29 Temmuz 2018 Pazar

38. Bölüm: İç Hesaplaşma

Önce 37. Bölümü Okuyunuz

 



Akıp giden bir anı, zamanı, tarihi, yazgıyı; 
büyük ölçüde değiştirmiş miydi? 
Kişisel tarih çizgilerinin kaçının yolu, 
onun dokunmasıyla girdiği yoldan sapmıştı.
BİTİŞ

Maya Mor rüyasında; Derviş’i, Nysa’yı, Selim’i, kızları ve babayı gördü. Saat beş gibi yaşadığı işkenceye son vermek üzere kalktı oturdu, sonra balkona çıktı denizi seyretti, düşündü, vicdanını yokladı. Yaptıklarını sıraya koyup bir daha düşündü. Maya Mor’u düşündüren esas konu şuydu: Akıp giden bir anı, zamanı, tarihi, yazgıyı; büyük ölçüde değiştirmiş miydi? Kişisel tarih çizgilerinin kaçının yolu, onun dokunmasıyla girdiği yoldan sapmıştı. “Olayların gidişinde benim ne kadar rolüm oldu? Benim yüzümden neler değişti?” Hangi kader yolları, onun yoluyla, o istemeden çakışmıştı? Ki o zaman kendi rolünü oynamakta haklı olduğunu düşünürdü.

Derviş’in daha dün sabah, mağara evde yaptığı suçlamaları ciddiye almıştı. Derviş bilmeden, Maya’nın varoluşsal değerdeki bir sorununa dokunmuştu. Maya Mor’a ve ailesine göre olaylar; her ne kadar sayısız kader çizgisinin, birleşip-ayrıştığı, labirent gibi karmaşık ağlar zincirinin içinden doğsa da; öyle bir an geliyordu ki sayısız kişiye ait çizgiler birbirine yaklaşıyor, iç içe geçiyor, yoğunlaşıyor, orada bir kümelenme, bir düğüm oluşuyordu.

26 Temmuz 2018 Perşembe

37. Bölüm: Yüzleşme

Önce 36. Bölümü Okuyunuz

"Velhasıl insan acayip bir yaratık. 
Kim ki insanı çözdüm diyordur, 
yalan söylüyordur.”

Şeyda ve Serra, Maya’nın arkasından şaşkınlık içinde bakakalmışlardı onun gidiş tarzından çok sorduğu son soru onları dağıtmıştı. Sonra içeri biri girdi, bir adam. Bu sefer bir başka şaşkınlık daha yaşadılar. Bu adam babalarıydı, tanınmayacak hale gelmişti. Bir gece evde yoktular sadece. Ne olmuştu böyle! Sarhoş muydu?

Eda babasına atıldı: “Babam, ne oldu sana böyle?”

Serra koşup terliklerini getirdi, eğildi ayakkabısını çıkardı. Ayakta durmakta zorlanan adama güçlükle terliklerini giydirdi. Babalarını alıp az önce yan yana oturdukları divana götürdüler, arka yastığını divanın baş tarafına koyup babalarını yatırmaya çalışırken; Serra gözleriyle açık pencereyi işaret ederek ve gözlerini devirip, kafasını iki yana sallayarak, ondan bahsetmeyelim, işareti verdi Eda’ya.

23 Temmuz 2018 Pazartesi

36. Bölüm: Berrak Kafe: Eda ve Serra Kardeşler


Önce 35. Bölümü Okuyunuz



Binlerce yıl önceye ait bir fikrin, bir inancın; 
başka fikirlerin içinde, kendini görünmez kılarak, 
sezdirmeden varlığını sürdürdüğünü, 
bir virüs gibi hala yaşadığını keşfederdiniz. 

Büyük kız Eda, ortanca kız Serra; Sarıkent ’teki baraka evlerine geldiklerinde saat üçü geçiyordu. Tepeden aşağıya yürümüş, ter içinde kalmışlardı. Babaları yoktu. “Gelmemiş,” dedi ortanca kız Serra. “Gelir,” dedi Eda. Banyoya girip duş aldılar sonra mutfağa girip akşam için yemek yapma hazırlığına giriştiler. Sabahleyin yukarı evde olanları hiç konuşmuyorlardı.

Kafenin bahçesine bakan kapının tıklatıldığını duyunca irkildiler. Tanıdıklarından birilerinin onları yoklamaya geldiği akıllarına gelmişti hemen. “Hiç rahat bırakmayacaklar,” dedi Serra, “bıktım artık.”

“O cadı buraya gelmiş olabilir,” dedi Eda, teyzesini kastederek. Kapı yeniden tıklatıldı. Gelen gitmek istemiyor, ısrar ediyordu. Serra, hırsla kapıyı açtı. Maya Mor, kapıdaydı. Kızlar, kapıdaki bu kadını tanımadıklarını düşündüler ama gözleri bir yerden ısırıyordu onu. Sanki daha önceden gördükleri biriydi ama kim?

19 Temmuz 2018 Perşembe

35. Bölüm Osmanbey: Tarık Bey’in Evinde Olay Var

Önce 34. Bölümü Okuyunuz




Bundan sonra işler daha da çatallanacaktı.  
İçlerinden birini seçmek zorunda kalacağı 
birden çok yol açılacaktı önünde. 
Hangisini seçecekti?

Tarık Bey ve Harun, Şeyda Nur’un kızının hastanedeki işlerini tamamladıklarında saat üçe geliyordu. Harun, mezar yerini dahi ayarlamıştı. Yarın öğle namazından önce hastaneden alınıp defnedilecekti Şeyda Nur’un kızı.

Şeyda Nur’un torunu ile karşılaşması herkes için acı verici bir tablo olmuştu. Ölümün taze ve sıcak olduğu yerlerde bulunmak; çoğu insana, sevdiklerinin ölüm anlarını, cenaze anlarını, unutulmuş zannedilen anıları hatırlatır. İnsanlar böyle anlarda kendi ölülerine de ağlarlar, acılarını katmerleşmiş olarak yaşarlar. Kat kat. Ne kadar çok ölü varsa arkalarında, o kadar katlanmıştır acılar. Tarık Bey de hatırladı: Nisan’ın anne ve babasını hatırladı, ölmüş arkadaşlarını, vurulmuşları, yok edilenleri, en çok da anne ve babasıyla, karısını hatırladı.
Boğazında hissettiği yumru midesini bulandırdı, gözleri puslandı; etrafını iyi seçemez oldu. Taşlaşmış bir yüz ifadesiyle öylece ayakta dikilip kalmıştı. Ne ileri gidebiliyordu ne de geri. Ne yapması gerektiğini düşünemeyecek kadar donup kalmıştı. Harun gördü onu, usulca kolundan tutarak yandaki boş sandalyelerden birine oturttu, yanında kaldı, başını öne eğerek yanı başında ayakta bekledi.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

34. Bölüm: Teknede Bir konuşma Daha: Selim Baha ve Maya Mor

Önce 33. Bölümü Okuyunuz


Dünden beri Öz Emir’ini çiğnemişti. 
Sınır tanımayan Nysa buraya gelmiş,
yıllardır sabırla inşa ettiği emirlerini de, sırlarını da 
delip geçmişti.

Maya Mor iskeleye vardığında Selim, teknenin güvertesindeki şezlonga uzanmış kitap okuyor gibi görünüyordu. Oysa tekneye kadar olan iskele yolu boyunca onu gözlemleyerek gelen Maya, kitabı elinde sadece bir süs olarak tuttuğunu ve okumaktan çok düşündüğünü anlamıştı.  Nitekim Maya tekneye çıkana kadar Selim onu fark etmemişti bile. Selim’in üzerinde bir tişört ayağında ise şort vardı. Pilli radyodan New Age tarzı bir müzik yükseliyordu.

“Vangelis, nereden aklına geldi?”

Selim zıplayarak doğruldu: “Radyonun aklına gelmiş.”

Maya Mor radyoya gitti, sesini kıstı. Sonra ayağa kalkıp selamlaşmaya hazırlanan Selim’in yanına gelip iki yanağından sevgiyle öptü.

“Bugün, unutulmuş olmanın hüznünü yaşıyor gibisin.”