Önce 7. bölümü okuyunuz:
Maya Mor, Berrak Kafe’den ayrıldıktan sonra, arabasına gitti. Arabasını gözlerden uzak bir yere bırakmıştı. Burada kıyafetini değiştirdi sonra da arabadan çıktı. Sahil caddesine indiğinde bir kafenin gölgede kalan camının önünde durup kendine baktı. Başına; siperliği uzun, koyu mavi, armasız bir kep takmıştı. Üstünde kolsuz, vücuduna oturan, yuvarlak yakalı mavi renkte bir tişört; altında dar, kota benzeyen ama oldukça esnek bir kumaştan yapılmış, neredeyse tayt gibi duran bir pantolon vardı. Bölgedeki sıcaklık düşünüldüğünde bu kıyafet burası için fazlaydı ama başkalarının bilmediği bir şey vardı: Gerek tişörtü, gerekse pantolonu; özel ve el dokuması bir kumaştan yapılmıştı. Bunları, Latin Amerika ülkelerinde dolaştığı sıralarda keşfettiği yerel dokumacılara yaptırmıştı Maya. Kumaş sık dokunmamış, dikkatli bakmayan bir gözün anlayamayacağı bir gevşeklikle örülmüştü. Bu gevşek ve geçirgen doku, dışarıdaki havanın içeri girmesine, içerideki sıcaklığın dışarı çıkmasına olanak sağlıyordu. Aralarda keten ipliği de kullanılmıştı o da teri emiyordu. Gözüne, yüzüne tamamen oturan bir güneş gözlüğü takmıştı. Ayakkabıları spor, yürüyüş ayakkabısı gibiydi ama ayakkabılarının burnuna ve arkasına yerleştirilen kirli beyaz renkte metaller vardı ki bunların ne olduğu anlaşılmıyor, ayakkabıya süs olarak yerleştirilmiş lastikler gibi duruyordu. Bunlar oldukça sertti. Birinin bacağına bunlarla vurmak o kişiyi acıdan çıldırtmak demekti. Kemiğin kırılması da mümkündü tabii.
7. Bölüm: Sebil Apartmanı’ndan Tarihe Bakan Adam
Çakırcalı, buraların yerel halkı için
Robin Hood’un Ege versiyonuydu.
Babaannesi bile Çakırcalı’ya inanır,
onun zenginden alıp, yoksula verdiğini söylerdi.
Maya Mor, Berrak Kafe’den ayrıldıktan sonra, arabasına gitti. Arabasını gözlerden uzak bir yere bırakmıştı. Burada kıyafetini değiştirdi sonra da arabadan çıktı. Sahil caddesine indiğinde bir kafenin gölgede kalan camının önünde durup kendine baktı. Başına; siperliği uzun, koyu mavi, armasız bir kep takmıştı. Üstünde kolsuz, vücuduna oturan, yuvarlak yakalı mavi renkte bir tişört; altında dar, kota benzeyen ama oldukça esnek bir kumaştan yapılmış, neredeyse tayt gibi duran bir pantolon vardı. Bölgedeki sıcaklık düşünüldüğünde bu kıyafet burası için fazlaydı ama başkalarının bilmediği bir şey vardı: Gerek tişörtü, gerekse pantolonu; özel ve el dokuması bir kumaştan yapılmıştı. Bunları, Latin Amerika ülkelerinde dolaştığı sıralarda keşfettiği yerel dokumacılara yaptırmıştı Maya. Kumaş sık dokunmamış, dikkatli bakmayan bir gözün anlayamayacağı bir gevşeklikle örülmüştü. Bu gevşek ve geçirgen doku, dışarıdaki havanın içeri girmesine, içerideki sıcaklığın dışarı çıkmasına olanak sağlıyordu. Aralarda keten ipliği de kullanılmıştı o da teri emiyordu. Gözüne, yüzüne tamamen oturan bir güneş gözlüğü takmıştı. Ayakkabıları spor, yürüyüş ayakkabısı gibiydi ama ayakkabılarının burnuna ve arkasına yerleştirilen kirli beyaz renkte metaller vardı ki bunların ne olduğu anlaşılmıyor, ayakkabıya süs olarak yerleştirilmiş lastikler gibi duruyordu. Bunlar oldukça sertti. Birinin bacağına bunlarla vurmak o kişiyi acıdan çıldırtmak demekti. Kemiğin kırılması da mümkündü tabii.


