25 Haziran 2018 Pazartesi

28. Bölüm: Yeraltı Mezar Evi - Derinlere İnen Kapılar


Önce 27. Bölümü Okuyunuz. 


 



Yüzündeki doğal mask, 
mimiklerinin görülmesi önünde bir engelledi.
Onu tanımak için derine inmek, 
içine girmek gerekiyordu.


Maya Mor, Yeraltı yapılarının olduğu yere geldiğinde aradan bir saat geçmişti. Çantası sırtındaydı, ayakkabılarının bıçaklarını açmış, kafasına beresini geçirmiş, güneş gözlüklerini takmıştı. Elinde eldivenler, üzerinde koyu yeşil pantolon ve tişört vardı. İkisi de terletmeyen özel bir kumaştan yapılmıştı. Bunları arabasının bagajında bulunan bavuldan çıkarıp giymişti. Gündüz vakti yeşillik bir alana bir iş için giderken bunları giyiyordu.

Derviş’in yeraltı evine geldi, girişin üzerindeki kapak kapalıydı. Maya kapağın üzerine kamuflaj amacıyla sürülmüş çamurların, yapıştırılmış çalı çırpının, aşınmış bozulmuş olduğunu gördü. Buraya gündüz ışığında gelen biri kapağı hemen keşfedebilirdi. Aşağı inmeden çevreyi dikkatle inceledi. Ormanın sesini dinledi. Kuş cıvıltısı duyamadığı için başını kaldırıp gökyüzünü taradığında; ilerideki uçurumun başladığı bölgeye birçok siyah kuşun inip çıktığını gördü: “Kuzgunlar…”

21 Haziran 2018 Perşembe

27. Bölüm: Nysa’nın Uzun Günü Değerlendirmesi

Önce 26. Bölümü Okuyunuz.

“Mor, beni artık tanıdığını söylüyor. 
Kimin kimi tanıdığını sana bir gün anlatırım. 
Ya da yazdıklarımı delil olarak okuturum. Belki bir gün."



Nysa, defterine bugün olanları yazarken kulağı kapıdaydı, Maya’nın gelmesini bekliyordu.
Tekneden ayrıldıktan sonra Maya bir sokak arasında durmuş: “Sen devam et, pansiyona git, benim bir yere uğramam lazım,” demişti. Gözleri, sokak lambasının ışığı altında kaplanın gözleri gibi sarı sarı parlıyordu.

“Nereye gideceksin?”

“Her şeyi sorma!”

“Peki tamam. Ne zaman gelirsin?”

“Bilmiyorum. Unutma, senin çocuğun değilim ve artık bu sorular can sıkıcı olmaya başladı.”

26. Bölüm: Teknede İki Adam Uzun Günü Konuşuyor


Önce 25. Bölümü Okuyunuz


“Maya bildiğim Maya değildi, Nysa ise hiç değildi. 
Bence bu sabah o bizi kandırmış. 
İkisi de kendilerini başka türlü göstermeyi başaran, 
gerçekte bambaşka olan iki sır küpü kadın.”

Selim Baha ve Timothy, Maya ve Nysa’yı geçirdikten sonra parlak ay ışığı altındaki dağınık sofranın başında hala oturuyor, konuşmadan müzik dinliyorlardı. İkisinin de yatmaya niyeti yoktu.

“Güzel bir geceydi,” dedi Timothy. Uzun zamandır böyle bir gece yaşamamıştı. “Küçükken gittiğim izci kampında gibi hissetim kendimi bir ara.”

Selim güldü. “Ben de öyle hissetim bir ara.”

“Az konuşuyorsun.”

“Hiç konuşmuyorum hatta Tim, düşünüyorum.”

“Neyi?”

“Maya ile Nysa’yı. Sana da bu gece farklı gelmediler mi?”

25. Bölüm: Sarıkent- Şeyda Nur, Misafirini Beklerken

Önce 24. Bölümü Okuyunuz


Deniz güzeldi. 
Ay ışığında nazlı nazlı sallanıyor; 
tuzlu, nemli kokusunu balkona kadar taşıyor, 
seyredenleri kendi ritmine uymaya davet ederek 
ancak böyle huzur bulabileceklerini fısıldıyordu. 

Şeyda Nur geç yatmıştı. Bütün gün çalışmış, yatakları hazırlamış, zeytinyağlı barbunya yaparak buzdolabına atmış, etleri öldürmek için soğanlı zeytinyağlı sosun içine yerleştirmiş, köpeğini iyice taramış, dolaplarındaki bir kısım eşyayı daha bugün satın aldığı iki küçük hurca yerleştirerek dolabında yer açmıştı. Gözleri kapanırken aklına Selo ve Maya geldi. O kadın çok şey biliyordu. Göründüğü gibi biri miydi O? Bugün başka biri gibi görünmüştü bir ara Şeyda Nur’un gözüne. Onun etkileyici biri olduğunu düşündü. Çok akıllıydı. Çok şey biliyor ve anlıyordu. Sonra Selo’ya kaydı aklı, içi üzüntüyle kavruldu. Onu çok arayacaktı. Son günleri huzur ve neşe içinde geçtiyse yanında Selo gibi bir arkadaşı olduğu içindi.

18 Haziran 2018 Pazartesi

24. Bölüm: Berra’nın Olmadığı İlk Gece

Önce 23. Bölümü Okuyunuz.




"Sen kendini kaybettin ama 
biz hala normal görünmeyi devam ettirmeye çalışıyoruz 
baba.”


Issız bir karanlığa bürünmüş olan Berrak Kafe, masaların üzerine kaldırılmış olan sandalyelerin alacakaranlıktaki tuhaf görüntüsüyle; yapayalnız, uzak, soğuk ve ürperticiydi. Bu gece müşteri kabul etmemişlerdi. Dolunaydan yarım aya doğru henüz evirilmekte olan Ay; bir saat önce doğmuş, yumuşak ışığıyla ortamı aydınlatmıştı. Hafif dalgayla hareketlenen denizdeki ışık kıvrımları; kafenin dibindeki kayalara çarpıyor, sivri çıkıntılarını, dalgaların ritmine uyarak parlatıyordu. Ay ışığı, kafenin arkasındaki barakayı aydınlatmak üzere bahçenin içinden süzülerek gelmiş ama içeri giremediği için barakanın kapısında durarak, kapıyı aydınlatmakla yetinmişti. Perdeler kapalı olmasaydı, odalara sızıp; dışarıdan bakan bir göze içeriyi gösterebilirdi.