14 Mayıs 2018 Pazartesi

12. Bölüm: Başka Bir Kavşak: Bardacıklar Köyü


Önce 11. Bölümü Okuyunuz

 



 "Bazen susmak gerekir. 
Bazı şeyleri anlamayabiliriz ama susmamız gerektiğini biliriz. 
Öyle değil mi? Beni en iyi siz kadınlar anlarsınız.”

Arabayı süren; Berrak Kafe’nin sahibi, Fato’nun eniştesi Kasım Kozakçı'ydı. Arabada küçük kızı Berra da vardı. Büyük olan Eda’yı  Maya daha önce kafede görmüştü. Kendine hizmet eden suratsız kızdı o. Ortanca kızın adı Serra’ydı o da ablasıyla kafede kalmıştı, işlerine devam ediyorlardı. Adam; elli yaşlarında, kıpık gözlü, boynuz gibi duran iki taraflı çıkıntıya sahip geniş alınlı, ince dudaklı, güçlü kuvvetli, orta boylu, korkutacak derece de sert hatlıydı. Kumral bir adamdı, saçları çok kısa kesilmişti. Asker tıraşı gibi.

Adam, Maya’ya sabahleyin kısa bir bakış atmış ve hiç konuşmamıştı. Ürkütücü derecede sessizdi. Maya’nın sorularına kısa cevaplar vermişti. Bunu yaparken bir kere bile Maya’nın suratına bakmamıştı. Bu arada kızların yaşını da öğrenmişti Maya; büyük kız yirmi, ortanca onsekiz, küçük kız onaltı yaşındaydı. İlköğretimi bitirmişler, okumuyorlar, yazın Sarıkent'te babalarıyla yaşıyor, kafeyi işletiyor, kışın Bardacıklar köyündeki evlerinde kalıyorlardı.

10 Mayıs 2018 Perşembe

11. Bölüm: Kuşlu Gölet’in Saklı Hayatı

Önce 10. Bölümü Okuyunuz


“Birileri burayı 
mezarlık olarak kullanmış.”

Maya, hala Kali- Maya’ydı. Gölete geldiğinde öğle güneşi tam tepesindeydi, çevrede kimse yoktu. Önce bu yabani alana özgü sesleri dinledi. Her mekânın kendine özgü bir sesi vardır. Dinlemeyi  bilen kulakların duyduğu seslerdir bunlar. Notalarda, ritimde hatta çalgılarda; saatten saate, mevsimden mevsime göre değişiklikler olsa da, aslında her zaman aynı ezgi söylenir. Oraya özgü bir ezgi. Kulağımızın duymaya alışık olduğu bu ortam-müziğindeki en ufak değişiklikler; o alanda yanlış giden bir şeyler olduğunun işareti de olabilir pekala, ama her zaman değil: “Saldırıya uğradığımda her şey normaldi, kuşlar cıvıldamaya devam ediyordu.”

Maya geçen sefer buranın sesini dinlemişti, ezgi aynıydı ama şu anda ilerideki ağaçların oradan, kuş cıvıltılarından başka sesler de geliyordu kulağına. Maya bunların sürtünme sesi olabileceğini düşündü. Kuru yapraklar üzerinde ilerleyen, hışırtıya benzeyen bu ses, Kali-Maya’ya yılan olasılığını düşündürdü. Burada yılan olsa bile ki mümkündü, bunlar ona zarar vermeyecek bir tür olabilirdi ancak. Yine de, dikkatli olmak gerekir, diye aklına not etti.

7 Mayıs 2018 Pazartesi

10. Bölüm: Münzevi Koyu: Gece Gelen Misafirler

Önce 9. Bölümü Okuyunuz

Yarım kalan işini tamamlamak üzere 
günler sonra nihayet buraya gelebilmişti.

Maya, saat altı gibi uyandı. Pansiyonun bahçesinde kahvaltı etti. Gül Hanım’ın küçük kızı kahvaltıyı hazırlamıştı, kocasıyla birlikte hizmet ediyorlardı, ailenin diğer üyeleri ortada yoktu. Maya, kahvaltı işini iki kız kardeşin kocalarıyla birlikte nöbetleşe devam ettirdiğini öğrenmişti. Gül Hanım, sabahları geç kalkardı. Bu ayrıcalık yıllar içinde kazanılmış bir ayrıcalıktı Gül Hanım için. Hak edilmiş bir ayrıcalıktı.

Maya, arka sokaklarda, gözlerden ırak park ettiği arabasına yürürken saat yediye geliyordu. Üzerinde şortu, tişörtü, şapkası, ayağında spor ayakkabıları vardı. Arabasına girdi, hazırlandı. Dışarı Kali-Maya olarak çıktı. Sırtında çantası vardı.

Önce yürüyerek münzevinin olduğu bölgeye doğru gitti ama hedefi ev değildi, bugün ilk olarak bağ gibi görünen o yeri inceleyecekti.

Yaklaşık bir saatte ancak oraya varmıştı. Köpek Serkeş’in her an karşısına çıkabileceğini düşünerek dikkatli davranıyordu. Barakadan görülmeyecek bir noktaya geldiğinde çantasından tabancasını çıkardı. Köpekle karşılaşırsa onu vuracaktı. Egemenlik alanı olarak gördüğü bu bölgede karşılaşırlarsa, Serkeş mutlaka saldıracaktı. Maya bunu gayet iyi biliyordu.

9. Bölüm: Nysa’nın Gizli Görevi

Önce 8. Bölümü Okuyunuz


Her Pazar, saat bire doğru gelmiş, 
bir saat kalıp, dikkati çekecek kadar büyük bir zakkum demetini 
mezara bırakıp gitmişti. 

Maya’nın Selo’yla konuştuğu o günün akşamüstü sularında Nysa, Nişantaşı’nda bir kafede oturuyor, elektronik okuma aracındaki birçok kitaptan birini okuyor, bir yandan da kahvesini yudumlayıp, minik bademli kurabiyeleri keyifle ağzına atıyordu. Telefonu masasının üzerindeydi. Ara sıra kafasını kaldırıp etrafa bakıyor, o anlarda bazen birkaç kare fotoğraf çekiyordu. Kafe çalışanları ve hatta buranın sahibi bile Nysa’yı tanırdı.

Burası camiye yakın, Teşvikiye’ye doğru ara ara sıralanmış kafelerden biriydi. İstanbul boğucu yaz günlerinden birini yaşıyordu. Kafenin içinde oturan pek kimse yoktu. Hemen hemen herkes dışarıya serpiştirilmiş yedi sekiz masaya yerleşmişti. Oturanların çok azı gazete veya kitap okuyor, çoğu yanındaki arkadaşıyla sohbet ediyordu. Bu sohbetler, ellerinden hiç düşürmedikleri telefonlarıyla meşguliyetlerine mola verdikleri anlarda gerçekleşiyordu. Kısır dünyalardan doğan kısır konuşmalardı bunlar. Telefonların, benliklerini ele geçirdiğinin farkında değillerdi.  Bir iki kişi dışındaki herkes elindeki bu oyuncakla oynuyordu.

3 Mayıs 2018 Perşembe

8. Bölüm: Kavşak Noktasındaki Adam: Münzevi Selo

Önce 7. bölümü okuyunuz:


Çakırcalı, buraların yerel halkı için 
Robin Hood’un Ege versiyonuydu. 
Babaannesi bile Çakırcalı’ya inanır, 
onun zenginden alıp, yoksula verdiğini söylerdi. 


Maya Mor, Berrak Kafe’den ayrıldıktan sonra, arabasına gitti. Arabasını gözlerden uzak bir yere bırakmıştı. Burada kıyafetini değiştirdi sonra da arabadan çıktı. Sahil caddesine indiğinde bir kafenin gölgede kalan camının önünde durup kendine baktı. Başına; siperliği uzun, koyu mavi, armasız bir kep takmıştı. Üstünde kolsuz, vücuduna oturan, yuvarlak yakalı mavi renkte bir tişört; altında dar, kota benzeyen ama oldukça esnek bir kumaştan yapılmış, neredeyse tayt gibi duran bir pantolon vardı. Bölgedeki sıcaklık düşünüldüğünde bu kıyafet burası için fazlaydı ama başkalarının bilmediği bir şey vardı: Gerek tişörtü, gerekse pantolonu; özel ve el dokuması bir kumaştan yapılmıştı. Bunları, Latin Amerika ülkelerinde dolaştığı sıralarda keşfettiği yerel dokumacılara yaptırmıştı Maya. Kumaş sık dokunmamış, dikkatli bakmayan bir gözün anlayamayacağı bir gevşeklikle örülmüştü. Bu gevşek ve geçirgen doku, dışarıdaki havanın içeri girmesine, içerideki sıcaklığın dışarı çıkmasına olanak sağlıyordu. Aralarda keten ipliği de kullanılmıştı o da teri emiyordu. Gözüne, yüzüne tamamen oturan bir güneş gözlüğü takmıştı. Ayakkabıları spor, yürüyüş ayakkabısı gibiydi ama ayakkabılarının burnuna ve arkasına yerleştirilen kirli beyaz renkte metaller vardı ki bunların ne olduğu anlaşılmıyor, ayakkabıya süs olarak yerleştirilmiş lastikler gibi duruyordu. Bunlar oldukça sertti. Birinin bacağına bunlarla vurmak o kişiyi acıdan çıldırtmak demekti. Kemiğin kırılması da mümkündü tabii.