16 Temmuz 2018 Pazartesi

34. Bölüm: Teknede Bir konuşma Daha: Selim Baha ve Maya Mor

Önce 33. Bölümü Okuyunuz


Dünden beri Öz Emir’ini çiğnemişti. 
Sınır tanımayan Nysa buraya gelmiş,
yıllardır sabırla inşa ettiği emirlerini de, sırlarını da 
delip geçmişti.

Maya Mor iskeleye vardığında Selim, teknenin güvertesindeki şezlonga uzanmış kitap okuyor gibi görünüyordu. Oysa tekneye kadar olan iskele yolu boyunca onu gözlemleyerek gelen Maya, kitabı elinde sadece bir süs olarak tuttuğunu ve okumaktan çok düşündüğünü anlamıştı.  Nitekim Maya tekneye çıkana kadar Selim onu fark etmemişti bile. Selim’in üzerinde bir tişört ayağında ise şort vardı. Pilli radyodan New Age tarzı bir müzik yükseliyordu.

“Vangelis, nereden aklına geldi?”

Selim zıplayarak doğruldu: “Radyonun aklına gelmiş.”

Maya Mor radyoya gitti, sesini kıstı. Sonra ayağa kalkıp selamlaşmaya hazırlanan Selim’in yanına gelip iki yanağından sevgiyle öptü.

“Bugün, unutulmuş olmanın hüznünü yaşıyor gibisin.”

12 Temmuz 2018 Perşembe

33. Bölüm: Yeraltı Mezar Odasının Sırrı ve Geçmişe Açılan Kapı

Önce 32. Bölümü Okuyunuz

 



“Sen buraya geldiğinden beri hayatım değişti Maya Mor. 
Bir taşı harekete geçirdin. 
Ondan sonra onun çarptığı başka taşlar da harekete geçti, 
şu anda bütün taşlar yıkılıyor.”

Maya Mor, Nysa’ya, “hadi gidelim, geç oldu,” diyerek ayağa kalkmıştı ki, Derviş onu durdurdu. “Artık burada yaşayamayacağıma göre buraya ait bazı sırları açık etmem de bir sakınca görmüyorum. Size bir armağan vermek isterim Mor.”

Maya anlamıştı. Kalakalmış, heyecanlanmıştı. Bu, şu sıralar en fazla istediği bir şeydi. Burayı keşfettiğinden beri bu alanı araştırmak için zor zapt ettiği delice bir istek duyuyor, Derviş’in buradan gitmesini dört gözle bekliyordu. Başkaları buraya girmeden didik didik araştırmayı kafasına koymuştu. Sarıkent’e ikinci kez gelişinin altında yatan en önemli nedenlerden biri de buydu zaten. Burası keşfedilmeye hazır hazineydi, bir mirastı, bilinmeyen bir yerdi. Hangi arkeolog, hangi antropolog böyle bir gizemli yerden etkilenemezdi ki… Maya’nın karşısına çıkan hayatının fırsatıydı bu.

9 Temmuz 2018 Pazartesi

32. Bölüm: Baba Kasım'ın Soruşturması

Önce 31. Bölümü Okuyunuz

 




"Kilitlenmiş çenesinin arasından tıslayarak konuşuyordu. 
Dili ağzında rahat dönmüyor, sesler diline yapışıp kalıyordu. 
Mustafa adamdan gelen pas kokusunu duydu."


Aynı saatlerde bir adam çarşıdaki Kemal Bey’in kafesinde oturmuş, haber gönderdiği Mustafa’nın gelmesini bekliyor, önündeki ikinci birasını durmaksızın kafasına dikip, sigaraları birbirine ekleyerek aralıksız içiyordu.

Derken Mustafa göründü. Yüzü bembeyazdı, endişesini gizleyemiyordu. Bu adam, Berra’nın babası, onunla konuşmaya neden gelmiş olabilirdi. Babası, sabah erkenden Şeyda Nur’u götürmüş hala geri gelmemişti. Evden çıkarken bir ara annesine; adamın kafede beklediğini, kendisiyle konuşmak istediğini söylemek, aklından geçmişti ama bu ortalığı gereksiz yere alevlendirmek olacaktı. Sonunda kafasında bin bir soruyla adamın karşısına gelmiş, dikilmişti. Adam onu görünce hemen ayağa kalktı. İçtiklerinin parasını çoktan masaya koymuştu.

5 Temmuz 2018 Perşembe

31. Bölüm: Başka Bir Dünyaya Giriş

Önce 30. Bölümü Okuyunuz


"Yaşayan bir candan bahsediyoruz. 
Ölümün telafisi yok. 
Geri dönüşü yok.”


Derviş, Maya’nın; bu sahne bana bir şeyi hatırlattı, demesinin nedenini düşündü ama bu onun bulabileceği bir şey değildi. Maya Mor, bu içsel arayışa takılıp kalmış olarak yere bakarken, Nysa gelip onun omuzuna sevgiyle pat pat vurdu. “Nasıldı? Fena değildi bence.”

“Evet,” dedi Maya, kafasını kaldırıp.

“Bir kahve içelim,” dedi Nysa, “hepimiz hak ettik, bizim karşımızda içip durdun. Böyle lakayt seyirci de görmemiştim doğrusu.”

Derviş yerine oturdu, Maya karşısına geçti. Nysa kahveleri getirdi, sonra sandalyelerden birini getirerek iki koltuğun arasına yerleştirip oturdu. Sessizce kahvelerine içerlerken Nysa şöyle dedi: “Derviş neden bazı yerleri değiştirdin. Senin yüzünden şaşırdım, az daha rolden çıkıyordum.”

2 Temmuz 2018 Pazartesi

30. Bölüm: Bardacıklar: Kızkardeşler

Önce 29. Bölümü Okuyunuz


“Köy yeri burası 
herkesin her şeyi öğrenmesi için yarım saat yeter.  
Siz susacaksınız, biz de susacağız."


Saat öğlenin on ikisine geliyordu. Gülizar yatağına uzanmış gözleri tavanda yatarken, Fato gelenleri karşılıyor, çay getiriyor, onların getirdiği yiyecekleri alıp mutfağa taşıyor, arada Gülizar’ın yastığını düzeltiyor, bazen o küçücük odaya sıkıştırılmış sandalyelerden birini boş bulursa beş dakikalığına oturuyor, sonra ya mutfağa gidiyor ya da avluya çıkıp azıcık hava alıp geliyordu. Kızlar, annelerinin karşısına dizilmiş sandalyelerden ikisine yan yana oturmuştu. Hiç konuşmuyor, önlerinde kenetlemiş oldukları ellerine bakıyorlardı.

Ev sabahtan beri dolup taşıyordu. Bir gelen bir daha geliyordu. Bunu kimisi meraktan, kimisi de ayıp olmasın bugün onları yalnız bırakmamak lazım, diye düşündüğü için; çocuklarına bakmak veya ocağa yemek koymak veya yemeğin altını kapatmak için gidip, tekrar geliyordu.