7 Mayıs 2018 Pazartesi

10. Bölüm: Münzevi Koyu: Gece Gelen Misafirler

Önce 9. Bölümü Okuyunuz

Yarım kalan işini tamamlamak üzere 
günler sonra nihayet buraya gelebilmişti.

Maya, saat altı gibi uyandı. Pansiyonun bahçesinde kahvaltı etti. Gül Hanım’ın küçük kızı kahvaltıyı hazırlamıştı, kocasıyla birlikte hizmet ediyorlardı, ailenin diğer üyeleri ortada yoktu. Maya, kahvaltı işini iki kız kardeşin kocalarıyla birlikte nöbetleşe devam ettirdiğini öğrenmişti. Gül Hanım, sabahları geç kalkardı. Bu ayrıcalık yıllar içinde kazanılmış bir ayrıcalıktı Gül Hanım için. Hak edilmiş bir ayrıcalıktı.

Maya, arka sokaklarda, gözlerden ırak park ettiği arabasına yürürken saat yediye geliyordu. Üzerinde şortu, tişörtü, şapkası, ayağında spor ayakkabıları vardı. Arabasına girdi, hazırlandı. Dışarı Kali-Maya olarak çıktı. Sırtında çantası vardı.

Önce yürüyerek münzevinin olduğu bölgeye doğru gitti ama hedefi ev değildi, bugün ilk olarak bağ gibi görünen o yeri inceleyecekti.

Yaklaşık bir saatte ancak oraya varmıştı. Köpek Serkeş’in her an karşısına çıkabileceğini düşünerek dikkatli davranıyordu. Barakadan görülmeyecek bir noktaya geldiğinde çantasından tabancasını çıkardı. Köpekle karşılaşırsa onu vuracaktı. Egemenlik alanı olarak gördüğü bu bölgede karşılaşırlarsa, Serkeş mutlaka saldıracaktı. Maya bunu gayet iyi biliyordu.


Yaklaşık on beş kütüklük minik bağı dolaştı, üzümler daha olmamıştı ama zamanları gelmek üzereydi. Bağı geçip arka taraftaki ağaçlara doğru yürürken etrafını, özellikle yeri inceliyor, bir ipucu arıyordu. Buranın sahibi tripodunu bulan kişiydi. Maya adamın doğruyu söylediğini tahmin ediyordu ama emin olması da lazımdı. “Ahhh” dedi içinden bir ara. Üzüm kütüklerinin arasına serpiştirilmiş bir başka bitki daha vardı. Maya’nın gayet iyi bildiği bir bitki: Kenevir. “Demek işi sadece bağcılık değilmiş.” Bitkiler çok fazla sayıda değildi. Bu kadarcık bitki, adamın sadece kendisi için üretim yaptığını düşündürdü Maya’ya. Sırıtarak dolaştı küçük bağın içinde. Sonra evden tarafa yürüdü. Hala yerleri inceliyor arada fotoğraf çekiyordu. Uzaktan baraka görünüyordu. Serkeş hala ortaya çıkmamıştı demek yine tepelere doğru gitmiş belki de oralarda avlanma âdeti geliştirmişti. Birden bir şey dikkatini çekti Maya’nın; barakanın önünde beyaz bir kabartı vardı. Bu kabartı arada bir kımıldıyordu. Çantasından dürbününü çıkarıp baktı: Bu Serkeş’ti, yerde yatıyordu.

“Noldu?”

Kali- Maya hızla eve gitmeye karar verdiği an durdu. İki üç dakika kadar kıpırdamadan evi ve çevreyi gözetledi. Serkeş ara sıra kıpırdıyordu. “Biri onu vurmuş ya da dövmüş. Yaralı.”, Münzevi Selo, ortalarda yoktu. Yavaş adımlarla bağı ve küçük taşlardan oluşan bölgeyi geçip, kumluk bölgeye, barakanın olduğu yere geldi. Tabanca elindeydi ama onu gizlemişti. Sol eliyle sırtından çıkardığı çantasını tutuyordu. Sağ eli, çantanın içine soktuğu tabancanın tetiğindeydi. Uzaktan onu gören ilk anda, çantasının içinde bir şey aradığını düşünebilirdi. Zaten biriyle karşılaşması durumunda Kali-Maya’nın yapacağı rol de buydu.

Karşısına hiç kimse çıkmadı. Serkeş’in dibine geldi, köpeğin gözleri buğuluydu, onu görünce doğrulmak istedi ama kalkamadı. Yerlerde kan vardı. Sol yanına yatmıştı, yaralı yeri orasıydı. O nedenle Maya durumunu tam olarak anlayamadı. Ama ayağa kalkamaması, durumun parlak olmadığını gösteriyordu. Serkeş’i orada bırakıp barakaya doğru ilerledi. Küçük taşların üzerinde yılan gibi süzülüyordu.

Barakanın kapısı yarı açıktı, içeri girdi. Tek bir odadan ibaretti baraka. Her taraf karman çormandı. Kitap, dergi, yazılı kâğıtlar, dosyalar, fotoğraflar daha birçok şey yerlere saçılmış, masa ve bir sandalye doğal olmayan bir şekilde yan yatmıştı. Masanın az ilerisinde yatağın yanında biri yerde yatıyordu. Kali-Maya yaklaştı ve Selo’yu gördü. Kafasında ve göğsünde kan vardı. Kali-Maya eğildi adama dokundu. Soğuktu, katılaşmıştı. Öleli çok olmuştu. Dün bu adamı gördüğüne göre olay dün gece olmuş olmalıydı.

Maya, Serkeş’e döndü, hala ölmemişti. Burada polis teşkilatı yoktu, olanların en yakın jandarma merkezine haber verilmesi gerekiyordu. Maya o numarayı çoktan kaydetmişti telefonuna. İngilizce olarak, kendini tanıtmadan, korkmuş bir turist gibi konuştu. Bildiği bir iki kelime Türkçe ile derdini anlatan biri gibi; ölü birini bulduğunu söyledi, güya beceriksizce orayı tarif etti. Oysa saçma görünen bütün o konuşma boyunca, gereken bütün bilgileri karşıya iletmişti.

O sırada Serkeş’in titrediğini fark etti, artık kıpırdamıyordu. Kali-Maya eğildi, “bir işe yaramadın Serkeş,” dedi fısıltı halinde. “Hiçbir işe yaramadın.” Yerdeki izlere baktı. İki kişi gelmişlerdi. Daha ilk anda biri hemen Serkeş’i vurmuş diğeri içeriye geçip uyumakta olan adamı vurmuş olmalıydı. Selo’nun dayak yediğine veya dövüştüğüne dair bir belirti bulamamıştı Kali-Maya. Barakanın dağınıklığı, Selo’yu öldürenlerin evde bir şeyler aradıklarını akla geliyordu.

Kali-Maya oradan hemen ayrıldı. Tekrara bağa geçti. Giderken eline geçirdiği bir çalı demetiyle barakanın etrafındaki izlerini sildi. Diğerlerinin ayak izlerini bıraktı. Zaten başından beri fark ettiği bu izlere hiç basmamış, onların uzağından dolanmıştı. Diğer yerler zaten taşlıktı. Bağ kısmında pek iz bırakmamıştı, yerler kupkuruydu. Beton gibi olmuştu toprak.

Maya, bu olayın kendi olayıyla bağlantısı olup olmadığını düşündü. Her şey giderek karmaşık bir hal almaya başlamıştı. Arabasına bir saat sonra ancak gelebilmişti. O sırada uzaktan jandarma cipinin geçtiğini, güneydeki kayalıklara doğru gittiğini gördü.

Tekrar arabasına bindi, çalıştırdı, Kuşlu Gölet’e doğru sürüp en uygun yerde bırakıp, tepeye yürüyerek ulaşmak üzere arabasından indi. Yanında sırt çantasından başka kocaman bir çanta daha taşıyordu. Sırt çantası iyice şişkinleşmişti. Yarım kalan işini tamamlamak üzere günler sonra nihayet buraya gelebilmişti.
***
10. Bölümün Sonu


11. Bölüme Devam Ediniz.  

Dilara K. Tüfekçioğlu
Her Hakkı Saklıdır. Hiç Bir Yerde Yayımlanamaz.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder