21 Haziran 2018 Perşembe

27. Bölüm: Nysa’nın Uzun Günü Değerlendirmesi

Önce 26. Bölümü Okuyunuz.

“Mor, beni artık tanıdığını söylüyor. 
Kimin kimi tanıdığını sana bir gün anlatırım. 
Ya da yazdıklarımı delil olarak okuturum. Belki bir gün."



Nysa, defterine bugün olanları yazarken kulağı kapıdaydı, Maya’nın gelmesini bekliyordu.
Tekneden ayrıldıktan sonra Maya bir sokak arasında durmuş: “Sen devam et, pansiyona git, benim bir yere uğramam lazım,” demişti. Gözleri, sokak lambasının ışığı altında kaplanın gözleri gibi sarı sarı parlıyordu.

“Nereye gideceksin?”

“Her şeyi sorma!”

“Peki tamam. Ne zaman gelirsin?”

“Bilmiyorum. Unutma, senin çocuğun değilim ve artık bu sorular can sıkıcı olmaya başladı.”

26. Bölüm: Teknede İki Adam Uzun Günü Konuşuyor


Önce 25. Bölümü Okuyunuz


“Maya bildiğim Maya değildi, Nysa ise hiç değildi. 
Bence bu sabah o bizi kandırmış. 
İkisi de kendilerini başka türlü göstermeyi başaran, 
gerçekte bambaşka olan iki sır küpü kadın.”

Selim Baha ve Timothy, Maya ve Nysa’yı geçirdikten sonra parlak ay ışığı altındaki dağınık sofranın başında hala oturuyor, konuşmadan müzik dinliyorlardı. İkisinin de yatmaya niyeti yoktu.

“Güzel bir geceydi,” dedi Timothy. Uzun zamandır böyle bir gece yaşamamıştı. “Küçükken gittiğim izci kampında gibi hissetim kendimi bir ara.”

Selim güldü. “Ben de öyle hissetim bir ara.”

“Az konuşuyorsun.”

“Hiç konuşmuyorum hatta Tim, düşünüyorum.”

“Neyi?”

“Maya ile Nysa’yı. Sana da bu gece farklı gelmediler mi?”

25. Bölüm: Sarıkent- Şeyda Nur, Misafirini Beklerken

Önce 24. Bölümü Okuyunuz


Deniz güzeldi. 
Ay ışığında nazlı nazlı sallanıyor; 
tuzlu, nemli kokusunu balkona kadar taşıyor, 
seyredenleri kendi ritmine uymaya davet ederek 
ancak böyle huzur bulabileceklerini fısıldıyordu. 

Şeyda Nur geç yatmıştı. Bütün gün çalışmış, yatakları hazırlamış, zeytinyağlı barbunya yaparak buzdolabına atmış, etleri öldürmek için soğanlı zeytinyağlı sosun içine yerleştirmiş, köpeğini iyice taramış, dolaplarındaki bir kısım eşyayı daha bugün satın aldığı iki küçük hurca yerleştirerek dolabında yer açmıştı. Gözleri kapanırken aklına Selo ve Maya geldi. O kadın çok şey biliyordu. Göründüğü gibi biri miydi O? Bugün başka biri gibi görünmüştü bir ara Şeyda Nur’un gözüne. Onun etkileyici biri olduğunu düşündü. Çok akıllıydı. Çok şey biliyor ve anlıyordu. Sonra Selo’ya kaydı aklı, içi üzüntüyle kavruldu. Onu çok arayacaktı. Son günleri huzur ve neşe içinde geçtiyse yanında Selo gibi bir arkadaşı olduğu içindi.

18 Haziran 2018 Pazartesi

24. Bölüm: Berra’nın Olmadığı İlk Gece

Önce 23. Bölümü Okuyunuz.




"Sen kendini kaybettin ama 
biz hala normal görünmeyi devam ettirmeye çalışıyoruz 
baba.”


Issız bir karanlığa bürünmüş olan Berrak Kafe, masaların üzerine kaldırılmış olan sandalyelerin alacakaranlıktaki tuhaf görüntüsüyle; yapayalnız, uzak, soğuk ve ürperticiydi. Bu gece müşteri kabul etmemişlerdi. Dolunaydan yarım aya doğru henüz evirilmekte olan Ay; bir saat önce doğmuş, yumuşak ışığıyla ortamı aydınlatmıştı. Hafif dalgayla hareketlenen denizdeki ışık kıvrımları; kafenin dibindeki kayalara çarpıyor, sivri çıkıntılarını, dalgaların ritmine uyarak parlatıyordu. Ay ışığı, kafenin arkasındaki barakayı aydınlatmak üzere bahçenin içinden süzülerek gelmiş ama içeri giremediği için barakanın kapısında durarak, kapıyı aydınlatmakla yetinmişti. Perdeler kapalı olmasaydı, odalara sızıp; dışarıdan bakan bir göze içeriyi gösterebilirdi.

23. Bölüm: Bardacıklar: Küçük Sırlar

Önce 22. Bölümü Okuyunuz.



-O benim kızım değildi, hiç olmadı. 
Benden nefret ederdi.
-Sana benzerdi.
-O yüzden daha çok nefret ederdi.

Gülizar ve Fato, iki saattir alçak sesle konuşuyorlardı. Birazdan kızlar buraya gelecek, yarın da evde taziye ziyaretlerini kabul edeceklerdi. Bunu Fato istemişti, doğrusunun bu olduğunu düşünüyordu. Kızlar annelerinin yanında olmalı, onunla birlikte görünmeliydiler. Bu Gülizar’ın istediği bir şey değildi. Hatta hiç istemediği bir şeydi. Ama o da normal görünmenin ne kadar önemli olduğunu bilirdi. Kızlar gelmeden bazı işlerini halletmek üzere yataktan kalktı. Yürüyerek tuvalete gitti. Aynada yüzünü inceledi. Güzel gözlerine korku sinmişti. O kadın gittiğinden beri aklı başında değildi. “O yaratık yaşıyormuş!” Doğru olabilir miydi? Oraya gitmeli, kendi gözleriyle görmeliydi ama nasıl?
Fato içeride bulaşıkları yıkıyordu. Gülizar'ın yürüyebildiğini yıllardır biliyordu ama kız kardeşine dair bildiği her şey; O'nun anlattıklarıyla sınırlıydı. Olaydan hemen sonra gittikleri hastanenin doktorları yürüyememesine yol açacak fiziksel bir neden bulamamış ve bu durumu Gülizar’ın geçirdiği travmaya bağlamışlardı.