23 Nisan 2018 Pazartesi

5. Bölüm: Sebil Apartmanı: Beklenmeyen Misafir

Önce 4. bölümü okuyunuz.



“Hayatıma iki yeni insan girdi. 
İkisinin de önemli olacağını hissediyorum.”


Selim Baha Birgili, o gün akşam altı sularında Maya’nın evine geldi. Daha önce evden telefonla aramıştı ama açan olmamıştı. Cep telefonundan aramamıştı çünkü o, Maya’nın evini görmek istemişti. Evi, çevresini, kapıcıyı, komşularını… Maya, Assos’a gideceğini söylemişti ama zamanını söylememişti. Evde bulamayabilirdi Maya’yı ama zaten bunu göze almıştı. Maya’nın babasıyla tekrar konuşmuş, ilgileneceğine söz vermişti. İstemeden de olsa bir sorumluluk yüklenmişti.

Kapıyı çaldı. Tek bir kere çalmasına rağmen kapı açıldı. Parlak gözlü, neşeli bir yüz buldu karşısında. “Başka biri?” Maya’nın bir arkadaşı olmalıydı. Demek Maya evdeydi.

“Maya’yı aramıştım” dedi adam.

“Ben Nysa” dedi, kadın gülerek. Konuşurken yüzündeki perçemi eliyle düzeltmeye başlamıştı. Heyecanlandığı zaman bunu yapardı. “Maya’nın üst kattaki komşusuyum. Kedisine bakıyorum. O dün gitti.”


“Ben Selim Baha Birgili” dedi adam. “Assos’a gideceğini söylemişti. Ama zamanını söylememişti, evde bulurum diye düşünmüştüm. Buraya yakın oturuyorum geçerken uğramak istedim.” Bu açıklamalardan sonra gitmeye hazırlandığını belli eden bedenini Nysa durdurdu.

“Aaa siz Savcı Bey’siniz.”

Adam şaşırdı, “Nerden biliyorsunuz? Maya mı söyledi?” Maya’nın kendisiyle ilgili bilgi vermesine şaşırmıştı. Onu daha geçenlerde tanımış, bir kere görüşmüşlerdi. Üstelik gayet özel ve hassas bir konuyla ilgili görüşmüşlerdi.

“Hayır, o sizinle telefonla konuşurken yanındaydım. Oradan çıkardım.”

Nysa, adamı zorla eve çağırdı. Adam, Maya yokken girmek istemedi. Nysa, Koruk’u göstermek için ısrar etti. Koruk bahaneydi. Adam, içeri girdi evi dolaştı. Nysa evle ilgili sanki kendi eviymiş gibi bilgiler verdi. Koruk ortaya çıkmadığı için Selim Baha onu göremedi. Nysa, ona kendi evinde kahve ikram etmek istedi. Selim Baha buna razı oldu. Maya olmadan evine girmiş olmak onu rahatsız etmişti ama Nysa’nın evine rahatlıkla gitti. O gün oraya geliş amacına uygun hareket ediyordu aslında.

Nysa, o gün yaptığı sade gözlemelerden çıkardı. Tereyağı, ev reçelleri, tulum peyniri ile balkondaki büyük sehpasını iştah açıcı bir şekilde süsledi. Adam kahve değil, çay istedi. Büyük zevkle, iştahla yedi. Arada usul usul apartmandaki komşuları, kapıcıyı sordu. Sonra Nysa’nın zaten anlatmaya dünden hazır olduğunu keşfetti. Nysa, Maya’yı nasıl tanıdığını, onunla nasıl tanıştığını anlattı. Sonra içeri gitti buzdolabından soğuk beyaz şarap getirip, açtı. Adama da koydu o da hiç itiraz etmemişti, bulunduğu bu acayip durumdan memnun görünüyordu.

Sonra… Sonra sözün nasıl başladığını bile sonradan bilemedikleri bir an geldi. Adam, Nysa’nın kendi hikâyesini anlattığını duydu. O gün adam için acayip bir gün olmaya devam ediyordu. Nysa’yı soluk almaktan korkarak dinledi. Arada mesleği gereği olduğu anlaşılan sorular sordu. “O kişileri bir daha görmüş müydü? İşitmiş miydi?” “Hayır” demişti Nysa, “yalnız O kızıl Cek’in öldüğünü söylediler bana hapishanedeyken. Araştırmadım. Hiç sormadım, düşünmek istemedim. İstemiyorum.”

“Çok acı çekmişsin.” Çok içtendi, sesi yumuşaktı.

İşte o zaman Nysa ilk kez ağladı. Ya da Nysa böyle düşündü. Belki de daha önceki ağlamalarını hatırlamıyordu. Bir an geldi, adam ayağa kalktı, ona sarıldı. Nysa başını adamın omzuna koyarak bu sefer hıçkırarak yüksek sesle ağladı. Adamın gömleği sırılsıklam oldu. Kâğıt mendillerle ihtimam göstererek kadının yüzünü sildi, elindeki şarap bardağını aldı, sehpaya koydu: “Üzüntülüyken içmemelisin. Bağımlılık yapar,”

Mutfağa gidip iki tane koyu Türk kahvesi hazırladı. Birlikte salona geçip, yan yana oturup kahvelerini içtiler. Konuşmadılar. Sonra Nysa, Maya’nın başından geçenleri bildiğini söyledi. Maya’nın olayın olduğu yere gittiğini anlattı. Aslında Maya’dan öğrendiği her şeyi tek tek anlattı demek daha doğru olur.

“Başına yine bir şey gelecek diye korkuyorum Selim,” dedi. Adamın adı ağzından doğal olarak çıkmıştı. Bir saat içinde hayatını anlattığı, omzunda ağladığı bu adam ona birçok kişiden daha yakındı. “Sakın bunu sana söylediğimi Mor bilmesin” diye de ilave etti. “Benle ölene kadar konuşmaz ve ben onu yeni buldum, kaybetmek istemiyorum.”

Selim Baha Birgili, o akşam evine geldiğinde ruhen yorulmuştu. Nysa’yı sakinleştirip, evden ayrılmıştı, sanki kırk yıllık arkadaş gibi sarılarak ayrılmışlardı. Selim Baha’nın çok da alışık olduğu şeyler değildi bunlar. Olanlara şaşarak kendi kendine güldü. Nysa’nın yaşadıkları onu derinden sarsmış, küçücük bir çocukluk hatasının nelere mal olabileceğini bir kere daha görmüştü. O Kızıl Cek denilen adam ve diğerleri aslında küçük Nisan’ı istismar etmişler, karanlık bir çukura sürükleyerek, onu orada öylece bırakmışlardı. Diğer yandan Maya’ya da kafası takılmıştı. Maya tedirgin eden bir insandı, her şeyi yapabilirdi, başına türlü şeyler de gelebilirdi. İzni yeni başlamıştı, bu sene nereye gideceğini biliyordu, planı değişmişti. Telefonuyla birini aradı, planlarındaki değişikliği anlattı.

*

Nysa o gece çok ağladı. Yıllardır ilk kez sarsıla sarsıla ağlıyordu. İçinde bir şey patlamıştı. Uzandığı divandan kalktı, kendine şekerli soğuk sütlü kahve hazırladı. Maya’ya ilk mesajlarını o sırada çekti. Sakinleşince yeni başladığı lacivert kaplı defterini açtı. Birkaç saat düşündü yazdı, sildi –kurşunkalemle yazıyordu- sonunda defterinde sadece şu cümleler kalmıştı: “Hayatıma iki yeni insan girdi. İkisinin de önemli olacağını hissediyorum.”

Maya’ya son mesajını çekti sonra telefonla birini aradı: “Uyumuş muydun? Geliyorum o zaman, anlatacaklarım var.”

Sadece anahtarını ve telefonunu alıp, üzerine geçirdiği bir sabahlıkla, sessizce dışarı çıktı, merdivenlerden inerek Maya’nın alt katının açık kapısından içeri girdi.

***
5. Bölümün Sonu

6. Bölüme Devam Ediniz


Dilara K. Tüfekçioğlu
Her hakkı saklıdır. Hiç bir yerde yayımlanamaz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder