesedi gördün mü?”
“Evet, hala orada duruyordu. Kimliğimi gösterip olay yerine
yaklaştım, zaten çevredeki insanlar dışında yetkili kimse yoktu. Bir de sağlık
ocağından gelen doktor oradaydı. Örtüyü
kaldırıp yüzüne baktım. Yüz diye bir şey kalmamış zaten. Jandarma birazdan
gelir, haber vermişler, ben yine oraya gidiyorum, sana haber vereyim dedim.”
Timothy hayretle, “neden telefon etmedin?” dedi
“Üstüme bir gömlek ve pantolon giyeceğim.”
Timothy, hafifçe sırıttı: “Burası senin bölgen değil Selim Baha.
Git o kolsuz tişörtünle ve şortunla olayla ilgilen. Rahat ol biraz.”
Selim masum masum güldü. Söyleyecek bir lafı yoktu. Timothy
anlamazdı. Üzerine hızla bir gömlek ve pantolon geçirdi. Fotoğraf makinesini
alarak onunla gelmeye çalışan Timothy’i uyardı. “Bir iki kare dışında bir şey
çekme. Cesedi, yüzü açık çekme ve en önemlisi dikkati çekme!”
Timothy izci selamı yaparak yanıtladı: “Tamam patron, sen
nasıl istersen.”
Tekneden çıkıp iskelede yürümeye başladıkları sırada Selim
Baha, birisinin ona seslendiğini duydu, döndü.
“Selim!”
Biraz sonra kumral bir kadını, Selim’e sarılarken gördü
Timothy. Kadın, Selim’i yanaklarından öptü, yüzünü ellerinin arasına alarak
uzunca bir süre baktı ona. Selim, kıpırdaman duruyor, hayretle kadına bakıyor,
suratına beceriksizce yerleştirdiği gülümseme maskesiyle, şaşkınlığını
gizlemeye çalışıyordu. “Beni nasıl buldu?
Maya söylemiştir.” Bir ara durumu normalleştirme isteğiyle Timothy’e döndü.
“Timothy bu arkadaş Nisan.” Sonra Nysa’ya döndü: “Bu da
Timothy.”
Timothy onun Nysa olduğunu tahmin etmişti. Nysa, Selim'in Nisan olarak söylediği ismini "Nysa" diye düzelterek resmi bir
şekilde sıktı Timothy’nin elini. Kendisinin, Selim Baha gibi muhabbetle karşılanmadığını
düşündü Timothy.
Selim Baha’nın konuşacak zamanı yoktu, bir an önce hiçbir
yetkilinin olmadığı olay yerine gitmek istiyordu: “Nysa, acil bir durum var
sonra konuşuruz. Sen istersen teknede bekle ya da…”
“Ne gibi acil durum?” dedi Nysa, kaşlarını çatarak. Selim’in
konuşmasını yarıda bırakmıştı.
“Bir intihar vakası var, jandarma daha gelmedi. Orada olsam
iyi olacak.”
Selim, Nysa’nın rahatladığını hissetti. “Siz gidin. Bavulumu
bırakıp ben de geliyorum, tekne hangisi?”
Gösterdiler. Nysa elindeki bavulu iterek tekneye yürümeye başlamıştı
bile. “Gidin siz, ben sizi bulurum.”
Selim, “Senin gelmene gerek yok,” demek üzereyken sustu
çünkü Nysa koşarak oradan uzaklaşıyordu ve Selim ona söz geçiremeyeceğini tahmin
ediyordu.
Timothy gülerek, “nereye gitsek peşinde kadınlar oluyor,”
dedi.
“Bu dalga geçilecek bir konu değil,” dedi Selim. “O Nysa.
Sana onun hikâyesini anlatmıştım. Ve sakın bildiğini belli etme!”
“Burada olduğumuzu neden söyledin?”
“Söylemedim,” dedi Selim, sinirlenmeye başlamıştı. “Maya’dan
öğrendi herhalde.”
Birlikte kafeye geldiler. Kalabalık, kayalıkların başladığı
yerde, tepede birikmiş; aşağıya bakıyordu. Selim Baha kendisine yol açarak olay
yerine indi. Jandarma daha gelmemişti. “Burada
kaçıncı ölüm bu. Her şey Maya’nın saldırıya uğramasıyla başladı. Tesadüf mü?”
Selim Baha, cesedin yanında bekleyen iki kızı ve babalarını
gördü. Kıpırdamadan duruyorlardı. Kızlar sessizce ağlıyor, baba bir heykel
gibi dikilmiş karşıya bakıyordu. Ocağın doktoru biraz uzağa çekilerek bir
kayanın üzerine başı önde olarak tünemişti.
Timothy sessizce bir iki kare fotoğraf çekti. Sonra sotaya
yatarak sezdirmeden fotoğraf çekmeye devam etti. Ve o karelerin hedefi bu sefer
farklıydı, cesedi çekmiyordu.
Aslında o sırada yukarıda bekleyenlere şöyle bir bakmak Timothy
ve Selim’in bu kadar hassas davranmasına hiç gerek olmadığını gözler önüne sererdi.
Yukarıda bekleşen kadın, erkek ve çocuk, yani herkes; ellerindeki esas olarak
iki markaya ait son model cep telefonlarıyla, durmaksızın, büyük bir aç gözlülükle
fotoğraf çekiyor, bunun için aralardan
sızarak önlere gelmeye ve daha iyi bir yer kapıp, daha uygun ve her şeyi gören;
yani babayı, kızları ve yerdeki cesedi gören bir açıdan fotoğraf çekmek için güya
sezdirmeden, kimi zaman birbirlerinin önüne geçmek için didişerek yapıyorlardı bu
işi. Hatta bazıları sırtını olay yerine dönerek, kendisini de gösterecek bir
şekilde selfi yapıyordu.
“Çakallar!” diye düşündü Timothy.
Selim, yukarı çıkıp o soğuk kibarlığıyla kalabalığı arka
taraflara doğru sürdü. Kalabalık gidince, Timothy de, o kan görmeye meraklı, pornografik bir manzara seyreder gibi iştahla,
zevk alarak çekim yapanların fotoğraflarını çekmeyi bıraktı. Yeteri kadar çekmişti.
Timothy, babanın profilini incelerken adamın suratındaki
ifadenin ürkütücü olduğunu düşündü. “Şimdi
dövünüp dursun bakalım.” Ama adam hiç de dövünür gibi değildi. Kaya gibi sertti,
dimdik ayaktaydı, sadece karşıya bakıyordu. Timothy, kızlardan birinin ayağa kalkıp adamın
sol koluna sarıldığını gördü, bir yandan da fısıltı halinde bir şeyler söylüyor
gibiydi. Hala oturan diğer kız da kafasını kaldırmış ikisine doğru bakarken, Timothy
adamın kolunu sertçe çektiğini gördü.
Birisinin koluna dokunduğunu hissedince irkilerek kendini
çekti. Gelen Nysa’ydı. “Neler olmuş burada?” Bunu İngilizce konuşarak sormuştu.
Timothy, kızları ve babayı göstererek olanları bildiği
kadarıyla anlattı. İleriden jandarmanın geldiğini bildiren siren seslerini
duyunca yukarı çıktılar, kalabalığın önünde dikilip durarak, onların olay
yerine yaklaşmalarını uzun gövdesi ve etkili karizmatik duruşuyla önleyen Selim’i
buldular. Jandarma gelince üçü de oradan ayrıldı. Konuşmadan tekneye geldiler.
Gölgeliği açıp güvertede oturdular.
“Neden geldin, bizi nasıl buldun?” dedi Selim, Nysa’ya.
Bunun kabalık olarak algılanacağını biliyordu ama sormadan da yapamıyordu. “Maya,
buraya geleceğini biliyor muydu?” Bu soruları gülümseyerek karşıladı Nysa.
Selim durumu kavramıştı: “Bence; Maya, bundan hoşlanmayacak. Bizim burada olmamızdan
da hoşlanmadı. Üç gündür buradayız sadece dün akşamüstü iki saatliğine görüp
konuşma şansım oldu. Sana da kızgın. Bunu biliyorsun sanırım.” Sustu. Söylemesi
gerekenleri söylemişti.
Nysa, onunla değil Timothy’le konuştu. “Siz kimsiniz?”
Timothy kendinden bahsetti. Maya’ya anlattıkları şeyleri ona
da tekrarladılar. “Selim Baha’nın tatil arkadaşıyım kısacası,” dedi Timothy, “her
tatili birlikte geçiririz.”
“Oooo!” dedi Nysa, “neden? Başka arkadaşınız yok mu?”
Timothy gayet ciddi bir sesle Nysa’ya doğru eğilerek şunu
söyledi: “Var elbette ama biz birbirimizi tercih ediyoruz.”
Nysa, yüzüne kadar yaklaşan ve ciddi bir ifadeyle bunları
söyleyen Timothy’i daha iyi görmek için gözündeki güneş gözlüklerini çıkarttı,
o da yüzünü Timothy’e yaklaştırdı. Kişisel mesafe aşılmıştı. Burunları
arasındaki mesafe bir karıştan daha azdı.
Bu sırada Selim araya girmiş, Nysa’ya, “bira içer misin?”
diye sormuştu. Nysa, kafasını çevirmeden konuştu: “Sen Selim’le partner
olduğunuzu mu söylemek istiyorsun. Doğru mu anlıyorum?”
Kafasını hızla Selim’e çevirdi, Selim’in yüzü allak bullaktı.
“Doğruymuş.” Bu durum Selim’in de beklemediği bir şeydi. “Niye
bana söylemedin?” dedi Nysa. Kırılmış gibi söylemişti bunu.
“Niçin söylemem gerekiyordu?” dedi Selim, bocalıyarak. “Bugünü saymazsak
seni sadece bir kere gördüm. Arkadaş bile değiliz.”
Nysa, kafası önde düşünüyordu: “Seni bizim aileye
katabilmeyi çok isterdim.” Bunu Türkçe söylemişti.
“Hangi aile?” dedi Timothy gülerek.
Nysa kızarak baktı ona, “sen Türkçe biliyorsun ha!”
Bu sefer de Selim, “hangi aile?” diye merakla araya girdi.
“Maya ve benden bahsediyorum,” dedi Nysa. “Ne demek hangi
aile?” Bunları alay ederek söylemişti.
“Biz artık onunla bir aileyiz.” Selim ve
Timothy, ikisi birden Maya’nın hiç de öyle hissetmediğini düşündüler ama
susmayı, bir şey söylememeyi tercih ettiler.
“Ben gideyim,” dedi Nysa. İçeri geçip bavulunu aldı.
“Nereye?” dedi Selim, ne yapacağını bilemez bir şekilde konuşuyordu.
Kitleleri durduran az önceki karizmatik duruşundan eser kalmamıştı.
“Maya’ya tabii. Onun için buraya geldim. Hangi pansiyonda
kalıyordu?”
“Maya, bugün yine o gölet tarafına gidecekti. Pansiyonda
yoktur. Daha gelmemiş olabilir,” dedi Selim. Siyaha çalan gözleri hüzün
doluydu, şaşkındı.
“Olsun, ben onu orada beklerim. Seni kaybettiğimize üzüldüm
Selim,” dedi Nysa. “Ne güzel arkadaş olurduk.”
Selim, bir sürü şey söyleyebilirdi ama Nysa’dan ürkmüştü. “Bir
ara akşam yemeği yiyelim,” dedi giderken Nysa, sonra da kinayeli bir tonda
şöyle devam etti: “Maya isterse tabii. Ona anlatacağım ne ilginç şeyler var.”
16. Bölüme Devam Ediniz
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder